ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » Dış PolitikaGeri Dön «

Dış Politikada Yeni Açılım Arayışları

23.12.2009 18:17:43

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dış ilişkilerde dile getirilen sıfır sorun politikasını en iyimser yaklaşımla, taraflar arasında mevcut sorunların sıfırlanmasına çalışılması şeklinde yorumladığımız takdirde dahi, bunun bizim tek taraflı açılımımızla mümkün olamayacağı, karşı tarafın da aynı özen ve özveriyi göstermesi gereği kaçınılmazdır. Aksi halde, sorunları sıfırlamak için taviz veren taraf biz oluruz. Bağımsız hiçbir ülke ulusal çıkar temeline dayalı olan ve uygulamada karşılıklı çıkarların esas oluşturduğu dış ilişkilerde öylesine bir tek taraflı tavizi kabul edemez.

Son yıllarda dış politika bağlamında tanık olduğumuz gelişmeler ve alışagelmediğimiz söylemler, Cumhuriyetimizin kuruluşundan 2000'li yıllara kadar uzanan süreçte görev alan değişik hükümetler tarafından, bazı nüans farklılıkları ile de olsa, genelde izlenen dış politika ilkelerinde ve uygulamalarında ciddi değişim rüzgarları estirilmeye başlandığını kanıtlar nitelik taşımaktadır.

1950'li yıllara kadar uzanan Kıbrıs Sorununun çözümüne ilişkin olarak 2003'lü yıllardan itibaren dile getirilmeye başlanan "çözümsüzlük çözüm değildir" ve "kazı kazan" benzeri söylemlerin son aylarda geliştirilerek, yerini "açılım", "sıfır sorunlu dış politika" ve "entegrasyon" gibi sloganlara bıraktığını gözlemlemekteyiz. Bütün bu cazip söylemler iç politika bağlamında irdelendiğinde kulağa çok hoş gelebilir ve insanlar tarafından bir sihirli formül gibi algılanabilir. Ancak konuya değişik yaklaşımların sergilenmesine aşina olan iç politikaya karşın, prensip itibariyle sürekliliğin ve ulusal çıkarların esas teşkil ettiği dış politika açısından bakıldığında, pratikte uygulanabilirliği bulunmayan bu tür atılımların, ülkemizin ikili, bölgesel ve çok taraflı ilişkilerindeki sorunları sıfırlamak bir yana, aksine daha da karmaşık hale getirmesi ve başka ciddi sorunlara yol açması da büyük bir olasılıktır. Nitekim daha da gerilere gitmeksizin, dünyamızın son yüz yıllık tarihine şöyle bir göz attığımızda, değişik ülkeler arasında değişik zamanlarda ortaya çıkan ciddi sorunların bugüne değin somut biçimde sıfırlandığını kanıtlayan bir örnek bulmak imkanı, muhtemel birkaç istisnai durum dışında, adeta yok gibidir. Hatta bugün "Stratejik Ortak" olarak tanımladığımız, ABD-Kanada, ABD-İsrail ve ABD-İngiltere arasındaki ilişkilerde dahi, aralarındaki sorunların sıfırlanmış olduğunu söylemek sanırım fazla abartılı bir değerlendirme olur.

 
Dış ilişkilerde dile getirilen sıfır sorun politikasını en iyimser yaklaşımla, taraflar arasında mevcut sorunların sıfırlanmasına çalışılması şeklinde yorumladığımız takdirde dahi, bunun bizim tek taraflı açılımımızla mümkün olamayacağı, karşı tarafın da aynı özen ve özveriyi göstermesi gereği kaçınılmazdır. Aksi halde, sorunları sıfırlamak için taviz veren taraf biz oluruz. Bağımsız hiçbir ülke ulusal çıkar temeline dayalı olan ve uygulamada karşılıklı çıkarların esas oluşturduğu dış ilişkilerde öylesine bir tek taraflı tavizi kabul edemez.
 
