ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

Nükleer Güç Tartışmalarında İran ve İsrail’in Konumları

31.12.2009 17:15:32

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İran’ın nükleer silah ürettiği konusunda elde somut bir kanıt bulunmamakla birlikte, bu ihtimalin varlığı bile İsrail açısından yaşamsal bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bunun nedeni İran’ın İsrail’e atacağı iki atom bombasının bütün İsrail'i yok edebileceği gerçeğidir. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise İran, olası bir ABD ya da İsrail saldırısını veya tehdidini etkisiz kılmak için birkaç nükleer silaha sahip olmayı muhtemelen yeterli görmektedir.

 

İran’ın Durumu

İran, son dönemde kontrol dışı nükleer güç tartışmalarında dünya gündemini en fazla meşgul eden ülke olmuş ve olmaya devam etmektedir. 1970'te Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NSYÖ) Antlaşmasını imzalamış olan İran, giderek büyüyen enerji ihtiyacını karşılamak üzere NSYÖ Antlaşmasında her ülkenin doğal hakkı olarak garanti altına alınan barışçıl amaçlı nükleer enerji elde etmek istediğini belirtmektedir. Ancak NSYÖ Antlaşması gereklerini tam olarak yerine getirmediği anlaşılan İran’ın nihai hedefinin nükleer silah olduğuna dair şüpheler henüz izale edilmiş değildir.[1] Aslında İran’ın nükleer programını 1979 öncesi ve sonrası olarak incelemek gerekir. 1979 öncesinde ABD ile ilişkileri üst düzeyde olan İran, nükleer enerji teknolojisinde ABD’nin yardım ve desteğini almaktaydı. 1979’dan sonra ise, İran’ın nükleer güç olma hedefinde herhangi bir değişiklik olmazken, yardım alınan ülkeler başta Rusya ve Çin olarak değişmiştir.[2]

İran’ın nükleer silah ürettiği konusunda elde somut bir kanıt bulunmamakla birlikte, bu ihtimalin varlığı bile İsrail açısından yaşamsal bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bunun nedeni İran’ın İsrail’e atacağı iki atom bombasının bütün İsrail'i yok edebileceği gerçeğidir. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise İran, olası bir ABD ya da İsrail saldırısını veya tehdidini etkisiz kılmak için birkaç nükleer silaha sahip olmayı muhtemelen yeterli görmektedir. Diğer taraftan, nükleer silahlanmayı, bölgesel liderlik mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak gören İran’ın bu anlamda eli de güçlenmiş olacaktır.[3] Ancak böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi halinde bölge ülkeleri arasında nükleer güce yönelik bir yarış yaşanabileceği de değerlendirilmektedir.[4]
 
24 Eylül 2005 tarihinde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın Yönetim Kurulu, İran’ın, NSYÖ’ye uygun hareket etmediği kararına varmıştır. Bu karar, konunun BM Güvenlik Konseyi’ne havale edilebilmesi açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Sözkonusu karar, alışılmışın tersine ancak oy çokluğuyla alınabilmiştir. 35 üyeli Kurulun 22 üyesi kararı desteklerken, 12 üye çekimser kalmış, bir üye ise karşı oy kullanmıştır.[5] 
 
Eylül 2009’da düzenlenen BM zirvesi sırasında ABD Başkanı Obama, İngiltere ve Fransa liderlerinin de hazır bulunduğu bir basın toplantı yaparak, İran’da, Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine benzer başka bir tesisin var olduğunu dünyaya ilan etmiştir. Yapılan ortak açıklamada, istihbarat raporlarına göre ülkenin dini başkenti Kum şehrinin yakınında bulunan ve bitmek üzere olan bu tesisin derhal denetime açılması istenmiştir. Devrim Muhafızlarının koruması altında bulunan bu tesisin deşifre olması, İran’ın asıl amacının nükleer silah üretmek olduğunu ileri sürenlerin elini güçlendirdiği muhakkaktır. İran ise özellikle İsrail’den baskın bir hava saldırısı ihtimalini göz önüne alarak böyle bir yol seçtiğini ileri sürmüştür.[6]
 
Durumun ciddiyetinin farkında olan İran, vakit kaybetmeksizin, Kum’daki tesiste BM denetçilerinin inceleme yapabileceklerini açıklamış ve ardından UAEA uzmanları söz konusu tesiste incelemelerde bulunmak üzere Ekim ve Kasım aylarında İran’a iki ayrı ziyaret gerçekleştirmiştir.[7]
 
