İngiltere-AB Krizin Eşiğinde
Avrupa Birliği’nin Anayasası niteliğindeki Lizbon Anlaşması’nın son olarak Çek Cumhuriyeti tarafından onaylanması ile yeni bir döneme girilmiş bulunuyor. Almanya, İrlanda, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin çekinceleri konusunda verilen tavizler sonucu 2010 yılı başında yürürlüğe girmesi beklenen Anlaşma için bir pürüz daha ortaya belirmeye başladı: İngiltere. İngiltere’deki siyasi partilerin Lizbon Anlaşması ile ilgili farklı görüşler taşıması bu çerçevede Avrupa Birliği- İngiltere ilişkilerinin durgunlaşmasına neden olacak gibi gözüküyor.
İngiltere’de Mayıs sonunda yapılması planlanan genel seçimler öncesi partiler, Avrupa Birliği konusundaki açıklamalarıyla seçim propagandalarına devam ediyor. Lordlar Kamarası 18 Haziran 2008’de Lizbon Anlaşması’nı onaylamış olmasına rağmen ana muhalefetteki Muhafazakar Parti Lideri David Cameron referandumsuz Brüksel’e yetki devri olmayacağı konusunda açıklamalar yapıyor. Özellikle işçi hakları ve ceza sistemi gibi alanlarda birtakım yetkilerin geri alınabilmesi için Avrupa Birliği ile müzakereye girme sözü veren ana muhalefet lideri çıkaracağı egemenlik yasası ile Avrupa Adalet Divanı kararlarının İngiliz kanunlarının üstünde olmasını engelleyeceklerini ve son sözü İngiliz kanunlarının vereceğini belirtiyor.
İktidardaki İşçi Partisi Başkanı ve Başbakan Gordon Brown ise Çek Cumhuriyeti’nin Anlaşmayı imzalamasından dolayı memnuniyetlerini dile getiriyor. Brown, asıl zorluğun iklim değişikliği ve ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği olmasına rağmen Avrupa Birliği’nin sosyal mevzuat ve istihdamla ilgili yasalardan çekilmek istediği gerekçesiyle Cameron’u suçluyor. ( Tıkla-1) Muhafazakarların dile getirdiği eylemler Avrupa Birliği’nin sosyal politikalarının İngiltere’de geçerli olmaması anlamına geliyor.
Muhafazakar Parti yapılacak genel seçimlerin favorisi olarak gösteriliyor. Ancak muhafazakarların iktidara gelmeleri halinde Lizbon Anlaşması’nı referanduma götürme sözlerini tutmaları zor gibi gözüküyor. Nitekim muhafazakarlar iktidara gelene kadar geçen süre içinde Lizbon Anlaşması’nın 27 üye ülke tarafından kabul edilmemiş olması halinde metni referanduma sunacaklarını belirtmişti. Çek Cumhuriyeti’nin de onay vermesiyle Anlaşma’nın uygulanmasının önündeki en büyük engel kalktığından verilen bu sözün yerine Muhafazakar Parti’nin yeni katılım anlaşmalarını referanduma götürme yolu daha olası görünüyor.
Avrupa Birliği’nin kurucularından Fransa, Lizbon Anlaşması’na karşı olumsuz bir tavır takınan Muhafazakar Parti’nin yapmış olduğu açıklamalara sert tepki gösteriyor. Fransa’nın Avrupa Bakanı Pierre Lellouche “Avrupa Birliği için çok önemli bir ülke olan İngiltere’nin bağları koparmaya çalışması çok üzücü. Biliyorum geri gelecekler. Ama yolculuklarının kısa sürmesini diliyorum” şeklinde yapmış olduğu açıklamayla durumu ifade etmiştir.( Tıkla-2)
İngiltere Avrupa Bakanı Chris Bryant yapmış olduğu açıklamalarda, Lizbon Anlaşması’nın üye ülkeler tarafından onaylanmış olması ve bu durumun İngiltere- Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde olumlu gelişmelere vesile olacağı konusunda hem hükümetin hem de parlamentonun ortak görüşte bulunduğunu hatırlatsa da Muhafazakarların iktidar olması halinde tüm dengelerin tersine dönebileceği ihtimalini unutmamak gerekir.
Seçimler öncesi Lizbon Anlaşması bağlamında siyasi partiler arasında yaşanan bu çekişmeler İngiltere ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin İngiliz iç politikasına göre bir seyir izleyeceğinin en açık göstergesidir. Avrupa Birliği her ne kadar İngiltere ile ilişkilerini iyi düzeyde tutmak istese de yapılan anket sonuçlarına göre iktidara gelmesi muhtemel gözüken Muhafazakar Parti’nin zaferi ile ilişkilerin yeni bir uyuşmazlığa gebe olduğu açıktır.
(Nail Alkan, AB – Balkanlar - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı)