Küresel ekonomik kriz öncesi, dünya düzeninin, birbirini tamamlayan iki süper gücü olan ABD ve Çin ilişkilerinin, atlatılmaya çalışılan kriz sonrası dönemde, eskisi gibi olmayacağının sinyallerini vermeye başladı.
2008 Dünya küresel finans krizi öncesi, dünya ekonomisi adeta Çin’in ürettiği ve ABD’nin de tükettiği bir mekanizmanın çarkları arasında dönüyordu. Ancak yaşanan kriz sonrası başlayan yeni dönemde, ülkeler de politikalarını değiştirmeye başladı. Seçim kampanyalarında özellikle işsizlik ve ekonomik krizle mücadele edeceğine dair seçmenlere söz veren Obama, hem bu sözünü tutmak hem de ülkesinde beklenen ölçüde düzelemeyen ekonomik durum ve artan işsizlikle savaşıp, kaybetmeye başladığı kamuoyu güven ve desteğini artırmak amacıyla, 2009 yılı sonundan itibaren ABD dış ticaretinde yeni atılımlar aramaya başladı. İthalata dayalı Amerikan ekonomisinde, iç üretimi canlandırmak amacıyla birtakım kararlar alan Obama’nın bu politikası Çin’in tepkisine yol açtı.
(Tıkla 1)
İki ülke arasındaki gerilim ilk olarak 2009 sonunda ABD’nin Çin’den ithal ettiği araba lastiklerinin vergilendirilmesinde yaptığı düzenlemelerle başlamıştı. Başkan Obama, Çin’den alınan lastik gibi bazı mallar üzerindeki gümrük vergisini artırmış ve Çin’in “aşırı korumacı” olarak nitelendirdiği bu uygulama sonucu iki ülkenin arası biraz daha açılmıştı.
(Tıkla 2)
Geçtiğimiz günlerde Obama, yaptığı bir konuşmada, Çin’in para birimi Yuan politikasını eleştirerek bu ülkeyi piyasalarını Amerikan mallarına açmamakla suçladı. Çin, geçtiğimiz yıl 196 milyar dolarlık ticaret fazlası verdiğini açıkladı. ABD ve Çin ile ticaret yapan pek çok ülke, bu ticaret fazlasının sebeplerinin altında Çin’in izlediği Yuan politikasının yattığını iddia etmektedir.
Çin’in, Yuan’ın değer kazanmasına engel olması, ABD ile arasındaki ticaret dengesinde
ABD aleyhine bir durum yaratmaktadır. Yuan’ın Dolar karşısında değerinin düşük olması dış ticarette, Çin mallarının fiyatlarının düşük olmasını sağlamakta ve Çin mallarını, ABD mallarına kıyasla cazip bir hale getirmektedir. Çin yönetimi, Yuan’ın Dolar karşısında sabit çıpalanma uygulamasına 2005 yılında son vermiş, 2008 yılında yüzde 20’lik bir değer artışı gerçekleştirmiş ve o zamandan itibaren de herhangi bir değişim gerçekleştirmemiştir. Çin, uyguladığı bu politika ile kendi ihracatını canlı tutmaya çalışmakta dolayısıyla ABD Başkanı Barack Obama’nın özellikle Asya-Pasifik gezisinde, bu konuda ortaya koyduğu söylemlerine sıcak bakmamaktadır. ABD Başkanı ise konunun üstüne gideceklerini ifade etmektedir. Amerika’nın 2010 yılı ekonomik politikasına tüm bu durumları göz önünde bulundurarak şekil vermesi beklenmektedir. Çin tarafı ise Yuan’ın makul bir düzeyde değerlendiğini iddia ederek, bu durumu yalanladı.
(Tıkla 3)
Ekonomik sebeplerle başlayan ve devam eden bu gerginliğin, diğer sebeplerinden birisi de, Çin’de gördüğü sansür ve saldırıları ileri süren Google firmasının, ülkeden çekileceğini açıklamasıdır. Çin, internet özgürlüğü olmadığı gerekçesiyle, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından eleştirildi. Konu giderek bir söz düellosuna döndü.
