Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin başlattığı kimlik tartışmasının yankıları halen sürmekte. Fransa kimlik tartışmalarını Sarkozy’nin seçimi kazandığı yıl ırkçı eğilimli sağ parti “Le Pen”in büyük bir oy patlaması yaşamasıyla tartışmış ancak Sarkozy’nin (galiba) bir seçim stratejisi olarak bu tartışmayı noktalamasıyla konu rafa kaldırılmıştı. Yine aynı Fransa’da dün kimlik sorununu kapatan Sarkozy, seçimden hemen sonra göçmenlere “tazminat ödemeyi teklif ederek kendi ülkelerine dönmelerini” tavsiye etmişti. Bugünse Sarkozy’nin göçmen ve yabancı üzerine kurulu siyaseti, ekonomik sıkıntıların yaşandığı bugünün Avrupa’sında geniş bir destek görüyor.
Almanya’da da ırkçı partilerin güç tazelemeleri ve göçmenlere dönük baskılar daha fazla hissedilmekte. İşçi sınıfında bulunan göçmenlere yapılan baskıların sıklıkla dile getirilmesi ve Avrupa Parlamentosundaki göçmen vekillerin tavsiyelerinin kabul görmemesi, hatta dikkate alınmaması bugün Almanya – Fransa stratejik ortaklık tabanlı Avrupa’nın bu şekliyle demokrasiden oligarşiye doğru gittiği söylemlerini doğuruyor, Avrupalı akademisyenler arasında.
Demokrasinin oligarşiye doğru gideceği tespitini Aristo da yapmış ve demokratik olarak gelişmiş toplumların daha sonradan oligarşiye doğru gideceğini söylemiştir. Bugün okuma yazma oranının arttığı ve orta-öğretim düzeyinin bile çok yüksek seyrettiği Avrupa’nın en belirgin iki devleti Fransa ve Almanya’da halk kitlelerinin, cahil ve medeniyetsiz olarak gördükleri göçmenlerin oylarıyla kendi oylarının bir olamayacağını iddia etmeleri buradan kaynaklanıyor. Diğer taraftan göçmenleri bir öteki olarak tanımlama eğiliminin ekonomik rahatlığın düştüğü ve Euro’nun istenileni vermediği son on yıllık süreçte daha kuvvetli hissedilmesi de çok normal. Almanya gibi otoriter ve ötekine karşı tahammülsüz toplumlarda bunun yaşanılması anlaşılır olsa da, Fransızlar arasında bu eğilimlerin baş göstermesi ancak ve ancak halkın ekonomik problemleriyle ve Amerika’nın WASP dünyası dışında kalanlara karşı uyguladığı öteki siyasetinin AB içerisinde ne kadar etkili olduğuyla açıklanabilir.
Sarkozy’nin belirsizleştirdiği ve göçü bir kavimler göçü korkusuna çevirdiği bu süreç, ileriki dönemlerde göçmenler için AB’nin bir çekim merkezi olmaması gerçeğini doğurabilir. Diğer taraftan, “oligarşiye gitme” tezini ortaya atan Emmanuel Todd’un da tespit ettiği gibi dünün demokratikleşme sancıları yaşayan Ortadoğu ve Asya toplumları ileriki günlerde demokrasi arayanlar için büyük bir çekim merkezine dönüşebilir.
Fransa ve Almanya – doğal olarak AB – yarının Avrupa’sını inşa ederken 9/11 tabusuyla hareket etmeye devam ettikleri sürece, yarının Avrupa’sı – Avrupalıların deyimiyle – bir ortaçağ karanlığına teslim olacaktır. Ve gelecek günlerde Ortadoğu – özellikle Türkiye ve çevresi – adalet ve insan hakları arayanlar için büyük bir çekim merkezi haline gelecektir. AB kendine doğru çektiklerini ötekileştirmeye devam etsin, bu şekilde tüm ivmeler yeniden İstanbul’a dönecektir.
(Hüseyin Beheştî, Asistan)