Dış politika bağlamında son yıllara kadar pek duymadığımız bu yeni söylemler ve uygulamaya konulmaya başlanan açılımlara, gerek ikili, gerek bölgesel ve çok taraflı ilişkilerdeki sorunlar açısından bakıldığında, bugün görünen manzaranın tatmin edici ya da en azından iç açıcı olduğunu söylemekte zorlanacağımız açıktır.
 
- Son altmış yıldan bu yana süregelen Kıbrıs Sorununa, eşitler düzeyinde, adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulma arayışları çerçevesinde, 2003'lü yıllardan itibaren gündeme getirilen "Çözümsüzlük çözüm değildir" politikasının, aradan altı yıl gibi uzun bir süre geçmiş olmasın karşın, soruna çözüm getirmesi bir yana, aksine, sorunu Türkiye’nin diğer ülkelerle olduğu kadar, bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini, giderek artan bir şekilde, olumsuz yönde etkilemeye devam ettiği görülmektedir.
 
- Aynı politika ve yeni açılım uygulaması çerçevesinde, son doksandört yıldan bu yana devam eden kemikleşmiş Ermeni Sorunu konusunda İsviçre'de uzun bir süreden beri gerçekleştirilen ve 1990’lı yıllardan bu yana Azerbaycan'ın işgali ile sonuçlanan gelişmeleri de içine alan görüşmelerin sonunda, bu defa Zürih'te Türkiye ve Ermenistan Dişişleri Bakanları tarafından imzalanan iki ayrı protokolün, imza töreninin üzerinden henüz 24 saat dahi geçmeden, bir yandan tarafların protokollerde yer alan hususlara getirdikleri birbirinden çok farklı yorumlar, diğer yandan Azerbaycan halkının ve yönetiminin gösterdiği büyük tepki dikkate alındığında, soruna kalıcı bir çözüm getirme olasılığının ve de uygulanabilirliğinin yok denecek derecede zor olduğunu ifade etmek, sanırım, abartılı bir yaklaşım olmayacaktır.
 
- Diğer taraftan, son haftalarda Irak ve Suriye bağlamında dile getirilen, 2002'den beri uygulanmakta olan komşu ülkelerle Sıfır Problem ilişkisinin, geçtiğimiz yıldan itibaren komşu ülkelerle maksimum işbirliği ve entegrasyon politikasına dönüşmüş bulunduğu şeklindeki söylemlerin uygulamaya konulmasının ardından ortaya çıkacak gelişmelere gelince, bunların orta ve uzun vadede ne denli bir sonuç vereceğini ise bekleyip göreceğiz.
 
Türkiye'yi çevreleyen ülkelerle ve de özellikle komşumuz olan ülkelerle aramızdaki sorunların en aza indirgenmesine, iyi komşuluk ilişkilerinin yanısıra, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerimizin karşılıklı çıkarlar çerçevesinde güçlendirilmesine yönelik çabaların artırılması tabiatıyla ülkemizdeki tüm kesimlerin içten beklentisidir. Ancak bu bağlamda atılacak adımlarda karşı tarafın da aynı iyi niyetli yaklaşımla mı, yoksa kendi içindeki ya da diğer ülkelerle ilişkilerindeki zorunluluktan kaynaklanan konjonktürel bir yaklaşımla mı davrandığının çok iyi hesaplanmasına azami özen gösterilmelidir.
 
Bütün bu nedenlerle, ekonomik ve ticari alanlarla enerji, ulaşım ve benzeri alanlarda olumlu sonuçlar getirmesi beklenen bu yeni yaklaşımın, orta ve uzun vadede ne getirip, ne götüreceğinin, bu son derece kırılgan ve sorumlu bölgedeki diğer ülkelerin, bölgesel aktörlerin ve bölge ile yakından ilgilenen küresel güçlerin olası tepkilerinin ve en geniş anlamda ülkemiz çıkarlarının dikkate alınması süretiyle ayrıntılı olarak irdelenmesi, gelecekte bir düş kırıklığına uğramamak açısından büyük önem arz etmektedir.
 
(Büyükelçi (E) Emin Gündüz)

 




DIŞ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya