Örneğin 2010 yılında Afrika’da ABD adına faaliyet gösteren en önemli birim olan AFRICOM Komutanlığı ve Trans-Sahara Görev Birimi için toplamda 278 milyon Dolar ek bütçe talep edilmiştir. Buna ek olarak Afrika Boynuzu Ortak Görev Gücü için de 60 milyon Dolarlık bir fon ayrılması kabul edilmiştir.
Amerikan dış politika karar alıcıları ve güvenlik birimlerinin sıklıkla Afrika’daki terör altyapısına vurgu yapmaları, ülkenin bu konudaki ciddiyetini ortaya koymaktadır. Özellikle kıtanın kuzeyindeki Sahil coğrafyasında terör eylemlerinin artış gösterdiği öne sürülmektedir. Moritanya, Mali, Cezayir, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan, Senegal ve Eritre’nin başta el-Kaide olmak üzere çeşitli terör örgütlerinin eylem sahası olduğu düşünülmektedir. Obama döneminde Kongre’den adı geçen ülkeleri, terörle yaptıkları mücadelede askeri ve ekonomik yönden desteklemek üzere çeşitli kararların alındığı görülmektedir. Bununla ilgili olarak Washington yönetimi sahaya inerek silahlı mücadelede bulunmak yerine, aktif görev alan ülke ordularını teşvik etmek ve desteklemektedir.
Obama döneminde Afrika’ya dönük politikaların Somali sorununda somutlaştığı görülmektedir. El-Kaide’nin bu ülkedeki uzantısı kabul edilen el-Şebab ile doğrudan veya dolaylı mücadele, Amerika’nın başlıca Afrika gündemini teşkil etmiştir. Merkezi Mogadişu hükümetinin uluslararası alanda tanınan tek meşru rejim olması dolayısıyla bu yönetim üzerinden terör ve korsanlık eylemlerinin önüne geçilmesi planlanmaktadır. Fakat el-Şebab örgütünün, el-Kaide bağlantısının henüz ispatlanmamış olması ve ABD’nin çıkarlarına ne gibi zarar verdiği net biçimde bilinmemesine rağmen Somali, AFRICOM’un müdahale sahasına alınmıştır. Mogadişu Hükümetinin yanında Cibuti, Uganda ve Burundi de ABD ordusunun teknik destek sağladığı ve istihbarat paylaşımında bulunduğu ülkeler arasına girmiştir.
Bütün bu göstergeler ışığında Obama, tıpkı Bush yönetimi gibi terörizmle küresel savaşı, öncelikli dış politika ajandasına dahil etmektedir. Afganistan ve Pakistan’dan sonra en yoğun mücadele alanının yakın gelecekte Afrika olması beklenmektedir. Fakat 2001 yılından beri benimsenen bu politikalar, Afrika’da yürütülen anti-terör faaliyetlerin, hedefteki yapılanmaları daha da güçlendirme ihtimali de bulunmaktadır. Bu ise bir yanda paradoksal olarak birbirini besleyen düşmanlıklar üretirken diğer yanda yaratılan istikrarsız ortamda Afrika kaynaklı petrol arzının tehlikeye düşmesine yol açmaktadır. Fakat gelenekselleşmeye başlayan Amerikan tepkisi, Bush ve Obama’nın dış politika vizyonları arasındaki farkları minimum düzeye indirmektedir. Yerel nitelikteki çeşitli güvenlik tehditleri kısa sürede Pentagon’un önceliğine dönüştükçe, küresel terörün soyut algılamaları bir süre daha uluslararası zeminde anahtar kavram olmaya devam edecektir.
(Ahmet Altın, SDE Asistan)