İsviçre’de Kasım ayı sonunda yapılan referandum ile ülkede yeni minare inşaatının yasaklanması kararı gündemde yer almaya devam ediyor. Neredeyse tüm uluslararası kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan bu kararın ardından Cenevre Camii’nin eski sözcüsü Hafid Ouardiri Müslümanların dini özgürlüğünün sınırlandığı gerekçesiyle ‘minare yasağı’nı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyor.
Müslümanların din özgürlüğünün ihlal edilmesi yanında İsviçre’de bütün dini yapılardan dini sembollerin çıkarılması yerine yalnızca Müslümanlara karşı ayrımcı bir tavır ile minare yapımının yasaklanması, kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmesindeki en önemli gerekçe. Ancak hukukçular başvurunun kabul edilip edilmeyeceği konusunda endişelere sahip. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkeme’sine başvurulmadan önce usulen tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekiyor. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuruyu reddedebilme olanağına sahip.
Konu ile ilgili olarak görüş belirten Alman hukukçu Profesör Mathias Rohe, İsviçre’deki minare yasağı kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen din özgürlüğü hakkının açık bir ihlali olduğu görüşünde. Rohe, “içerik olarak tartışılacak bir şey yok. Bu uygulama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9'uncu maddesini açıkça ihlal ediyor. Bundan da demokrasi ile hukuk devletinin aynı şey olmadığı görülüyor. Gayet anlaşılabilir nedenlerden dolayı, hukuk devleti ile ilgili bazı ilkelerin demokratik kararlara konu edilememesi benimsenmiştir. Örneğin azınlık hakları hakkında demokratik oylama yapılmaz, çünkü yapıldığı takdirde bu haklar hızla kaybedilir. İsviçre’deki yasak işte bunun bir örneği” diyerek yasağın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 9. maddesinin ihlali olduğunu belirtmektedir. (Tıkla-1)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurunun kabul edilmeyeceğini savunan hukukçuların gerekçesi başvuruyu yapan Ouardiri’nin minare yasağı uygulamasından birebir etkilenmiş olmaması. Konuya ilişkin açıklama yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean-Paul Costa ise bu vakanın bir ilk olduğunu, daha önce herhangi bir ülkedeki bir referandum sonucunun gündemlerine gelmediğini belirtmiştir. Costa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin davayı kabul edebileceği sinyalini de verdi. Bir referandumla alınan karara İsviçre Anayasa Mahkemesi'nde itiraz etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Costa, din özgürlüğünün ihlal edildiğini düşünen bir kişinin doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabileceğini belirtmiştir.(Tıkla-2)
Mahkemenin davanın görülüp görülmeyeceğine kısa bir süre içinde karar vermesi beklenmiyor. Bu sürecin aylar sürebileceği belirtiliyor.
Sonuç ne olursa olsun her şeyden önce böyle bir konuda referanduma gidilmiş olması Batı’da yükselen İslamofobinin açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere yasağa eleştiri getiren diğer uluslararası aktörlerin konuyla ilgili olarak seslerini daha çok çıkartıp Müslümanlara yönelik bu ayrımcı tavırlara karşı gerekli girişimleri başlatmaları gerekmektedir.
(Aydan Özen, Avrupa Birliği-Balkanlar-Ege-Kıbrıs Masası, Asistan)