|
ORTADOĞUYU BEKLEYEN TEHLİKE
28.01.2010 13:20:28
Mevcut su kaynaklarının ülkeler arasında adil paylaşımı, özellikle sınıraşan tanımlanması içerisine giren sular ve mevcut su kaynaklarının kıt olduğu havzalar açısından bir başka olguyu da şekillendirmektedir. Kısaca su sorunu olarak tanımlanabilecek bu olgu, farklı ülke topraklarından geçen çok sayıda akarsuya sahip olan ve su fakiri çok sayıda ülkenin üzerinde bulunduğu Ortadoğu gibi coğrafyalar açısından ayrı bir önem arz etmektedir.
1. Giriş
İnsan yaşamının sürdürülmesinin en önemli kaynağı olan su, ekonomik ve ticari değeri nedeniyle de medeniyetlerin oluşumuna kaynaklık etmiş, var olduğu yerlere hayat götürmüştür. Su, dünya nüfusunun ve çevre kirliliğinin içerisinde bulunduğu artış trendinin doğal bir sonucu olarak, günümüzde önemini hiç olmadığı kadar arttırmış ve devletlerin dış politikalarının gündemine hidropolitik adıyla girmiştir.
Mevcut su kaynaklarının ülkeler arasında adil paylaşımı, özellikle sınıraşan tanımlanması içerisine giren sular ve mevcut su kaynaklarının kıt olduğu havzalar açısından bir başka olguyu da şekillendirmektedir. Kısaca su sorunu olarak tanımlanabilecek bu olgu, farklı ülke topraklarından geçen çok sayıda akarsuya sahip olan ve su fakiri çok sayıda ülkenin üzerinde bulunduğu Ortadoğu gibi coğrafyalar açısından ayrı bir önem arz etmektedir.
2. Suyun Stratejik Önemi ve Ekonomik Değeri
Su kaynaklarının her geçen gün daha da kıymetlendiği dünyamızda, yaklaşık 1 milyar kişinin su kaynaklarına ulaşmakta zorluk çektiği; 2,5 milyar insanın ise yetersiz su kullanımının sebep olduğu sağlıksız şartlar altında yaşamını sürdürdüğü bilinmektedir.[1] İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en temel madde olan suyun, aynı zamanda ülke ekonomilerinin gelişimi ve çevrenin korunması açısından da hayati bir önemi bulunmaktadır.[2]
Aslında suyun taşıdığı önemin şekillenmesindeki en önemli etken, suyun alternatifsizliğidir. Özellikle 20. yüzyılda stratejik bir enerji kaynağı olarak önem kazanan petrol bile alternatif enerji kaynakları ile ikame edilebilirken, suyun alternatifinin bulunamadığı görülmektedir.[3] Dünyanın artan nüfusuna karşılık su kaynaklarının kirletilmesi[4] ve suyun ekonomik olarak kullanılmaması, özellikle çevre kirliliğine neden olan endüstriyel ve evsel atıklar ile hızlı yapılaşma, kaliteli ve kullanılabilir suyun ihtiyaçları karşılamaktan giderek uzaklaşmasına neden olmaktadır.[5] Bu nedenle zengin kaynaklara sahip olan ülkelerin, ekonomik ve stratejik bir koz olarak algıladıkları su, barış ve işbirliğine sebep teşkil etmesi ile birlikte, potansiyel savaş tehlikesini de gündemde tutmaktadır.
Su, iç çekişmelerin hiçbir zaman eksik olmadığı, büyük güçlerin entrikalarının sürekli olarak sahnelendiği Ortadoğu’da, her geçen gün daha da fazla önem kazanmıştır. Bilim adamlarının tespitine göre dünyada 26 adet su yoksulu ülkeden 9’u Ortadoğu’da bulunmaktadır.[6]Geleceğe yönelik öngörüler ise, bölgenin 2025 yılında nüfusunu ikiye katlayarak 600 milyona ulaşacağı ve suyun stratejik öneminin giderek artacağı yönündedir.[7] Bu nedenle bölgede yegane su kaynaklarına sahip olması nedeniyle suların kullanımında belirleyici role sahip olan Türkiye, gelecekte daha yoğun biçimde yaşanacak sorunun tam da merkezinde yer almaktadır.