ABD, İran’ı nükleer enerji konusunda uzlaşmaya zorlamak için şu anda uygun bir ortam olduğunu düşünmekte ve beş BM Güvenlik Konseyi üyesi ile Almanya’nın nükleer enerji konusunda İran’la sürdürdüğü müzakereleri desteklemektedir. Bunun ilk işareti, Ekim ayının başında Cenevre’de gerçekleştirilen müzakerelerde kendini göstermiştir. Burada İran ve ABD’li diplomatlar ilk defa karşılıklı ikili görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu müzakerelere katılan tüm taraflar en tecrübeli ve üst düzey diplomatlarını gönderirken bunun tek istisnası Çin olmuştur. Çin’in alt seviyede bir yetkiliyle bu görüşmelerde hazır bulunması özellikle ekonomik alanda İran’la artmakta olan ilişkilerini zedelemek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Çin’in bu mesafeli duruşuna Rusya’nın da iştirak etmemesi için ABD’li diplomatlar yoğun çaba göstermektedir.[8]
 
Bu görüşmelerde İran tarafı, prensip olarak nükleer yakıtlarının bir kısmının Rusya ve Fransa’da işlenmesine onay verebileceklerini söylemiştir. Ancak, son gelinen noktada BM’nin önerdiği; İran’da üretilen düşük zenginleştirilmiş uranyumu yurtdışına göndererek zenginleştirme işlemine tabii tutmak, ardından tıbbi araştırma ve tedavilerde kullanılmak üzere İran’a yakıt çubukları şeklinde geri göndermek olarak özetlenebilecek teklif, İran tarafından Kasım 2009’da reddedilmiştir. Bu teklifin amacı, düşük zenginleştirilmiş uranyumunun büyük bir kısmını İran’ın elinden almak, böylece muhtemel bir nükleer bomba yapımı için gerekli olan hammaddeyi İran’dan uzaklaştırmaktır. İran bunun yerine, kendi topraklarında eş zamanlı nükleer değiş tokuş yapılmasını önermiştir. Bu teklif de Batı tarafından itibar görmemektedir.[9]
 
UAEA’nın eski başkanı ElBaradei’in bu makamdayken yaptığı son konuşmasında, Tahran’daki Araştırma Reaktörü için gerekli olan yakıtın verilmesine yönelik önerilen anlaşmanın, insani ihtiyaçların karşılanması ve müzakerelerin yol alması için çok önemli bir fırsat olduğunu yenilemiştir. Bu fırsatın İran tarafından geri tepilmemesi gerektiğini de sözlerine eklemiştir ElBaradei.[10]
UAEA’nın Yönetim Kurulu, bu konuşmadan bir gün sonra, 27 Kasım 2009 tarihinde İran hakkındaki kararını vermiştir. Bu kararda, İran’ın Kum şehrinde yapımı devam eden nükleer santral inşaatının hemen durdurulması, deklare edilmeyen başka santrallerin olması halinde bunların derhal UAEA’na bildirilmesi ve İran’ın UAEA ile daha yakın işbirliği halinde çalışması gerektiği bildirilmektedir. Ayrıca, alınan bu kararın UAEA Genel Müdürü tarafından BM Güvenlik Konseyi’ne rapor edilmesine karar verilmiştir.[11]  
 
Bu karşın, İran Parlamentosu, Hükümetten UAEA ile ilişkilerin dondurulmasını talep etmektedir. İran Hükümeti’nden yapılan yazılı açıklamada da, enerji elde etmek için nükleer güce sahip olmak gibi tüm ülkelere tanınan temel bir hakkın kendi elinden alınmak istenmesini kabul edilemez olduğu ve UAEA ile işbirliğine artık ihtiyaç duymadıkları belirtilmiştir. 
Gelinen noktada, Güvenlik Konseyi’nden İran’a yönelik daha sert yaptırımların çıkma ihtimali her zamankinden daha fazladır. Sadece uluslararası yönü değil İran için iç politik yönü de olan ‘İran nükleer denkleminin’ nasıl çözüleceği ise henüz belli değildir.
 
İsrail’in Durumu
 
İsrail’in nükleer silah programı ise halen ‘bilinen bir sır’ olmaya devam etmektedir. Zira İsrail, ne nükleer silah sahibi olduğunu resmi olarak kabul etmiş ne de tespit edilen nükleer bir denemeye imza atmıştır.
 
İsrail’in, BM Genel Kurulu’nda 1947 yılında oy çokluğuyla kurulmasının ardından, Arap-İsrail çatışması ve savaşları aralıklarla devam etmiştir. Bu süreç içerisinde İsrail, yaşamsal gereklik olarak gördüğü nükleer silah teknolojisini geliştirmek için yoğun gayret sarf etmiştir.[12] Bu çabalarında İsrail’e, Fransa ve Güney Afrika’nın teknoloji, malzeme ve uzmanlık desteği söz konusu olmuştur.[13] Ayrıca İngiltere’nin de 1958 yılında, plütonyum zenginleştirmede hayati önem taşıyan bir malzemeyi gizlice İsrail’e sattığı ortaya çıkmıştır.[14] Tam olarak bilinmese de İsrail’in 1967’den itibaren nükleer silaha sahip olduğu tahmin edilmektedir.[15] 1986 yılında İsrail’in nükleer tesislerinin birisinde çalışan mühendislerden birisi olan Mordechai Vanunu İsrail’in elinde 200’e yakın nükleer bomba olduğunu ve 20 yıldır da bu silahları üretiyor olduğunu dünyaya açıklamıştır. Bunun sonucunda İsrail mahkemeleri tarafından 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Vanunu, 2004 yılında şartlı serbest kalmıştır. Geçen günlerde İsrail vatandaşı olmayan kişilerle görüştüğü gerekçesiyle Vanunu tekrar gözaltına alınmıştır.[16]
 
