Çin’deki ekonomik yükselişin iç çelişkileri de beraberinde getirdiğinin ve bunun da içteki kırılganlıkları devam ettireceğinin belirtildiği toplantıda Çin ekonomisinin bağımsız bir ekonomi olmadığına da dikkat çekildi. Yanısıra Çin’in ekonomik altyapısına verdiği önemin dış politikasındaki aksaklıklarda temel neden olarak görülebileceğine de vurgu yapıldı.
Bununla beraber Çin’de yaşayan 150-200 milyon civarında nüfusun fazlasıyla fakir kaldığının, istihdamın çok ucuz, sosyal haklarınsa hemen hemen olmadığının belirtildiği toplantıda kalıcı bir sosyal güvenlik yapısının olmaması sorununun sosyal patlamaları beraberinde getirebileceği ifade edildi.
Doç Dr. Erkin Ekrem, iç etkenler ve uluslararası dinamikleri de göz önünde bulundurarak Çin’deki ekonomik yükselişin nasıl bir ortamda geliştiğini tarihsel olarak değerlendirmesinin ardından sözü Dr. Barış Adıbelli’ye bıraktı. Çin’in ekonomik yükseliş parametrelerini anlayabilmek için Çin-Sovyet ilişkilerine de göz atmak gerektiğini belirten Adıbelli şöyle devam etti:
“1949’dan 1960’lara kadar olan sürece baktığımızda Çin ekonomisi ağırlıklı olarak Sovyet Modeli üzerinde şekilleniyor. Ancak Kruşçev ile beraber başlayan Çin-Sovyet ayrışması, Sovyetler desteğini ortadan kaldırmıştır. Böyle olunca da Çin yola tek başına devam etmek zorunda kaldı. Bu süreç Çin’e bir bakıma kendi ayakları üzerinde durma şansı verdi. Fakat biz bu döneme daha çok bir tarafa yaslanma dönemi diyoruz. Zira Çin Amerika’ya yakınlaştığı dönemde Sovyetleri ‘sosyal emperyalist’ diye adlandırmıştır. Bu dönemden sonra yani bir tarafa yaslanma şeklinde kendini gösteren ekonomik tercihlerin değişmesinden sonra Çin kendini şekillendirmeye başlamıştır.”
Çin’in dışa açılması olgusunun çevresel etkenlerin ve içsel dinamiklerin paralelinde değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği toplantıda Çin’in ekonomik yükselişinin çok yönlü değerlendirmeler yapılarak tespit edilmesinin çok daha olanaklı olduğu dile getirildi.
Toplantıda kendisine yer bulan bir diğer konu ise Çin milliyetçiliği oldu. Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu bu konuda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çin, milliyetçiliği devletin meşruiyetini sağlamak ve halk içerisindeki tartışmaları engelleyici bir ideoloji olarak kullanmaya başladı ve bu giderek artan tehlikeli bir yaklaşım olarak kendini göstermeye devam ediyor. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde milliyetçilik olgusu Çin’ de motivasyon kaynağı haline gelmiş durumdadır diyebiliriz”
Ardından tekrar sözü alan Dr. Barış Adıbelli Çin’in dünyaya bakışı ve algılama sistemi üzerinde kısa bir değerlendirme yaparak Çin’e göre dünyada hiyerarşik bir devletler sistemi olduğunu ve bu hiyerarşinin en tepesine ise Çin’in kendisini oturttuğunu ifade etti. ‘Çin, kendi ekonomik modelini üçüncü dünya ülkelerinin bir zaferi’ olarak nitelendiriyor diyen Adıbelli şunları kaydetti:
“Çin’ de eğer bir sosyal patlama meydana gelecekse anladığımız kadarıyla Çin hükümeti şu anda bunu önlemeye çalışıyor. Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum köylüler Çin’ de çok önemlidir. Köylüler hanedanlık yıkarlar hanedanlık getirirler. Dolayısıyla şuan Çin köylü isyanından korkuyor. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak Çin’de Hu Jintao’nun yönetiminde 2004 yılından itibaren zenginleşmiş sınıfla altta kalanlar arasında bir ahenk yaratma girişimi başlatıldı. Ve sonradan bunu dış politikaya da uyarladırlar. Çin ve dünya arasında bir ahenk oluşturma girişimi başlattılar. Bunu yaparken de Konfüçyüs felsefesinden yararlandılar.”
Çin’in yükselişinin engellenemez bir durumda olduğunun belirtildiği toplantıda Çin’in söz konusu ekonomik güçten istifade ederek ordusunu güçlendirdiği ve avantajlı durumda olduğu ifadelerine yer verilirken Büyükelçi Nüzhet Kandemir toplantıyı özetleyerek maddeler halinde sıraladı. Kandemir şunları kaydetti:
“Çin’de milliyetçilik faktörü giderek artarken küresel güç olmaya dönük bölgesel bir güç olmaya devam etmektedir. Çin ulus-devlet sürecine kendini adapte ederken kendi sistemine yabancılaşmamış o sistemi reddetmemiştir. Çin ekonomisi bağımsız bir ekonomi değildir ve yine Çin’ de ekonomik olgular dış-politik olgulardan önde gelmektedir. Bunun yanısıra istihdam fazlasıyla ucuz, sosyal haklar hemen hemen yoktur. Çin’ deki söz konusu ekonomik yükseliş iç çelişkileri de beraberinde getirmektedir. Ve kalıcı sosyal güvence yapısının olmaması sorun teşkil etmeye devam edecektir. Dolayısıyla ülkenin sosyal patlamalara gebe bir ülke olduğu söylenebilir.”