3. Sınıraşan Sular Sorununa Uluslararası Hukukun Yaklaşımı
Suyun giderek artan önemi ve sınıraşan sular kavramının ülkelerin birbirleriyle olan anlaşmazlıklarında giderek öne çıkan bir etken olarak yerini alması neticesinde, uluslararası hukuk konuyla ilgili bir takım yaklaşımlar getirmiştir. Bu yaklaşımlar;
3.1 Mutlak Egemenlik (Harmon) Doktrini: Yukarı kıyıdaş devletin, nehir sularını dilediği gibi, kısıntısız saptırabilmesi ya da kullanabilmesi biçiminde tanımlanan bu görüş, adını ABD Başsavcısı Judson Harmon’dan almıştır.[8] Harmon doktrini, aşağı sahildar devletin çıkarlarının ve taleplerinin göz ardı edilmesine neden olabilmektedir.[9]
3.2 Sınırlı Ülke Egemenliği Görüşü: Söz konusu görüş, devletin egemenliğine dayanan hak ve yetkilerini kullanırken uluslararası hukuk kurallarının getirdiği sınırlamalara uymak zorunda olduğu, bu sınırlamaların başında; ülke egemenliğine dayanan hakların, başka devletlerin çıkarlarına zarar verecek şekilde kullanılmamasını öngören teamül kuralı geldiği şeklinde özetlenebilinir.[10]
3.3 Doğal Durumun Bütünlüğü Görüşü: Yukarı sahildar devletle suların fiziki niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmama, suların doğal akışını değiştirmeme, aşağı kıyıdaş devletin suyollarının kullanımı ile ilgili onayını alma ve aşağı kıyıdaş devletin ilerdeki kullanımının da göz önünde tutulması yükümlülüklerini getiren doğal durumun bütünlüğü doktrini, tamamen aşağı kıyıdaş devleti korur nitelikte olan yapısı nedeniyle genelde kabul görmemektedir.[11]
3.4 Ön Kullanımın Üstünlüğü Görüşü: Kıyıdaş devletlerin uluslararası nehir sularından diğer kıyıdaş devletlerden önce başlattıkları faydalanmaların, mutlak saygı gösterilmesi gereken bir kazanılmış hak olarak değerlendirilmesi, bunlara hiçbir şekilde zarar verilmemesi gerektiğini öne sürmektedir.[12] Bu görüşün uluslararası hukuka uygunluğu tartışmalıdır; çünkü uluslararası hukukta kazanılmış haklara saygı ilkesi ancak ahdi yoldan ya da devletlerin birbirlerine halef olması sonucu ortaya çıkabilir.[13]
3.5 Hakkaniyete Uygun Kullanım Görüşü:İki ya da daha fazla devletin sınırlarını oluşturan ya da bu sınırları aşan bir nehrin sularının, makul ve yararlı bir biçimde kullanma hususunda, tüm kıyıdaş devletlerin eşit haklara sahip olması ve birbirlerine mümkün olan en az zararı vererek sulardan ihtiyaçları ölçüsünde faydalanması gerektiğini savunmaktadır.[14]
Uluslararası hukuk her ne kadar su kaynaklarının paylaşımı ve kullanımı konusunda bir takım kurallar getirmişse de, bağlayıcı bir kural geliştirememiştir. Konuya ilişkin belirsizlikler ve sorunlar, değişik çatışmalara zemin oluşturma riskini gittikçe arttırmakta ve su kaynaklarının sürdürebilirliğini zorlaştırmaktadır. Bugün için 145 ülkenin sınıraşan sular sorunun muhatabı olduğu dikkate alınırsa problemin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.[15]
4. Ortadoğu’da Sınıraşan Suların Durumu ve Su Sorunu
Ortadoğu’da su sorunlarının, tarihsel süreç içerisinde diplomatik krizlere yol açabilecek derecede önemli ve ciddi problemler olarak kabul edildiği görülmektedir. Ortadoğu’da su sorunun, belki susuzluk nedeniyle değil ama suyun jeo-stratejik önemi nedeniyle, ilk defa 1956 yılında Mısır’ın Kızıldeniz’i, Akdeniz’e bağlayan Suveyş Kanalını millileştirme çabalarıyla başladığını söylemek mümkündür.
