ABD, Tahran yönetimine karşı olası bir askeri operasyon düzenlenmesi için, ilk önce bölge ülkelerini ikna etmesi gerektiğini anlamıştır. Çünkü Afganistan ve Irak’ın işgalinin, bölge ülkelerinden destek almaması veya alamaması, ABD yönetimini işgal ettiği her iki ülkede de zor durumda bırakmaktadır. Bu bağlamda Obama Yönetimi, Bush’un Afganistan ve Irak’ta düştüğü hataya, İran’da da düşmemek için bölgede lobi faaliyeti hazırlıkları içerisindedir. Bugün ABD, İran başta olmak üzere, hiçbir ülkeye uluslararası toplumun desteğini almadan herhangi bir müdahaleye kalkışacak durumda değildir. Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin Afganistan ve Irak’ta düştüğü bataklığa bir üçüncüsünü eklemek istemediği söylenebilir.
Diğer yandan İran’ın, uranyum zenginleştirme konusundaki açıklamaları, içini karıştırmaya çalışanlara yönelik bir gözdağı olarak görülebilir. Tahran yönetimi, ülke içindeki muhalefet gruplarıyla başa çıkma ve baskı kurma çabalarında başarı sağlayamamıştır. Aynı zamanda Batı dünyası ile de kriz yaşamaktadır. Dolayısıyla iç muhalefete karşı kaydadeğer önlem alamazsa, Ahmedinejad’ın hem iç, hem de dış krizlerin üstesinden gelmesi zor görünmektedir.
Sonuç itibarıyla İran, nükleer faaliyetler konusunda ısrarcı bir tutum sergilediği müddetçe iç ve dış baskılara maruz kalabilir. Bu açıdan, muhalefeti susturmak yerine alternatif çözüm arayışlarına girmesi yararlı olacaktır. Tahran yönetiminin, nükleer tesisler konusunda uluslararası arenaya yönelik sürekli değişik tavırlar sergilemenin zamanının geçtiğini kavraması gerekmektedir. Aksi takdirde, Ahmedinejad bölge ve uluslararası toplumlar nezdinde güven kaybedebilir. Öte yandan ABD’de de, Körfez ülkeleri üzerinden İran’a karşı başlattığı ikna turu veya yeni hamlelerden pek sonuç alacağa benzememektedir. Bu nedenle bölgede İran, İsrail, ABD ve batılı ülkeler devamlı birbirleriyle saklambaç halinde görünebilirler.
(Ali SEMİN, SDE Asistan)