18 Kasım 2009 günü gerçekleşen saldırıda aralarında üst düzey İran devrim muhafızı liderlerinin ve Beluç kabile şeflerinin de bulunduğu yaklaşık 50 kişi hayatını kaybetmiştir. Kudüs Karargâhı Komutanı ve Devrim Muhafızları Kara Komutan Vekili Nurali Şuşteri, Sistan ve Belucistan eyaleti Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Zadeh ve Emir-el Müminin Alay Komutanı ölenler arasındadır.[1] Saldırıda ölen Kumandan Şuşteri, İran Belucistan’ı bölgesindeki Şii-Sünni Beluç gruplar arasında barışı ve istikrarı sağlamak için yürütülen “barış sürecinde” etkin bir rol üstlenmekteydi.[2] Belucistan Birlik Cephesi’nin sözcüsü Cemşid Emiri toplantı ile ilgili açıklamasında; “Onlar (İran yönetimi) elması elmasla kesmeyi düşünüyorlardı. Beluç aşiretlerini birbirine karşı kullanmak için bu toplantıyı düzenlemişlerdi.[3]” diyerek bazı Beluç siyasetçilerin görüşmeleri “barış süreci” kapsamı içinde değerlendirmediklerini ortaya koymaktadır.
Cundullah (Allah’ın askerleri) örgütü 2003 yılında Pakistanlı Taliban kumandan Nek Muhammed Vezir tarafından kurulmuştur. Şu an örgütün liderliğini Abdülmelik Rigi yürütmektedir. Pakistan’daki Beluç hareketinin İran uzantısı olarak görülebilecek Cundullah, “İran Beluçları’nın meşru hakları[4]” için mücadele ettiğini vurgulamaktadır. İran Beluçları[5] ve İran merkezi yönetimi arasında etnik ve mezhep tercihi bağlamında uyuşmazlıklar mevcuttur. Beluçların iddialarına göre, İran’da başat hale getirilen Fars etnik kimliği ve Şii mezhebi, ülkedeki Beluçların etnik kimliği ve Sünni mezhep anlayışıyla uyuşmamakta ve Beluç grupları devlete karşı örgütlenmeye sevk etmektedir. [6] Adının açılımındaki dini simgelere rağmen Cundullah, El Kaide gibi dini temelli diğer Sünni terör örgütlerinden ayrılmaktadır.7]
Beluçlar, İran ve Pakistan siyasi hayatında hiçbir zaman etkin rol üstlenememiştir. Bunun altında yatan temel nedenler arasında Beluçların düşük eğitim düzeyleri, ekonomik hayata katılımdaki yetersizlikleri ve iki devletin siyasetine yön veren Fars-Pencabi etnik gruplarının yönetim mekanizmasını paylaşmada gösterdiği isteksizlik sayılabilir. Cundullah söz konusu ülkelerin siyasi hayatında etkinlik kazanamadığı için adını daha çok terör eylemleriyle duyurmaktadır. Cundullah, 2007’de devrim muhafızlarını taşıyan otobüse saldırı düzenlemiş, 2008’de sınır bölgesinde görev yapan 16 İran askeri kaçırılarak öldürülmüştür. 2009 Mayısında Zahedan’da bir Şii camiinde meydana gelen patlamayı da Cundullah üstlenmiştir.[8]
Son Eylemin Ardından İran’ın Tutumu
Saldırıların hemen ardından İran devlet başkanı Mahmut Ahmedinecat’ın açıklamaları İran’ın olayı sıradan bir terör eylemi olarak görmediğini gözler önüne sermiştir. İran medyası ve devlet temsilcileri eylemin ardından bölgesel ve küresel aktörlere çok yönlü suçlamalar yöneltmişlerdir. Olayın netleşmesine fırsat verilmeden ilk olarak İran devlet medyası tarafından Cundullah sorumlu tutulmuştur. Ancak örgütün büyük ses getiren bu eylemi üstlenmemesi dikkat çekicidir. Daha önce gerçekleştirilen eylemler yerel ölçekte kaldığı halde, örgüte büyük prestij kazandıracak bu eylemi üstlenmesi rasyonel bir tercih olabilirdi. Saldırıda Sünni Beluç kabile şeflerinden bazılarının da hayatını kaybetmiş olması örgütü sessiz kalmaya iten nedenlerden arasında sayılabilir. Ayrıca örgütün saldırıyı hemen üstlenmeyerek İran’ın ve uluslararası kamuoyunun göstereceği tepkinin sonuçlarından istifade etmek istediği de düşünülebilir.