Bu anlamda kısmen Ortadoğu’yu da ilgilendiren bir diğer konu da Nil Nehri’nin paylaşımı ile ilgili olarak ortaya çıkan sorundur. Dünyanın en uzun nehirlerinden biri olan Nil Nehri’nin paylaşım konusu, Burundi, Ruanda, Zaire, Kenya, Tanzanya, Uganda, Etiyopya, Sudan ve Mısır arasında sorun olmuş, konunun Mısır’a da sınırı bulunan İsrail ve Arap dünyasını da ilgilendiren bir hal alması neticesinde 1959 yılında Nil’in paylaşımı ile ilgili bir anlaşma imzalanmıştır. Söz konusu anlaşma, İngiltere’nin girişimleri neticesinde bu ülkenin tekstil sektörüne önemli ölçüde hammadde desteği sağlayan Mısır’ın çıkarları doğrultusunda şekillenerek, Mısır’a Nil’in yüzde 66’lık, Sudan’a ise yüzde 22’lik kısmının bırakılması, geriye kalan bölümün ise anlaşmazlığa taraf olan ülkelerin kullanımına bırakılması kararlaştırılmıştır.[16]
Konumuz bağlamında bölgede bulunan Suriye ve Irak gibi ülkeler açısından da su sorunu önemli bir yer işgal etmektedir. Özellikle Suriye, Fırat ve Asi nehirleri konusunda sürtüşme yaşadığı Türkiye’ye karşı son zamanlara kadar terör kartını Türkiye’nin elindeki su kozuna karşı yıllarca kullanmıştır. Aslında Türkiye, Irak ve Suriye ile yaşadığı su sorununa barışçı çözüm yolları bulmak için gerekli girişimlerde bulunmuş ancak soruna taraf ülkelerden bu konuda gerekli desteği görememiştir.[17]
Irak ise farklı bir durum arz etmektedir. Topraklarından geçen suyun çoğunluğunu sulama amaçlı kullanan Irak’ın kullandığı sulama metotlarının çağdışı kalmış olması, yüksek buharlaşma oranları, uygun sızdırma ve drenaj sistemlerinin bulunmaması gibi nedenlerle Irak’ın kendisine gelen suyun yaklaşık yüzde 40’ını kaybettiği bilinmektedir. Irak’ın, enerji üretiminde suya neredeyse hiç yer vermemesi ve bu gereksiniminin neredeyse tamamını petrolden karşılanması bu anlamda önemlidir. Küresel ısınmaya çözüm bulmak zorunda olan küresel toplumun bu konuda getirmesi olası sınırlamalar ve petrolün bir gün bitecek olması; Irak’ın da diğer enerji kaynaklarına ve bu arada hidro-enerjiye yönelmesini gerektirmektedir.
5. Türkiye, Suriye ve Irak Arasındaki Sınıraşan Suların Durumu
Türkiye, sınıraşan sular nitelemesi içerisine giren Fırat, Dicle ve Asi nehirleri konusunda komşuları Irak ve Suriye ile zaman zaman düştüğü ihtilaf, bu ülkelerin birbirlerine karşı yürüttükleri dış politikanın en önemli belirleyicileri arasındadır.
5.1. Fırat Nehri
Üzerinde GAP Projesi kapsamında önemli barajların da olduğu Fırat nehri, büyük oranda Türkiye’den beslenmektedir. Suriye’nin katkısı yüzde 11’le sınırlı kalmakta, Irak topraklarında ise nehre hiçbir katkı olmamaktadır. Bugün için söz konusu ülkelerin kullanmak istedikleri su miktarı, nehrin toplam debisinden yaklaşık 13 milyar m3/yıl daha fazladır. [18]
5.2. Dicle Nehri
Dicle nehrinin yıllık su hacmine en fazla katkıyı sırasıyla Türkiye, Irak ve İran yapmaktadır.[19] Suriye ise, Dicle Nehri’ne hemen hemen hiçbir katkı sağlamamaktadır. Dicle Nehri’nden yapılan su taleplerine baktığımızda Fırat Nehri’nde gözlemlenen benzer durumun bu nehir için de geçerli olduğu görülmektedir.