Uluslararası camia, İsrail’in elindeki nükleer silahlarla ilgili olarak, yaptırım gücü olmayan BM Genel Kurulu kararlarının dışında bugüne kadar herhangi bir girişimde bulunmuş değildir.
 
Son olarak, ABD Başkanı Obama’nın BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin ‘nükleer silahsız bir dünya’ konusunda kararlı olduğu mesajını verdiği tarihi konuşmasını da İsrail pek üstüne almış gibi görünmemektedir. Nükleer silahlar konusunda kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtlayan İsrail Başbakanı Netanyahu, üstü kapalı olarak, ABD Başkanı Nixon ile İsrail Başbakanı Golda Meir arasında 1969 yılında varılan mutabakata işaret ederek ABD ile aralarındaki ortak anlayışın halen geçerliliğini koruduğunu belirtmiştir. Yazılı bir belgede yer almayan bu mutabakat, dünyaya ilan etmedikçe ve nükleer deneme yapmadıkça İsrail’in nükleer silah programını ABD’nin kabul ettiği anlamına gelmektedir. Obama’nın da bu çizgiden çıkmayacağı mesajını İsrailli muhataplarına ilettiği ileri sürülmektedir. Netanyahu’ya göre, Obama tarihi konuşmasında İsrail’i değil Kuzey Kore ve İran’ı kastetmiştir.[17]
 
İsrail ve İran’ın nükleer güç mücadelesinde içinde bulundukları bu durum, ABD, İsrail, İran, AB, Türkiye, Rusya, Çin ve Arap ülkeleri de dâhil olmak üzere bölgeyi ve bölgede çıkarları olan tüm ülkeleri etkileyen ve ilgilendiren bir konu olmaya ve bölgedeki hâkimiyet mücadelesinin bir alt başlığı olarak tartışılmaya devam edecektir.
 
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
 
 

 


[1] Peter Bradford, “Assessing Iran's Nuclear Power Claim” 09.01.2007, http://www.carnegieendowment.org /npp/publications/index.cfm?fa=view&id=18951
[2] Dr. Farhang Jahanpour, “Chronology of Iran's Nuclear Programme”, 11.09.2008, http://www.bicom.org.uk/ context/research-and-analysis/spotlight/iran/chronology-of-iran-s-nuclear-programme
[3] Chamundeeswari Kuppuswamy, “Is the Nuclear Non-Proliferation Treaty Shaking at its Foundations? Stock Taking After the 2005 NPT Review Conference”, Journal of Conflict & Security Law,  Oxford: Spring 2006. Vol. 11, Iss. 1; s.150.
[4] Bu duruma örnek olarak verebileceğimiz son gelişme Birleşik Arap Emirlikleri’nin açtığı 2020 yılına kadar 4 nükleer santral kurulması ihalesinin 40 milyar Dolara (BAE) Güney Kore şirketlerinin öncülüğünde kurulan uluslararası konsorsiyuma verilmiş olmasıdır. Bkz. http://www.business24-7.ae/Articles/2009/12/Pages/30122009/12312009_24e39fd95b0f4029899c7e289bb0d99b.aspx
[5]Anna Langenbach, Lars Olberg ve Jean DuPreez, “The New IAEA Resolution: A Milestone in the Iran-IAEA”, Center for Nonproliferation Studies (CNS) Monterey Institute of International Studies,  Kasım 2005,
http://www.nti.org/e_research/e3_69a.html#fn11
[10] http://www.iaea.org/NewsCenter/News/2009/bog261109.html
[11] Sözkonusu kritik oylamada oy dağılım tablosu şu şekilde olmuştur; 25 üye ülke evet oyu verirken, Malezya, Venezüela, Küba hayır oyu vermiş, Afganistan, Brazilya, Mısır, Pakistan, Güney Afrika ve Türkiye çekimser oy kullanmış, Azerbaycan ise oylamaya katılmamıştır. Detaylı bilgi için. Bkz.  http://www.iaea.org/Publications/Documents/Board/2009/gov2009-82.pdf
[12] Http://www.fas.org/nuke/guide/israel/nuke
[16] http://www.cnn.com/2009/WORLD/meast/12/29/israel.arrest/index.html
[17] http://www.washingtontimes.com/news/2009/oct/02/president-obama-has-reaffirmed-a-4-decade-old-secr/#



ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya