Yabancı girişimcilerin ve şirketlerin Çin topraklarında şirket kurabilmesine ilişkin yönetmelik, Çin Devlet Konseyi’nin onayının ardından resmi gazetelerinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 1 Mart 2010 tarihinden itibaren geçerli olacak hukuki belge, 1997’de kabul edilen, ardından 2006 yılında revize edilen “Ortaklık Şirketi Kurma Kanunu”nun (Law on Partnership Enterprises) uygulanması amacıyla hazırlanmıştır. Yönetmelikle birlikte yabancı sermayenin Çin’de şirket kurma prosedürü basitleştirilmektedir. Buna göre, yabancı şirketler ve kişiler, Çin’de mahalli olarak tescilli şirketler kurabilecekleri gibi, Çinli ortaklarla yeni bir şirket kurabilecek ya da var olan Çinli bir şirkete ortak olabilecektir. Yabancı bir şirketin kurulması için sermaye alt sınırı da artık aranmamaktadır. (tıkla-1)
Yabancı sermayeyle bir şirketin kurulabilmesi için, öncelikle mahalli şirket kayıt otoritesi olan Sanayi ve Ticaret İdaresine başvuru kaydının yaptırılması gereklidir. Bununla birlikte, ayrıca Ticaret Bakanlığı’nın taşra biriminden onay alınmasına gerek yoktur. Ancak, şirketin kuruluşu için istenen evraklara, şirketin Çin’in yabancı yatırım sanayi politikasına uygun olduğunu teyit eden yazılı bir beyanın eklenmesi istenmektedir. Böyle bir başvuru yapıldıktan sonra Şirket Tescil Bürosu, Ticaret Bakanlığı’na da bilgi vermektedir. Eğer şirket, spesifik alanlara yatırımı öngörüyorsa, bu durumda Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun onayının aranmasına devam edilecektir
.(tıkla-2)
Küresel aktör olma potansiyelini göstermiş ülkelerden birisi olan Çin, attığı hamleler ve uyguladığı politikalarla özellikle dikkat çekmektedir. Son 10 yıldır üretim ve ihracata dayalı olarak ortalama yüzde 9-10 büyüyen, ihraç ürünlerinde giderek ileri teknolojiye yönelen, 1,3 milyarın üstünde nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyeti, dünyanın en gelişmiş ekonomileri olan ABD, Almanya ve Japonya’nın yanında yerini çoktan almış durumdadır. Dünya Bankası tahminlerine göre bu yıl Çin ekonomisi yüzde 8,4, 2010 yılında ise yüzde 8,7 oranında büyüyecektir.
Dünyanın en eski medeniyetlerinden birisi olan Çin 19. ve 20. yüzyıllarda yabancı güçlerin sömürüsüne ve kolonileştirme programına maruz kalmıştır. O dönemi kısaca hatırlarsak, Çin, 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın başına kadar İngiltere’nin kontrolündeki Hindistan’da üretilen afyonu satın almaya zorlanmıştır. Çin imparatorunun, İngilizlerin büyük karlar elde ettiği bu ticareti engellemeye kalkışması, topraklarına İngiliz savaş gemilerince iki ayrı askeri harekâtın yapılmasına sebep olmuş ve Çin’e yapılan afyon ticareti İngilizlerin istediği gibi serbest bırakılmıştır.
Ardından 20. yüzyılın başında, İngiltere, ABD, Fransa, Almanya, Japonya, Avusturya ve İtalya’dan oluşan 8’li İttifak, Pekin’i işgal ederek, Çin İmparatorluğu’nu ödemesi imkânsız bir tazminata mahkûm etmişlerdir. İşgal sonrası Çin’e imzalattırılan 1901 tarihli Protokol’ ile Çin’in kendi ülkesindeki stratejik bölgelerden askerlerini çekmesini, Batılı güçlerin Çin topraklarında askeri üsler kurmasını ve geniş kapitülasyonlar elde etmesini öngörmekteydi
.(tıkla-3)
Dolayısıyla, İkinci Dünya savaşı sırasında Japonya’nın Çin’i işgalini katarsak, 19 yüzyıl ve 20. Yüzyılın ilk yarısı, zayıf Çin İmparatorluğu’nun, gelişmiş ülkelerce ekonomik ve askeri anlamda işgaliyle geçmiştir.
Ancak bu durumun, günümüzde askeri olarak olmasa da ekonomik anlamda tam tersine dönmüş olduğunu görmekteyiz. Ülkede katı bir şekilde uygulanan ve başarılı olmayan planlı ekonominin ardından 1970’lerin sonunda, Çin Komünist Partisi’nin kontrolünde ekonomik reformlar devreye sokulmuş ve aşamalı bir şekilde dışa açılım ve piyasa ekonomisine geçiş süreci yaşanmıştır. 90’ların ortalarından itibaren hızlanan bu süreçle birlikte ülkede önemli miktarda yerli ve yabancı sermaye birikimi gerçekleşmiştir. Bu yönüyle Çin, geçmiş dönemde başına gelenleri unutmamakla birlikte kendi kalkınmasında yabancı desteğinin gerekli olduğuna ikna olmuştur.
Ülkeye yabancı sermaye çekmek amacıyla yürürlüğe giren Yönetmelik de aslında bu farkındalığın bir tezahürüdür. Çin’e yabancı sermaye girişinin, küresel ekonomik krizin de etkisiyle düşüşe geçmesi Çin’i harekete geçirmiş gibi görünmektedir. Çin, kendi ülkesine yabancı sermaye girişini isterken diğer taraftan kendi sermayesini de dünyanın tüm bölgelerine göndermekte ve imzaladığı ekonomik anlaşmalarla birlikte dünyaya yaymaktadır.
Kısaca, Çin, Dragon’un yaşaması için gerekli olan enerjiyi dışarıdan alsa da sağlık kontrollerinde yabancı doktora da ihtiyacı olduğunu bilmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)