5.3. Asi Nehri
Asi nehri, Türkiye ve özellikle de Suriye için önem taşımaktadır. Suriye’nin iki önemli kenti olan Hama ve Humus için hayati önem taşıyan Asi Nehri’nin Türkiye için önemi, bölgede yapılan sulu tarımın sürdürülmesi noktasında odaklanmaktadır. Asi nehrine en fazla katkıyı sırasıyla; Suriye, Lübnan ve Türkiye yapmaktadır. Türkiye’yi her fırsatta suyu tutmakla suçlayan Suriye, -Hatay’ı kendi sınırları içerisinde kabul ettiğinden- Asi Nehri’ni kendi ulusal suyu olarak görerek istediği gibi kullanmakta, yaz aylarında iyice azalan suyu tamamen kesip, kimyasal atıklarla kirleterek Amik Ovası’ndaki tarıma büyük zarar vermektedir.
5.4. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)
Türkiye’nin sınıraşan sular konusunda karşılaştığı problemlerin şekillenmesinde diğer bir önemli etken de Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) dir. Söz konusu proje kapsamında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral kurulması planlanmaktadır. Türkiye’nin GAP Projesi ile Fırat ve Dicle’yi kullanma seviyesinin artacak olması Suriye ve Irak’ı kaygılandırmaktadır. Söz konusu proje tamamlandığında Türkiye, Fırat ve Dicle’nin önemli bir bölümünü kontrol altına almış olacaktır.
5.5. Su Sorunu Çerçevesinde Türkiye, Irak ve Suriye İlişkileri
Birçoğu petrol zengini olan Ortadoğu ülkelerinin gelecek için taşıdığı en büyük endişe susuzluktur. Bölge ülkelerinde yaşanan su sıkıntısının geçmişten günümüze birçok sürtüşmeye ve savaşa neden olduğu bilinmektedir.
Su kaynakları bakımından dünyanın en problemli bölgelerinden birinde yer almakta olan Türkiye de, aslında su zengini bir ülke değildir. Aksine nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme olgularına bağlı olarak artan su tüketim değerleri dikkate alındığında, yenilenebilir tatlı su kaynaklarında bir azalma ile karşı karşıya olduğu açıktır. Ancak Türkiye’nin konuya her fırsatta barışçıl çözüm yolları getirme anlayışı içerisinde olduğu görülmüştür. Bölge ülkelerinin ise bu yaklaşıma aynı şekilde karşılık verdiğini söylemek güçtür. Örneğin, Suriye, Fırat Nehri üzerinde Sovyetler Birliği’nin parasal desteğiyle Tabka Barajı’nı yapmış ve Keban ile Tabka Barajlarında aynı anda su tutulması neticesinde hem Türkiye ve Suriye, hem de Suriye ile Irak arasında büyük bir sorun doğmuştur; savaş Suudi Arabistan ve Sovyetler Birliği’nin arabuluculuğu ile önlenmiştir.[20] Yine 1995 sonrası dönemde; Arap Birliği Teşkilatı, Türkiye’ye Dicle ve Fırat’ın “sularını kıstığı ve kirlettiği” gerekçesiyle bir nota vermiş ve bu doğrultuda Türkiye’den Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında yapılan barajlardan vazgeçmesini istemiştir. [21]
Konuya Irak açısından yaklaşıldığında, Irak’ın esas probleminin suyun miktarından çok kalitesiyle ilgili olduğu görülmektedir. Tüm nehirlerde olduğu gibi, aşağıya doğru akan Fırat ve Dicle Nehirleri de alüvyonlarla birlikte beraberinde önemli miktarda tuz aktarmaktadır. Ayrıca, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında su ve lağım tesisleri tahrip edilmesi ve lağım sularının içme suları şebekelerine sızması, bu anlamda son derece olumsuz bir tabloyu ortaya koymaktadır.[22]
