ABD Geri Adım Attı
İsrail-Filistin barış görüşmelerinin yeniden başlatılması amacıyla Kudüs’e giderek İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşen ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Filistinlilerin barış sürecinin başlayabilmesi için bekledikleri, ‘Yahudi yerleşimlerinin durdurulması’ politikasında geri adım attı. (Tıkla-1)
Clinton; Filistinlilerin barışın gerçekleşmesi için asgari şart olarak ortaya koydukları ‘Yahudi yerleşim inşaatlarının dondurulması’ talebine karşın; İsrail’in zaten Batı Şeria’daki yerleşim yerleri için görülmemiş ödünler verdiğini ileri sürerek, bu talebin barış görüşmeleri için bir ön koşul olamayacağını, her müzakerede tümüyle yerine getirilemeyecek taleplerin de olabileceğini dile getirdi. Ayrıca açıklamalarında, kapsamlı bir barış konusundaki kararlılığını da dile getiren Clinton, “bu süreçte önemli olan müzakerelerin başlamış olması” diyerek, görüşmeleri İsrail’in yanında sürdürmeye devam ediyor. (Tıkla-2)
Görüldüğü üzere ABD’nin; Barack Obama ve Hillary Clinton’un, tavır ve söylem bakımından da her anlamda olabildiğince İsrail’in yanında duruyor olması bizleri bu tabloda şaşırtmamaktadır. Bu süreçte ABD’nin tavrına bakılacak olunursa; başlangıçta yerleşimlerin durdurulması konusunda uzun süre İsrail’e baskı yapan ABD, bunun üzerine yerleşim birimleri inşaasına izin veren İsrail Hükümeti’nin muhalefetine rağmen, müzakerelerin başlamış olmasının asıl olduğunu belirtiyor. Ayrıca; geçici dondurmayı bile kabul etmeyen Netanyahu’nun geçmişte Filistinlilerin barış görüşmeleri için yerleşimlerin durmasına yönelik taleplerinin olmadığı açıklamasına katılan Clinton, İsrail’in bu anlamda diplomatik kazanç elde etmesini sağlamış olmaktadır. Nitekim siyonizmin politik ve diplomatik mücadelesinin başarısı olarak doğan Modern İsrail Ulusu, bu süreçte de aynı başarıyı gösterme azmindedir. Konuşmalarında Filistinlilere gözdağı vermeye devam eden Netanyahu, barışın gerçekleşebilmesi için zaten olabildiğince çaba sarf ettiklerini, kendilerinden daha büyük özveriler beklenilmemesi gerektiğini dile getirmiştir. Tüm bu olanlara rağmen geri adım atmama kararlılığını gösteren Filisitin Yönetimi; barışın önündeki en büyük engelin yasal olmayan yerleşim yerleri inşası olduğunu belirterek İsrail’in bu konuda hiçbir mazeret göstermeden atılması gereken adımları artık atması gerektiğini söylüyor. Bu yerleşim yerlerinin yasadışı olduğu iddiasını ise; özellikle Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün uluslar arası yasalar ve BM kararları çerçevesinde işgal altındaki topraklar olarak adlandırıldığı söylemiyle destekliyor.
Bununla beraber Filistin Hükümeti; BM, ABD, AB ve Rusya’nın oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü’nün 2003’te taraflara imzalattığı ‘iki devlet’ prensibi çerçevesinde performans yönelikli bir çözüm arayışı olan ‘Ortadoğu Barışı İçin Yol Haritası’ uyarınca da yerleşimlerin durmasının İsrail’in en büyük yükümlülüğü olduğuna dikkat çekiyor.
Öte yandan İslam Konferansı Örgütü İcra Komitesi’nin yakın tarihli yayınladığı rapor olaya başka bir açıdan bakmamızda da şüphesiz bize yardımcı olacaktır. Bu rapor; kutsal alanlara tecavüzler, yerleşim, İsrail'in ev inşaatları, Filistin'de eğitim durumu ve sağlık sektörü gibi ana başlıklardan oluşuyor. Raporda, İsrail'in El Aksa Camii'ne yönelik saldırılarının her geçen gün arttığına dikkat çekiliyor. Ayrıca, İsrail'in esas amacının Kudüs'ü ikiye bölmek olduğu belirtilirken, bunun açıkça İsrailli yetkililer tarafından dile getirildiği de kaydediliyor. Filistin'de eğitiminde bambaşka bir hal aldığını ve Filistin'in geleceğinin tamamen yok edilmek istendiğine işaret ediliyor. Raporda ayrıca, Kudüs'te Arap ve İslam kimliğinin yok edilmek istendiği kaydediliyor. Son olarak raporda; İsrail’in, arkeolojik kazılar, Eski Şehir çevresinde mülk alımı, Filistinlilere ait arazilerin önce yeşil alana dönüştürülme bahanesiyle istimlakı ve meskunlarının sahiplik hakkını belgeleyemeyecekleri tespit edilen binalara zorla el konulması gibi yöntemlerle Kudüs'ü Yahudileştirme politikası izlediği öne sürülüyor. (Tıkla-3)
(Elif Altun)