Ortadoğu Bölgesinde, sürekli yapıların değişmesi nedeniyle neyin ne zaman değişeceğini kestirmekte zaman zaman zorlanmakta haklıyız. Bölgeyle ilgili gelişmelere bakıldığında, ülkelerin çıkarları doğrultusunda cereyan eden müsebbip unsurların ilişkileri de ister istemez etkilenmektedir. Bu nedenle Ortadoğu’da dengelerin uyumu ve kurgusunun tek bir gelişme üzerinde kurulması oldukça zordur. Keza bütün bunlar bölge ülkelerinin iç siyasetine de yansımaktadır. Bunlara örnek vermek gerekirse, bir zamanlar Suriye-Türkiye ilişkilerinde yaşanan PKK terör örgütü geriliminin ardından neredeyse iki ülke savaşın eşiğine gelmişti. Her iki tarafın bugünkü ilişkilerinin seyrini izlediğimizde, “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” çerçevesinde anlaşmaların imzalanmasından tutun iki ülke arasında vizelerin kaldırılmasına kadar birçok gelişmenin meydana geldiğini gözlenmektedir. Bölgenin esnekliği ve değişen dengesi, Doğu-Batı ve Güney-Kuzey ayrımını yapmadan, bazen yeni aktörleri ön plana çıkarmaktadır.
Bütün bu olayların ışığında Suriye’nin bölgedeki yeni pozisyonunu değerlendirdiğimizde, Suriye-Türkiye ve Suriye-Lübnan ilişkilerindeki gelişmeleri, yeni misyonunu çizmemize yardımcı olmaktadır. 14 Şubat 2005 tarihinde Lübnan’da yaşanan Hariri suikastı sonrasında Lübnan’ın Suriye ile ilişkileri tamamen kesilme noktasına gelmişti. İki ülke arasında yaşanan bu krizin ardından arayı yumuşatmak için 19 Aralık’ta Lübnan Başbakanı Said Hariri ilk resmi ziyaretini Şam'a düzenledi. Hariri görüşmede, "Hükümetinin, Suriye ile iki ülke halkının çıkarları doğrultusunda stratejik ve somut ilişkiler kurma isteğinde olduğunu" söyledi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ise, "Lübnan'ın güvenlik ve istikrarının sağlanması için Suriye'nin üstüne düşen çabayı göstereceğini" kaydetti. Esad, Lübnan içindeki birliğin sağlanmasının önemine vurgu yaptı.
(Tıkla-1)
Son zamanlarda Şam yönetiminin, Ortadoğu’nun üç büyük ülkesiyle (Türkiye, İran ve Suudi Arabistan) ilişkilerini olumlu yönde geliştirmesi, bölgede itibarının artmasına neden oldu. Artık Lübnan ve Filistin içindeki ayrışmaların son bulmasında Suriye’nin etkisi her geçen gün artmaktadır. Lübnan’da sürekli ertelenen Hariri Hükümeti’nin kurulmasında büyük role sahip olan Suriye’nin girişimleri hissedilmektedir. Bu nedenle Filistin ve Lübnan’daki taraflar arasında bir barışın sağlanması düşünüldüğünde, bu hattın Tahran ve Şam’dan geçtiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden bölgedeki güçlü ülkelerin gölgesine sığındığını göstererek Suriye etkisini artırmaya çalışmaktadır.
Suriye 1976’da “Barış Gücü” olarak gittiği Lübnan’da yıllarca kalmıştı. Bu gücünü oradan çektikten sonra Lübnan’daki Hizbullah’a destek vermesi sebebiyle Suriye Beyrut üzerinde etkisini devam ettirebilmektedir. Bu bağlamda Hariri’nin Suriye ziyareti değerlendirildiğinde, bu ziyaretin Lübnan'da yeni bir tartışma yarattığını söyleyebiliriz. Ancak güçlü bir Lübnan Hükümetinin de Suriye’nin desteğiyle gerçekleşmesinin mümkün olacağını unutmamak gerekir. Ayrıca İsrail dışında Lübnan’ın bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesine gereksinim duyduğu görünmektedir. Önemli sayıda muhalifin Suriye-Lübnan ilişkilerinin gelişmesini engellemeye çalıştığını gözönünde bulundurduğumuzda, Hariri’nin Şam’ı ziyaret etmesi cesaret gerektiren bir durumdur.
Sonuç itibarıyla Ortadoğu’daki dengelerin değişmesi konusunda Suriye’nin, özellikle de Lübnan ve Filistin’in iç meselelerinde öne çıkması beklenebilir. Lübnan açısından baktığımızda, Suriye’nin, Lübnan Hükümetinin tüm sorunlarının giderilmesine yönelik olarak tek çıkış kapısı olduğu görünmektedir. Ayrıca Bölgenin konjonktürel yapısındaki yeni süreçte Şam yönetimi, bölge ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler çerçevesinde daha etkin ve dengeli politikalar izlemesinde yarar vardır. Bununla birlikte Suriye ile ilgili bölgede pozitif bir düşüncenin oluşturulması için Irak’la ilişkilerini bir an önce gözden geçirmesi ve düzeltmesi yönünde somut adımlar atması gerekebilir.
(Ali SEMİN, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)