1990’lardan itibaren ülkedeki yabancı öğrenci sayısında iki katı bir artış yaşanmasıyla, İran’da kitleler dünyayı izlemek ve dünya siyasetinden kendi ülkelerine bir pay çıkarmak için kendilerini yeniden siyasal ve sosyal teorilere vermeyi denedi. Bu, dünyada olan bitene karşı halkın tam olarak nasıl durması gerektiğini düşündüğü anlardı İran toplumunda. Öğrencilerin üniversiteye bir iş aracı olarak değil de, sosyal değişime öncülük edecek bir kale olarak bakıyor olmaları, dernek ve vakıf gibi kamusal alanın şekillendirilmesinde ve halkın organize olabilmesinde büyük etkisi olan organizmaların sayısını artırdı.
1980 yılında İslam devrimi gerçekleştiğinde İran’da kitleler devrimin verdiği ateşle üniversitelerden ve medreselerden yayılan İslam teorisinin yankısına kendilerini kaptırmışlardı. Bu süreç İran halkı için yaraları sarma süreci olduğundan devlet içerisindeki resmî yönetim mekanizması, bir tür OHAL mantığıyla birbirlerini hiç yormadan çalışabiliyordu. Daha devrimin ilk on yılı tamamlanmadan İran – Irak savaşının baş göstermesi devrimi yaşayan kitleye yeni bir ilham veriyor ve kitleleri İslam etrafında birleştirmeye yetiyordu. Fakat Irak savaşının sonlanmasından hemen sonra, devrimin lideri Ayetullah Humeynî’nin ölümü, bir anda İran içerisinde ve dünya gündeminde devrimin yeniden sorgulanması gerektiğine dair bir söylemi geliştiriyor, diğer taraftan da İran dışından devrimle problemi olan devletlerin İran’a karşı ellerini kuvvetlendiriyordu. Yine de hiç beklenmedik bir şekilde İslam Devrimi’ne yeni bir ‘rehber’ seçecek olan Uzmanlar Meclisi kolayca yeni bir devrim lideri seçiyor ve yeni lider bir öncekiyle aynı sözleri ediyordu.
1980, İran’da İslam siyasal ideolojisi dışında kalan aşırı milliyetçi ve komünist ideolojilerin ülkenin değişim serüveninin dışına atıldığı yıldır. Bu atılım sosyal değişimi de hızlandıracak bir atılım olmuştur.
80’ler İran toplumu için ambargolar ve kapalı ekonomiden beslenerek gelişmeyi düşünme dönemidir. Halk dünyayı tanımak için fazla uğraşamamış. Devlet Çin’deki gibi uydu anten vs… kullanımını yasaklayarak mevcut düzeni koruyabileceğini düşünmüştür. Bu süreçte devletin geliştirmek istediği englab-é ferhengé’dir (kültürel devrim). Bu kültürel devrim İslam devriminin - ekonomik, kültürel, siyasi ve askeri inkılâp - şiarlarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Devletin siyasî ve askerî devrimi gerçekleştirme ivmesi, eşzamanlı gerçekleştirilmesi düşünülen bu dört inkılâp şeklinin diğer ikisinden daha hızlı gelişmiştir. Bunda ülkenin ekonomi modelinin etkisinin yanında İslam devletinin ekonomik sisteminin teorisyeni Ayetullah Muhammed Bakır es-Sadr’ın Irak’ta Saddam Hüseyin tarafından idam edilmesinden sonra, iktisadi inkılâbı teorize edecek kimsenin ortaya çıkmamış olması da çok etkilidir.
İlk başbakan Beni Sadr da dâhil İran devlet başkanlarının ekonomi karnesi pek parlak olmamıştır. Bunda korunmacı ekonomi modelinin toplumun tüm kesimlerine eşit olarak uygulanamamasının da büyük etkileri vardır. Devrimin ilk dönem kitlesinden olduğu halde bazıları sonradan para baronu haline dönmekle suçlanmıştır. Bunlar arasında İran’da başkanlık yapan Rafsancanî ve Hatemî gibi isimler de vardır. Seçim döneminde muhalefeti yıllarca paralarının etkisiyle saf-dışı bırakmakla eleştirilen bu kişilerin iktidarda bulunduğu 90’lı yıllarda, uydu anten yasakları kalkarken teknoloji halk kitlelerinin de günlük hayatına girmeye başlamıştı. İran’ın 90’larda liberal ekonomiye geçiş döneminin ilk önemli unsuru Hatemî oluyordu. Rafsancanî’nin döneminde de korunmacı ekonomik kimlik yara alırken devlet ekonomisi resmî verilere göre öncekilere oranla iyileşmiş fakat özelleştirmeye karşı çıkan reformistlerin etkisiyle dış yatırımlar ülkeye girememişti. Yine de ülke siyasi sistemine hâkim İslamî aristokrasinin altında bulunan cumhuriyet idaresine halkın iştiraki gün geçtikçe artıyordu. Bunda devrimi gören kitlenin halk içinde azalması ve yeni bir kitlenin ortaya çıkmasının da büyük etkisi vardı. 90’ların ortasında İran seçmeni içerisinde devrimi yaşayanların oranı yüzde 45 iken görmeyenler yüzde 55’di. Ve bu oran 2000’li yıllarda ikincisinin lehine daha da yükseliyor.
90’lardan itibaren devrimi görmeyen genç kitle giderek daha demokrat bir tavır almış ve İslam rejimine karşı olmamakla birlikte İslam Devrimi Lideri’nin seçimine müdahil olmayarak, cumhuriyet rejimini evrimleştirmeye karar vermiştir. Kitlelerin ekonomik ve sosyal istekleri giderek artmış ve Rafsancanî’den sonra başa geçen Ahmedînejad döneminde genç kitlenin oranı ülke nüfusunun yüzde 70’ini yakaladığında, halktaki ekonomik ve sosyo-kültürel değişim isteği daha da belirginleşmiştir. Halk Ahmedînejad’ın Çin türü uzun vadede ekonomik gelişim modelini ve ağır liberalleşme söylemini kabul etmek istemese de, ülke seçmenin yüzde 70’ini oluşturan genç kitle arasında Ahmedînejad’ın sosyalist ekonomik modeli hatırlatan yönetim tarzı taraftar toplamıştır.
Bugün herkes rahatlıkla görebiliyor ki İran 80’lerin İran’ı değildir. Ülkede okuma-yazma oranı yüzde 95’lere ulaşmış ve bununla birlikte orta-öğretim oranı giderek artmaktadır. İran’da kadın başına düşen çocuk sayısı 2’dir. Bu oranlar Avrupa’nın en demokratik ülkelerindeki oranlara yakındır. İran ağır ama sağlam bir ekonomik ilerleme sağlamaktadır. Ülke kadınlarının toplumda görünmesi neredeyse hiçbir İslam ülkesinde olmadığı kadar rahattır. Taksi şoföründen genel müdürlüğe kadar her alanda kendilerini kolayca yetiştirme imkanına sahiptir İran kadını. Ülkede her şehirde üniversiteler vardır. Ülke genelinde gayri-resmi rakamlara göre 400 civarında devlet-özel ve açık üniversite vardır.
İran’da ortaöğretim seviyesinin on yıllık süreçte iki katına çıkacağı beklenebilir. Bu ise Avrupa standartlarının yakalanması demektir. Diğer taraftan ölüm ve doğum oranları buna paralel olarak azalma veya sabit kalma eğilimindedir. Demokratik ilerleme tüm bu oranlara bağlı olarak hızlanacaktır. Bunun yanında İran’da 2020-2025 ilk çeyreğinde bu değişimlerin hızı ve yavaşlığı İran’a komşu ülkelerin gelişim hızlarıyla ve istikrarlarıyla alakalı değişecektir. Bu bağlamda İran’ın ABD ile olan ilişkilerinin bu ilk çeyrekte iyileşeceğini de söylemek mümkündür. Irak ve Afganistan’ın istikrarı sürecinde İran’ın olumlu rolü ABD İran ilişkilerinin biraz daha normalleşmesini getirecektir. Diğer taraftan nükleer problem konusunda her şeyin çözülmesini beklemek yanlış olsa da, bu konuda da ABD’nin İran’a yaklaşımı İran halkının konuya eğilimini değiştirecektir.
Dünya’da petrol ve doğalgaz üretiminin en önemli aktörlerinden biri olan ve Ortadoğu’da nüfus üstünlüğü açısından bölgenin en önemli siyasi güçleri arasında olan İran 2025 yılında yani asrın ilk çeyreğinde artık daha hızlı bir normalleşme ve ekonomik atılım sürecine girecektir. İran’da her açıdan üst noktaya gelen askerî ve siyasî ilerlemeye ek olarak kültürel ve iktisadî devrim de tam olarak kendini bu yıllarda gösterecek ve İran satranç tahtasında Çin’in deyimiyle evrensel etkiye sahip bölgesel güç olmaya aday olacaktır.
(Hüseyin Beheştî,SDE Asistan)