İkinci olarak, Ahmedinejat suçlamalarını Pakistan’a yönelterek devlete bağlı bazı kişilerin olayla ilişkisi olduğu ve Cundullah lideri Rigi’nin Pakistan sınırları içinde saklandığı iddialarını ortaya atmıştır. Olayın ardından Pakistan dışişleri sözcüsü Abdul Basit saldırıları kınarken, Cundullah liderinin Pakistan içinde saklandığı iddialarını da reddetmiştir. Diğer yandan Pakistan iç işleri bakanı Rahman Malik, İran’ın tüm dikkatleri Pakistan’a yöneltmesi karşısında beklenmedik bir hamle yaparak, örgüt lideri Rigi’nin Afganistan’da saklandığını iddia etmiştir. Malik’in iddialarına yanıt Afganistan dışişleri bakanı sözcüsü Ahmet Zahir Fakiri’den gelmiştir. Fakiri, Malik’in iddialarının temelsiz olduğunu ve Cundullah liderlerinin Pakistan’da bulunduğunu savunan İran’la aynı görüşte olduklarını dile getirmiştir.[9]
Belucistan’ın İran ve Pakistan sınırının güvenlikten ve istikrardan yoksun bir bölge olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Ahmedinecat’ın Pakistan’a yönelik suçlamalarına kısmen hak vermek mümkündür. Taliban ve El-Kaide örgütlerinin büyük sıkıntı yarattığı Pakistan’da üst üste kanlı eylemler gerçekleştirilmekte ve güvenlik güçleri ülkede istikrarı sağlamada aciz kalmaktadır. Pakistan topraklarında üstlenmiş militanların İran-Pakistan sınırını geçerek İran yakasında eylem gerçekleştirdiği bilinen bir gerçektir. Örneğin 2008 yılında sınır bölgesinde görev yapan 16 İran askeri, sınırı geçen militanlar tarafından esir alınmış ve Pakistan’a getirilerek öldürülmüştür. Pakistan egemen ve bağımsız bir ülke olarak sınırları içinde güvenliği sağlamak ve komşu topraklara yapılan sızma hareketlerini engellemekle yükümlüdür.
Son gelişmelerin yarattığı olumsuz havaya rağmen Beluç sorunuyla mücadele Pakistan ve İran’ın işbirliği yaptığı durumlardan da bahsetmek mümkündür. 1973–1977 yılları arasında İran ve Pakistan birliklerinin ortak operasyonu ile Pakistan Belucistan’ında başlayan isyan bastırılmıştır. Bunun dışında 2008 yılında Pakistan sınır muhafız birlikleri Cundullah’ın kurucusu Abdülmelik Rigi’nin kardeşi Abdülhamid Rigi ve üç örgüt üyesini Ketta’ya girmek isterken yakalanmış ve İran güvenlik kuvvetlerine iade etmiştir.[10] Beluç etnik milliyetçiliğinin yıkıcı sonuçlarından İran kadar Pakistan da etkilenmektedir ve bu durum gerek ülke içinde gerek Pakistan’ın komşularıyla ilişkileri nezdinde barış ve istikrar ortamını zedelemektedir.[11] Sistan-Belucistan’da yaşanan olaylar bu bilgiler ışığında düşünüldüğünde, Pakistan’ın Cundullah’a aktif destek vermesini gerektirecek somut bir gerekçe mevcut değildir. Pakistan’ın sınır güvenliğini sağlamada gösterdiği zafiyetin ve ülkenin her köşesinde faaliyetlerini sürdüren örgütleri engellemedeki başarısızlığın, Pakistan’a yöneltilen eleştirilerin temel gerekçesi olduğu düşünülmektedir.
Ahmedinecat olay sonrası yaptığı açıklamalarda ABD ve Suudi Arabistan’ı da Cundullah’a mali destek vermekle suçlamıştır.[12] İran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve ABD tarafından Sünni örgütlere destek verildiği iddiasının kökeni, 1980’li yıllarda Sovyetlere karşı mücadele eden Sünni örgütlere verilen yardımlara dayanmaktadır. Dünyanın her yerinden Afgan mücahitlerine destek için gelen gruplar, Soğuk Savaş’ın süper güçlerinden biri olan Sovyetlerle mücadele etmek için Afganistan’da birleşmiştir. Silah ve lojistik ihtiyaçların finanse edilmesini işini de Körfez ülkeleri ve ABD üstlenmiştir. Pakistan sınırları içinde kalan medreseler ve kamplardan da gerillaların eğitimi için yararlanılmıştır.[13] Söz konusu kamplar bugün de militanların eğitim aldığı merkezler olup, 1980’lerin aksine, Afganistan ve çevre ülkelerdeki istikrarı olumsuz yönde etkilemektedirler.