Aslında Türkiye’nin, Suriye ve Irak insanlarına içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarını karşılayacak kadar suyu akıtması ahlâki ve vicdani bir sorumluluk olmasına karşın, birinci derecede tarım yapılmaya elverişli olmayan topraklarının da sulanması için su bırakmak gibi bir mecburiyeti olmaması gerekmektedir.[23] Ortadoğu’daki su sorununun mevcut durumunun oluşumunu şekillendiren olgulardan birisi de, geçmiş yıllarda petrolü politik bir silah olarak gören Arap ülkelerinin, suyun da politik bir silah olabileceğine ilişkin kalıp yargılarıdır.[24]
6. Türkiye ile Irak ve Suriye’nin Su Sorununa Yaklaşımları
Türkiye, Fırat ve Dicle Nehirlerini, uluslararası değil, sınıraşan su olarak kabul etmektedir.[25] Bu nedenle bu sularda paylaşım değil ancak tahsis işlemi yapılabileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda; BM Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun uluslararası suların akılcı ve hakça kullanımı ilkesi doğrultusunda üç aşamalı bir plan sunmuştur.[26] Buna göre ilk olarak, söz konusu nehir havzaları tek bir havza olarak el alınmalı,[27] su kaynaklarının envanteri çıkarılmalı, tarıma elverişli topraklar gözden geçirilmeli, ikinci olarak arazi kullanımı ve ürün desenine bağlı olarak toplam su tüketim ihtiyacı belirlenmeli ve son olarak da hangi tarımsal projelerin uygulanacağına karar verilmelidir.[28] Türkiye’nin bu önerisi Irak ve Suriye tarafından reddedildiği gibi bu ülkeler konuya alternatif bir çözüm de getirmemişlerdir.
Irak ve Suriye, Türkiye’nin Fırat ve Dicle Nehirleri üzerinde tam egemenlik hakkına sahip olmadığını, sorunun çözümünde Fırat ve Dicle havzalarının ayrı ayrı ele alınmasının gerekli olduğunu, Türkiye’nin suyu ekonomik bir meta olarak görmemesi ve politik bir araç olarak kullanmaması gerektiğini düşünmektedir. Bununla birlikte, Fırat ve Dicle üzerine yapılacak tesislerin Türkiye, Irak ve Suriye tarafından ortaklaşa belirlenmesi ve suların matematiksel olarak paylaşılması gerektiğini ifade etmektedir.
Ancak, Türkiye; matematiksel paylaşım ilkesi ile tarihsel ön kullanım hakkı görüşü ve ortak kaynakların paylaşımı görüşlerinin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.[29] Türkiye, bölgedışı ülke ve kuruluşların soruna karışma haklarının bulunmadığını ve matematiksel paylaşımın çözüm olamayacağını ifade etmektedir.[30]
8. Sonuç ve Değerlendirme
Su, insanlık için her geçen gün daha stratejik ve önemli bir kaynak halini almaktadır. Özellikle suyun başka kaynaklarla ikame edilemezliği ile karakterize olmuş alternatifsizliği, giderek azalan su kaynakları ve artan dünya nüfusu ile daha iyi anlaşılmıştır. Su kaynaklarının önemini algılayan devlet, kurum ve kuruluşlar daha önce petrol ve diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi şimdi de su kaynaklarını ele geçirmenin veya en azından denetlemenin yollarını aramakta, bu yönde politikalar ve stratejiler geliştirmektedirler. Başta ABD ve AB olmak üzere batılı büyük devletlerin ve çok uluslu şirketlerin gelecek stratejileri; su kaynaklarının denetim altına alınması ve yeni bir pazar alanı yaratılması üzerine kurgulanmıştır.