(Tıkla 4)
Ayrıca, Aralık 2009’da yapılan Dünya İklim Zirvesi’nde de bir türlü anlaşmaya varılamaması ve bu durumu zorlaştıran ülkeler arasında Çin’in de bulunması ve takındığı tavır, iki ülkeyi karşı karşıya getirmişti. İki ülke arasındaki gerginliği artıran bir diğer sebep de, ABD Başkanı Barack Obama’nın sürgündeki Tibet ruhani lideri Dalai Lama ile görüşme planları oldu. ABD, Çin tarafından sert bir dille eleştirildi.
(Tıkla 5)
Çin ve ABD arasında yaşanan en büyük gerilimlerden biri ise, geçtiğimiz hafta sonu, ABD’nin Tayvan’a 6,4 milyar dolarlık 114 Patriot füzesi, 60 Black Hawk helikopteri, Tayvan'a ait F-16'lar için iletişim teçhizatı ve denizaltı satışını duyurması oldu. 1949 yılından beri Çin’den ayrı yönetilen ve Pekin yönetiminin “tek ülke iki yönetim” politikası izlediği Tayvan’a satılan silahları kendine tehdit olarak gören Çin, ABD’yi kınayarak nota verdi. Ayrıca ülkedeki Amerikan şirketlerine yaptırımların artacağını belirten Pekin Yönetimi, ABD ile askeri temasların askıya alındığını söyleyerek iki ülke arasındaki bölgesel ve uluslararası işbirliğinin de bitebileceği tehditlerinde bulundu.
(Tıkla 6) Geçtiğimiz günlerde Almanya'da 46. Münih Güvenlik Konferansına katılan Çin Dışişleri Bakanı, ABD’nin bu tutumundan ötürü halkın ve yönetimin büyük rahatsızlık duyduğunu ve ABD’nin bu satışı durdurması gerektiğini ifade etti. Çinli Bakan, aynı konuşmada, İran nükleer sorunu konusunda diplomatik çözümün en iyi yol olacağını belirtti. (Tıkla 7) İran’dan uzun bir süredir nükleer çalışmaları konusunda uzlaşı bekleyen, başta ABD olmak üzere, Batı ülkeleri bu ülkeye karşı yaptırım uygulama yoluna doğru giderken, Çin’in, füze satışı olayı üzerine, bu tarz bir tutum takınması ve yaptırımlara destek vermeyecek gibi davranması iki ülke arasındaki tansiyonu biraz daha artırdı.
Sonuç itibariyle, iç siyasetlerine yönelik çıkarları sebebiyle birbiri ile zıtlaşan Çin ve Amerika gibi iki süper gücün bu gerginlikleri, hem ikili ilişkilerinde hem de küresel düzeyde çeşitli etkiler yaratacak gibi gözükmektedir. Özellikle, Obama’nın, “Birliğin Durumu” konuşmasında kendine olan iç desteğin artmasına yönelik, ABD halkının halihazırda en büyük sıkıntıları olan işsizlik ve ekonomik durumdan bahsederek bu sorunu çözmede ne kadar kararlı olduğunu göstermesi ve daha sonraki açıklamalarında, Çin’i hedef alır konuşmaları ile Çin’in, Tayvan’a füze satışından ötürü duyduğu rahatsızlık ve bu doğrultuda değişen nükleer güç politikası ve aldığı kararlar göz önünde bulundurulduğunda; iki ülke arasındaki bu tartışmanın daha da devam etmesini beklemek mümkündür. Bu gerginliğin hangi noktaya varacağını, yaşanan yeni olayların ilişkileri nereye sürükleyeceğini ve gerginliğin nerede sona ereceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.
(H. Gülin Koçak, Asistan)