Eylemin İran-Batı Nükleer Görüşmelerine Etkileri
30 yıldan aradan sonra 2009 Ekiminde başlayan ABD-İran üst düzey temsilcilerinin İran’ın nükleer faaliyetlerinde gelinen noktanın ele alınması bağlamında bir araya gelmesi, geçen sürenin ardından yapılan ilk ciddi temasları oluşturmaktadır. Görüşmelerde İran’a gözdağı vermek için yeni ambargoların yolda olabileceği mesajı iletilmiş ve İran’ın nükleer çalışmalarından duyulan endişeler dile getirilmiştir.[14] Cundullah’ın son eylemi nükleer konuların ele alındığı ABD-İran görüşmelerine de ağır bir darbe indirmiştir. İran meclis başkanı Ali Laricani’nin saldırıdan sonra yaptığı açıklamalarında bu etkiyi görebilmek mümkündür. Laricani; “Geçmişte yaşanan olayları gözden geçirirsek, ABD’nin Sistan-Belucistan bölgesindeki terörizmle bağlantılarının olduğunu ve örgüte destek verdiğini kanıtlayan pek çok gizli ve açık veriye ulaşabiliriz. Tüm bunlar Amerikalıların İran’ın başarılarına karşı duyduğu nefreti gösteriyor. Son terörist saldırılar, ABD’nin İran ulusal çıkarlarından duyduğu rahatsızlığın göstergesidir.” ifadelerini kullanmıştır. [15]
Nükleer konularda sıkça eleştirilere maruz kalan İran yönetimi, uluslararası kamuoyundan gelen baskıları hafifletmenin yolu olarak Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmektedir. Bu bağlamda İran, dünyanın en büyük ikinci hidrokarbon rezervlerine sahip olmasından ötürü Çin’in stratejik planları arasında geniş yer tutmaktadır. Bu stratejik hedefler doğrultusunda Çin şirketleri, İran’ın enerji sektörüne 120 milyar dolarlık yatırım yapmıştır.[16] 2009 yılının Haziran ve Ağustos aylarını kapsayan sürede Çin ve İran, Güney Pars doğalgaz alanlarının üretim kapasitesinin geliştirilmesi yönünde 8 milyar doları bulan anlaşmalara imza atmışlardır. Ayrıca İran’ın petrol şirketleri Çin yetkililerine 7 petrol rafinerisi ve bin 600 km’yi bulan Trans-İran hattına destek için 42.8 milyar dolara varan yatırım teklifi götürmüştür. [17] İran devlet başkanı başyardımcısı Muhammed Rıza Rahimi, Pekin’de Çin başbakanı Wen Jiabao ile 15 Ekim 2009 tarihinde görüşmesinin ardından iki ülkenin enerji ve ticari ilişkilerinde artan ivmenin yanında uluslararası ilişkileri ilgilendiren konularda da daha sıkı koordinasyon içinde hareket edilmesinde karar kılındığının altını çizmiştir.[18]
10 Ekim 2009 tarihinde Rusya başbakanı Putin de İran’a yaptırım uygulanmasına yönelik görüşlerini; “İran’a yaptırım kararı ile ilgili konularda konuşmadan önce, enerji alanındaki görüşmelerde somut adımların atılması gerekiyor yoksa antlaşma koşullarındaki avantajlı konumumuzu kaybederiz. Bu yüzden görüş belirtmek için erken olduğunu düşünüyoruz.[19]” şeklinde ifade etmiştir. İran’a yönelik yaptırım kararlarının ele alındığı BM Güvenlik Konseyi görüşmelerinde, yaptırım kararları aleyhine veto koyan Çin ve Rusya’nın tavrını yukarıda belirtilen açılardan değerlendirmek gerekmektedir. İran’ın gerek söz konusu aktörlerle gelişen ilişkileri bağlamında gerekse son saldırıları gerekçe göstererek, nükleer konuların ele alındığı görüşmeleri dondurabileceği veya görüşmelerden çekilebileceği ihtimalini göz önünde bulundurmak gereklidir.
