Tahran’ın nükleer alandaki bu son hamlesi, bölge ve dünya genelinde endişeleri artırmış durumdadır. Nükleer silah üretiminde kullanılabilmesi için uranyumun yüzde 90 oranında zenginleştirilmesi gerekmektedir. Bakıldığında, İran, sivil amaçların ötesinde nükleer silah yapımına doğru kayıyor izlenimini vermektedir.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 17 Şubat Çarşamba günü Arabia TV’ye verdiği demeçte, İran’ın nükleer güç haline gelmesini istemediklerini, ama bunu engelleyemediklerini, bu sebeple de İran’a karşı uygulanacak politikalarda yaptırımlardan başka bir seçeneğe yer vermediklerini belirtmişti.
Başta ABD olmak üzere, Fransa ve Almanya, Tahran’a karşı daha sert ek yaptırımlar uygulanmasını istemektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip 5 daimi üyesinden Çin ise ek yaptırımlara karşı çıkmakta ve Amerika’nın işini yokuşa sürmektedir. Çin her ne kadar sabırlı olunması ve diplomatik çözümün izlenmesinin gerektiği görüşünde ise de güncel gelişmeler, yaptırım uygulamalarının fiilen başladığına işaret etmektedir.
Rusya, 17 Şubat’ta teknik bir sorun nedeniyle İran’a hava savunma sisteminin tesliminde gecikme olacağını açıklamıştır. Rus yetkilinin, teslimatın ancak sorun giderildiği zaman olacağını açıklamasına rağmen bu sorunun ne zaman giderilebileceği konusuna ise açıklık getirilmemiştir. Oysaki Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Vladimir Nazarov, daha geçen hafta, füzelerin sevkiyatının gerçekleştirilmemesi için bir neden olmadığını söylemiş; ülkesinin İran’la imzaladığı anlaşmaya uyması gerektiğini belirtmişti. Bu noktada İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Moskova ziyareti, dikkat çekicidir. Kimi İranlı yetkililer, gecikmede İsrail ve Amerika’nın Rusya üzerindeki baskısının etkili olduğunu söylemektedir. Rusya’nın satacağı S-300 füze bataryalarının İran’a tesliminin ertelenmesi, uygulanacak ilave yaptırımlar açısından önem taşımaktadır. İsrail ve Amerika, İran’ın nükleer tesislerinin vurulmasını imkânsız hale getireceği gerekçesiyle yıllardır satışı engellemeye çalışıyor, S-300 füze bataryalarının teslim edilmemesi için Moskova’ya ağır baskı yapıyordu. Nitekim İsrail Başbakanı’nın Moskova ziyaretinin asıl amacının bu olduğu görülmüştür.
Rusya’nın ayak diremesine tepki gösteren İranlı yetkililer, bu ay başında, S-300 modeline benzer bir savunma sistemini geliştirmeye başladıklarını açıklamıştı. İran Hava Kuvvetleri Komutanlarından Hasmetullah Kasiri, üzerinde çalışılan yeni sistemin yakın bir gelecekte hazır olacağını söylüyor.
Rusya, ilk olarak 1979’da kullandığı S-300 hava savunma sistemi ile büyük sanayi tesisleri ve askeri üslerini düşman uçaklara ve füzelere karşı korumayı amaçlıyordu. Savunma amacıyla eski Sovyetler Birliği’nde geliştirilen sistem, karadan havaya atılan S-300 füzelerinden oluşmaktadır. Azami 200 km menzilli yeni S-300 füzeleri, Amerika’nın Patriot füzesavar sistemi gibi, bundan böyle, orta ve kısa menzilli balistik füzelere karşı da kullanılabilme özelliğine sahiptir.
Birleşmiş Milletler’e bağlı Atom Enerji Dairesi, İran’ın nükleer silah yapmaya çalışmasından kaygı duyduğunu, bugün ilk kez açıkladı. Uluslararası Atom Enerji Dairesi Başkanı Yukiya Amada, son raporunda, İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili edindikleri en yeni bilgilerin, bu ülkenin nükleer savaş başlığı yapma olasılığını artırdığını yazdı. BM’nin de açıkça vurgulaması üzerine, artık, İran’ın nükleer silah peşinde olup olmadığı duraksamaları sona ermiş görünmektedir.
Sonuç olarak, görülen odur ki, BM Güvenlik Konseyi’nin Çin dışında 4 daimi temsilcisi ile Almanya ve İsrail, İran’ın nükleer çalışmalarına yönelik yaptırım uygulamakta kararlıdır. Çin, her ne kadar, yaptırım yerine diplomatik yollardan gidilmesini istediğini beyan etse de bunun altında yatan nedenin, son dönemlerdeki ABD – Tayvan ilişkileri olduğu söylenebilir. Amerika’nın ve İsrail’in şuanki gayretleri, uluslararası toplumun acil yaptırım talepleri ve Rusya’nın kendince aldığı önlemler, kısa vadede, İran’ı durdurabilecek gibi görünmemektedir. İran, her zaman olduğu gibi, baskı ve yaptırımları gözardı edip, nükleer çalışmalarına devam etmektedir.
(Özlem Pınar ORAN, SDE Asistan)