Günümüzde petrolden daha önemli bir ticari madde haline gelen su, Türkiye’nin Ortadoğu’daki güç dengesini etkilemesinde, ulusal ve bölgesel güvenliğin sağlanmasında gittikçe artan bir önem taşımaktadır. Ancak su kartı dikkatli oynanmalıdır. Su, hem barışı sağlayabilecek bir ticari madde, hem de devletlerin savaş nedeni olarak görebildikleri bir olgudur. Ortadoğu ülkelerinin birbirleri arasında tarihten gelen anlaşmazlıklar ve düşmanlıkların bulunuyor olması su sorununun her an bir çatışmaya dönme olasılığını arttırmaktadır. Nitekim Ortadoğu’daki su kaynakları günümüze gelinceye değin hem çatışmaları başlatmış, hem de arttırmıştır. İsrail-Arap savaşı, Ürdün iç savaşı, Lübnan’ın işgali ve Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde devam eden bölücü terör; bazen doğrudan bazen de dolaylı biçimde suyla ilintilidir.[31]
Ortadoğu’daki diğer olgularla birlikte, su sorununu da temelden önemli biçimde etkileyen ABD’nin Irak’a müdahalesi, konuyu daha da karmaşık bir hale sokmuştur. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye ve Suriye’nin sorun ile ilgili komşuları arasına ABD de girmiştir. Bu nedenle konunun taraflarından birinin artık sadece Irak olmadığı, bu anlamda ABD’nin güdümündeki Kuzey Irak yönetimi aracılığıyla su kartını kendi stratejisi doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyeceği bilinmektedir. Öteden beri var olan soruna ilişkin olarak bölge ülkelerinin talepleri ve izlediği politikalar belli idi. Ancak söz konusu işgalin ortaya koyduğu parçalanmış yapı, bölgedeki tüm hesapların baştan yapılmasına neden olmuş ve eskiden çok ciddiye alınmayan çatışma olasılığını daha da somutlaştırmıştır.[32]
Irak’ta inşa edilen bölünmüş yapı, sınıraşan sular konusunda da kendi içlerinde bir çatışmaya girebilir. Yakın bir gelecekte terör sorununun çözülmemesi durumunda, Kuzey Irak yönetiminin su konusunda Türkiye’yi zor durumda bırakmak için terörü kullanabileceği tahmin edilebilir. Ayrıca sorunun yeni aktörleri AB ve İsrail’de konuyu kendi çıkarları için maniple edebilecektir.
Konunun Türkiye’yi ilgilendiren diğer bir önemli boyutu ise, GAP Projesidir. Irak’ın işgali ile bölgede meydana gelen gelişmeler, Türkiye’nin yürüttüğü veya yürütmeye çalıştığı kalkınma projelerinin engellenmesi sonucunu doğurabilir. Son yıllarda GAP’a yönelik ilginin gitgide azalıyor olması bu sürecin başladığı şeklinde de yorumlanabilir.
Gelecekte daha da ciddi bir problem haline geleceği öngörülen su sorunu bağlamında, Türkiye tüm bu risk değerlendirmelerini ve olası tehditleri göz önüne alarak su politikalarını yeniden oluşturmalı, başka ülkelerin ve küresel güçlerin kendisine dayatacağı politikaları uygulamak yerine kendi çözüm önerilerini esas alan barışçıl bir strateji izlemelidir. Bu anlamda özellikle Suriye ile Türkiye arasında yaşanan son derece olumlu komşuluk ilişkileri eşi bulunmaz bir fırsat sunmaktadır. Konunun bir diğer muhatabı olan Irak’taki ABD işgalinin sona ermesi ile birlikte mevcut koşulların daha insancıl boyutlara gelmesi, ülkenin siyasi anlamdaki istikrarsızlığı ve karmaşıklığının sonlandırılması paralellinde yapılacak daha doğru bir değerlendirme ile birlikte sorunun en az zararla çözümü gerçekleştirilebilecektir. Bu kapsamda; bölge merkezli politikalar geliştirilerek, uluslararası hukukun evrensel ilkelerine dayalı ve komşuluk haklarını gözeten işbirliği arayışları işe koşulmalı, yanlış politikalarla konu uluslararası küresel güçlerin hegemonyacı politikalarına malzeme yapılmamalıdır.[33] Aksi takdirde yıllardır büyük devletlerin entrikaları yüzünden Ortadoğu’da bolca dökülen kan ve gözyaşının sebepleri arasına su da girebilir.
BİBLİYOGRAFYA
AKIN, Galip, “Küresel Çevre Sorunları”, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:31, No:1, Mayıs 2007, ss. 43-54, 2007.
AKYAR, Hasan, “Dünya Su Günü ve Yeni Binyılda Su”, http://www. odtum.org.tr/calismagr/yayin/bulten/107/guncel.htm, 2002.
BAĞIŞ, Ali İhsan, “Ortadoğu’da Sınıraşan Sular ve Alternatif Çözüm Önerileri”, 2023, Sayı:25, Mayıs 2003, ss. 6-9, 2003.