Sonuç
Pakistan’da yaklaşık 50 yıllık geçmişe sahip Beluç etnik milliyetçiliğinin İran uzantısı olarak görülebilecek Cundullah, İran ve yakın coğrafyasının istikrarını ve barışını bozmaya dönük eylemleriyle gündeme gelmektedir. Nükleer alandaki faaliyetlerinden ötürü ağır eleştirilere maruz kalan İran’ın dış dünya ile ekonomik ve siyasi bağlamdaki ilişkilerinin artmasından endişe duyan güçler, terör faaliyetleri üzerinden İran’a ders vermeye ve bölgesel istikrara büyük katkıda bulunacak enerji projelerini sabote etmeye çalışmaktadır. Enerji savaşlarının yaşandığı Avrasya’da terör örgütleri, rakip projeleri devre dışı bırakmak için etkin bir araç olarak kullanılmaktadır.
Yaşanan son eylem, bölgesel ve küresel dengelerin yeniden şekillenmesine büyük etki yapmıştır. Avrasya coğrafyasında tezahür eden Yeni Büyük Oyun’da, kurulması planlanan “Beluç devleti” için bölgede faaliyet gösteren terör örgütlerinin dış güçler tarafından harekete geçirilmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu bağlamda Cundullah’ın da bugüne kadar gerçekleştirdiği yerel/bölgesel ölçekli eylemleri küresel ölçek boyutuna taşıması, örgütün bölgesel gelişmeler yanında küresel gelişmeleri de etkileyebilecek yapıya ve eylem kabiliyetine kavuşturulmasının planları yapılabilir. Örgütün daha geniş kitleleri etkileyebilecek eylemleri gerçekleştirmesi ve istihbarat-mali kaynak gereksinimlerini karşılayabilmesi için dış desteğe ihtiyacı vardır. Gerçekleşen son eylem de gerek bölgesel gerek küresel ölçekte pek çok gelişmenin habercisidir. Eylem, “Beluç devleti” tartışmalarını tekrar gündeme getirmiş, nükleer konularda İran ve Batının uzlaşma ihtimalini azaltmış, Afganistan-Pakistan-İran arasında bölgesel krize neden olmuştur. “Barış Hattı” olarak da anılan İran-Pakistan-Hindistan boru hattının da güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açmıştır.
İran’ın İsrail ve/veya ABD ile girişebileceği bir savaşta, Beluç kartının oynanması muhtemel seçenekler arasında yer almaktadır. Uzun vadede, eş zamanlı olarak Pakistan’da federal otoritenin zayıflaması, uluslararası kamuoyunun ilgisinin bölgede tırmanan terörizme kayması ve İran’ın cezalandırılması konusunda büyük güçlerin uzlaşmaya varması İran-Pakistan-Afganistan hattı için felaket anlamına gelecektir. ABD kontrolünde kurulacak bir “Beluç devleti”, Güney Asya’da uydu ülke vazifesini üstlenecek ancak başta Peştunlar-Pencabiler-Farslar olmak üzere, önde gelen büyük etnik gruplar arasında sonu gelmez çatışmaları başlatacaktır. Kısa vadede ise Cundullah’ın gelecek için planladığı etnik milliyetçi hedeflerine uygun zemin hazırlamak için bölgede gerilimi tırmandıracak eylemlere girişebileceği düşünülebilir. Siyasi açılımlar konusunda beklediği tavizleri elde edebilirse bunun sonrasında Pakistan ve Afganistan’daki Beluçlarla birleşmeyi ya da İran içinde daha geniş özerklik haklarını talep edilebilir. İran’ın olayların ardından göstereceği reaksiyon bu bağlamda kilit öneme sahiptir. İran sert tutumunu sürdürürse Cundullah’ın marjinalleşerek daha geniş çapta eylemlere başvurmasına yol açabilir ve istenmeyen bir durum olarak, örgüte dış destek kapılarını aralayabilir.
Güney Asya’nın “yeni İsrail”i olarak nitelendirilebilecek Beluç devletinin kurulmasıyla Pakistan, Afganistan ve İran’da yaşayan Beluçlar tek bir siyasi çatı altında toplanacak, bu devlet başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin Avrasya’daki çıkarları doğrultusunda “uydu devlet” vazifesi görecek ve bölgedeki istikrarsızlığın kalıcı hale getirilmesinde etkin rol üstlenecektir.
(Khalilullah Rasuli, Ali Erhan Ertan, Asya-Pasifik Masası)
Kaynakça
[4]Jundullah açıklamalarında İran Beluçları’nın yaşam koşullarının düzeltilmesi ve Beluçların kişilik, kültür, inanç haklarına saygı için mücadele ettiğini dile getirmektedir. Beluç lider Abdülmelik Rigi, Jundullah’ın İran’dan koparak bağımsızlık peşinde olmadığını, Kasım 2008’deki röportajında Rigi, Jundullah’ın silah bırakacağını ve İran politikasına girmek için hazırlık yaptığını duyurmuştur. Chris Zambelis, Balochis intensify rebellion in Iran, Asia Times, http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/KB20Ak02.html20 Şubat 2009.
[5]İran Beluçları ülkenin güneydoğusundaki dağlık arazilerde yaşamaktadır. Beluçlarda hâkim din Müslümanlıktır ve pek çoğu Sünni İslam’ın Hanefi mezhebine dâhildir. İran’daki Beluç toplulukların nüfusu 1,5 milyondur civarındadır ve İran’ın toplam nüfusunun %2’sini oluşturmaktadır. İran Belucistan’ında 1989’dan itibaren ekonomik ve politik düzen önemli bir değişime uğramayarak; kabile-aşiret yapısı ve feodal düzeni devam ettirmiştir. İran’ın güneydoğusu ve Pakistan’ın güneybatısındaki sınır boyunca karşılıklı olarak Beluç kabileleri yer almakta ve bunlar arasında sıkı akrabalık bağları vardır. Pakistan-İran arasında yer alan söz konusu bölgede, asırlardır devlet otoritesi tam anlamıyla etkin olamamıştır. Otorite eksikliği bölgede her türlü kaçakçılık faaliyeti için uygun zemin oluşturmakta, sınır boyunca kaçakçılar ve güvenlik güçleri arasında sık sık çatışmalar yaşanmaktadır.
[6]“Şerhi Komili Asfuşar Berahle Sunnet-i Beluçistan az Zebani İmam Cuma-i Zahidan” http://aleborzma.
wordpress.com/2009/11/02/, 2 Kasım 2009.
[10]Zambelis, agm, Asia Times, 20 Şubat 2009.
[11]Jundullah’ın son eylemi ve İran yönetiminin Pakistan’ı ağır biçimde suçlamasının ardından İran-Pakistan sınırında istenmeyen olaylar yaşanmıştır. 26 Kasım 2009 tarihinde İran devlet medyası, 11 devrim muhafızının akaryakıt kaçakçılarını takip ederken Pakistan sınırını geçtiğini ve Pakistan askerlerince tutuklandığını belirtmiştir. Dikkat çekici nokta, bu tür olayların sıkça yaşanmasına rağmen iki ülke de karşılıklı anlayışa ve problemi büyütmemeye dönük yaklaşım izlemektedirler. Bu olayın ardından da devrim muhafızları serbest bırakılmış ve Pakistan tarafından İranlı askerlerin sınırı yanlışlıkla geçtiği açıklaması gelmiştir. Ancak sıkça rastlanan bu tip olayların büyütülerek basında manşet olması bile Güney Asya’nın iki komşu ülkesi arasındaki dostane ilişkilerin son olaylar nedeniyle fazlasıyla zedelendiğini ve yaşanan karşılıklı güvensizlik ortamını gözler önüne sermiştir. İlgili haber için bkz. “Pakistan Releases 11 Iranians Arrested for Trespassing”, Dawn, http://www.dawn.com/wps/wcm/connect/dawn-content library/dawn/news/pakistan, 27 Ekim 2009.
[12]Seymour M. Hersh’in 7 Temmuz 2008 tarihli yazısında, eski başkan George W. Bush’un İran rejimini istikrarsızlaştırması için hazırlanan gizli CIA projesine 400 milyon dolar kaynak ayırdığını ve Şii sınıf kontrolündeki İran’a karşı Sünni etnik azınlıkların kışkırtıldığı iddia edilmektedir. Hersh’e göre, projenin yoğunlaştığı Sünni gruplar, petrol zengini Kuzistan’daki Arapları ve Sistan-Belucistan bölgesindeki etnik Beluçları kapsamaktadır. Daha detaylı bilgi için bkz. Seymour M. Hersh, “The Bush Administration Steps up Its Secret Moves Against Iran”, The New Yorker, http://www.newyorker.com/reporting/2008/07/07/080707fa
_fact_hersh, 7 Temmuz 2008.
[15]“Larijani Blames US for Terrorist Attack on IRGC Commanders”, http://english.farsnews.com/newstext.php?
nn=8807261381,18 Ekim 2009.
[16]B.Raman, “Chinese Activities in Baluchistan”, South Asia Analysis Group, http://www.southasiaanalysis.
org/%5Cpapers3%5Cpaper259.html, 18 Haziran 2001.
[17]Philip K. Verleger, “Third Oil Shock: Real or Imaginary? Consequences and Policy Alternatives”, International Economics Policy Briefs, Number 00–4, April 2000, http://www.iie.com/publications/pb/pb00–4.pdf.