BAL, İdris, 21. Yüzyılın Eşiğinde Türk Dış Politikası, İstanbul: Alfa Yayınları, 2001.
BOZKURT, Enver, “Ulaşıma Elverişli Olmayan Uluslararası Suyollarının Hukuki Statüsü ve 1997 BM Sözleşmesi”, 2023, Sayı:25, Mayıs 2003, ss.26-34., 2003.
DURMAZUÇAR, Vedat, Ortadoğu’da Suyun Artan Stratejik Değeri, İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2002.
DALAR, Mehmet, “Irak’ın Su Gerçeği: Sorun Su Kaynaklarının Yetersizliği mi?”, Ortadoğu Analiz, Cilt: 1, Sayı: 9, Eylül 2009, ss.85-100, 2009.
DURSUN, Abdulkadir, Kutsal Topraklar ve Paylaşılamayan Sular: Fırat-Dicle, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2006.
KAPLAN, İsmail, Dünyayı Su Savaşları mı Bekliyor? Suyun Stratejik Dalgaları, İstanbul: Bab-ı Âli Kültür Yayıncılığı, 2007.
KIRAN, Abdullah, Ortadoğu’da Su: Bir Çatışma ya da Uzlaşma Alanı, İstanbul: Kitap Yayınevi Yayınları, 2005.
KARAKILÇIK, Yusuf, “Bölgesel Su Anlaşmazlıklarının Küresel Çatışmaya Dönüşme Riski: Fırat ve Dicle Örneği”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt: 4, Sayı: 16, ss.19-56, 2008.
KONA, G. Güngörmüş, “Ortadoğu’nun Yeni Sınırları”, Görüş, Temmuz 2003, ss. 16-25, 2003.
KONA, G. Güngörmüş, “Ortadoğu’da Güvenlik Algılaması ve Dahili Risk Faktörlerinin Etkisi”, Akdeniz Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı:8, ss. 113-138, 2004.
SHIVA, Vandana, Özelleştirme, Kirlenme ve Kâr: Su Savaşları, (Çev. Ali K. Saysel), İstanbul: bgst Yayınları, 2007.
ŞALVARCI, Yakup, Pax Aqualis, İstanbul: Zaman Kitap, 2003.
ŞEHSUVAROĞLU, Lütfü, Su Barışı Türkiye ve Ortadoğu Su Politikaları, İstanbul: Gümüşmotif Yayınları, 1997.
ŞEHSUVAROĞLU, Lütfü, “Su Savaşları mı Su Barışı mı?” Osmanlı Su Medeniyeti Uluslararası Sempozyumu, İstanbul, 2000.
ŞEN, Zekai, Ortadoğu’da Su Sorunlu Bereketli Hilâl ve Türkiye, İstanbul: Su Vakfı Yayınları, 2006.
TAŞKIN, Taylan, “Sınıraşan Sular: Türkiye’de AB Kaynaklı Reform Girişimi”, T. Çınar & H. K. Özdinç (Der.), Su Yönetimi: Küresel Politika ve Uygulamalara Eleştiri”, Anakara: Memleket Yayınları, ss. 407-425, 2006.
TOKLU, Vefa, Su Sorunu Uluslararası Hukuk ve Türkiye, Ankara: Turhan Kitabevi, 1999.
ULUSOY, Kudret, Küresel Ticaretin Son Hedefi Su Pazarı, Ankara: Kristal Kitaplar, 2007.
ÜSTE, A. Nazmi, “Uluslararası Politika ve Türk Dış Politikası Açısından Sınıraşan Sularımız”, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt:13, Sayı:1, ss.231-246, 1998.
VURAL, M. Ragıp, “Türkiye ve Ortadoğu’nun Geleceği Açısından Su”, 2023, Sayı:25, Mayıs 2003, ss. 10-15, 2003.
YILDIZ, Dursun, “Akdeniz Havzasında Su Sorunları ve Türkiye”, 2023, Sayı: 25, Mayıs 2003, ss.40-47, 2003.
ZEHİR, Cemal & ÖZŞAHİN, Mehtap “Türkiye’nin Uluslararası Su Politikaları ve Sınıraşan Sular”, 2023, Sayı:25, Mayıs 2003, ss.16-25, 2003.
[1] Yakup Şalvarcı, Pax Aqualis, (İstanbul: Zaman Kitap, 2003), s.13.
[2] Vedat Durmazuçar, Ortadoğu’da Suyun Artan Stratejik Değeri, (İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2002), s.23.
[3] Mehmet Dalar, “Irak’ın Su Gerçeği: Sorun Su Kaynaklarının Yetersizliği mi?”, Ortadoğu Analiz, Cilt: 1, Sayı: 9, (Eylül 2009), s.86.
[4] Bu konuda daha detaylı bilgi için bkz. Galip Akın, “Küresel Çevre Sorunları”, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:31, (Mayıs 2007), ss. 43-54.
[5] Durmazuçar, a.g.e., s.24.
[7] Hasan Akyar, “Dünya Su Günü ve Yeni Binyılda Su”, ODTÜ’lüler Bülteni, sayı 107, (2002), http://www.odtumd.org.tr/calismagr/yayin/bulten/107/guncel.htm (09.01.2004).
[8] Vefa Toklu, Su Sorunu Uluslararası Hukuk ve Türkiye, (Ankara: Turhan Kitabevi, 1999), s.20.
[9] Ali İhsan Bağış, “Ortadoğu’da Sınıraşan Sular ve Alternatif Çözüm Önerileri”, 2023, Sayı:25, (Mayıs 2003), s.9.
[10] Enver Bozkurt, “Ulaşıma Elverişli Olmayan Uluslararası Suyollarının Hukuki Statüsü ve 1997 BM Sözleşmesi”, 2023, Sayı:25, (Mayıs 2003), s.27, 28.
[11] Bozkurt, 2003, s.28.
[13] Bozkurt, 2003, s.29.
[14] Yusuf, Karakılçık, “Bölgesel Su Anlaşmazlıklarının Küresel Çatışmaya Dönüşme Riski: Fırat ve Dicle Örneği”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt: 4, Sayı: 16, (2008), s.28.
[16] M. Ragıp Vural, “Türkiye ve Ortadoğu’nun Geleceği Açısından Su”, 2023, Sayı:25, (Mayıs 2003), s.13, 14.
[17] Cemal Zehir & Mehtap Özşahin, “Türkiye’nin Uluslararası Su Politikaları ve Sınıraşan Sular”, 2023, Sayı: 25, (Mayıs 2003), s.17. Örneğin, 3-9 Kasım 1991 tarihleri arasında Global Water Summit Initative (Global Su Zirvesi Teşebbüsü) teşkilatının desteği ile İstanbul’da bir su zirvesi toplamaya çalışan Türkiye’nin bu girişimleri bölge ülkelerinden yeterli desteği görmediği gibi, hemen akabinde Kahire’de toplanan Arap Birliği Su Zirvesi’nden su konusunun bir savaş sebebi olarak değerlendirileceği yönünde karar çıkması, bu ülkelerin soruna nasıl baktıklarını açık bir biçimde gözler önüne sermiştir.
[18] Zehir & Özşahin, 2003, s.19.
[19] Durmazuçar, 2002, s.71-72.
[21] Zehir & Özşahin, 2003, s.21.
[23] Zehir & Özşahin, 2003, s.23.
[24] Dursun Yıldız, “Akdeniz Havzasında Su Sorunları ve Türkiye”, 2023, Sayı: 25, (Mayıs 2003), s.41.
[26] Zehir & Özşahin, 2003, s.20.
[27] Dalar, 2009, s.95. Türkiye, bu iddiasına gerekçe olarak iki nehrin Basra Körfezine dökülmeden önce doğal olarak birleşmesi ve Irak’ta yapılan yapay Tartar Kanalı aracılığıyla iki nehir arasında su alışverişinin yapılmasını göstermektedir. Böylelikle ileride yapılabilecek anlaşmalarda bir nehirdeki azalmanın diğerinden telafi edilebileceğini belirtmektedir.
[29] Zehir & Özşahin, 2003, s.22.
[30] Karakılçık, 2008, s.46.
[31] Karakılçık, 2008, s.34.
[33] Karakılçık, 2008, s.52.
(Ersin Yalçın, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Doktora Öğrencisi)
|