2009’un Ağustosundan beri Libya’da tedavi görmekte olan Lockerbie olaylarının faili Abdulbasit el-Migrahi’nin bir süredir kayıp olduğunun belirlenmesi, konuyla ilgili birtakım şüphelerin doğmasına yol açmaktadır. Migrahi, İskoç mahkemeleri tarafından serbest bırakılmasının ardından, yaşadığı Libya’nın Tripoli şehrinde belirli aralıklarla doktor ve polis kontrolünden geçmekteydi. Ağustos ayında serbest bırakıldığında ise yaşadığı prostat kanseri yüzünden en fazla 3 ay yaşayabileceğine dair teşhis yapılmıştı. Migrahi’nin en son Eylül ayında hastaneye giderken görüldüğü ve Afrikalı bir siyasetçi grubuyla görüştükten sonra kendisinden haber alınamadığı belirtilmektedir. Sözkonusu olayla alakalı olarak Libya hükümetinin sorumlu olduğu iddiaları öne sürülse de halen kendisinden kesin bir bilgi alınamamaktadır. (Tıkla-1)
Libya’nın Batıyla ilişkilerinde Lockerbie faciası kırılma noktalarından birini teşkil etmektedir. 1988 yılında Pan Am Havayolları’na ait bir yolcu uçağının İskoçya’nın Lockerbie Kasabası üzerindeyken bombayla infilak ettirilmesi sonrasında yapılan soruşturmada, Libya uyruklu Abdulbasit el-Migrahi olaydan sorumlu tutulmuştur. Libya yönetiminden talep edilen tazminat sebebiyle Kaddafi hükümeti olayın faillerini teslim etmiş ve ölen 275 kişinin tazminatı olarak toplamda 2.75 milyar Dolar ödeme yapmıştır. (Tıkla-2) Ölenler arasında ABD’li ve İngiliz yolcuların çoğunlukta olması dolayısıyla, bombalama olayı bu ülkeler tarafından ciddi biçimde soruşturulmuş ve Libya’nın Batı’dan dışlanmasına sebep olmuştur. Ancak bu eğilim zamanla Libya’yla ilişkilerin tamir edilmesi çabalarına dönüşmüştür. Örneğin Kaddafi’nin vermeyi kabul ettiği tazminatın ödenmesi, 2003 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Libya’nın teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasının ertesine rastlamaktadır.
1990’lı yıllar boyunca özellikle ABD ve İngiltere ile ilişkileri olumlu bir seyir izlemeyen Libya’nın bu dönemde Avrupa ülkeleriyle yakınlaştığı görülmektedir. Zengin petrol kaynakları sebebiyle Akdeniz kanalıyla yapılacak enerji işbirliği, Avrupa tarafından bir terör eylemine rehin edilmek istenmemiştir. Benzer bir girişim ABD ve İngiltere cephesinde ancak yıllar sonra yapılabilmiştir. ABD yönetimi Bush döneminden başlayarak ilişkileri geliştirmeye başlamıştır. Hatta Migrahi’nin serbest bırakılmasında dahi bu türden siyasi düşüncelerin etkili olduğu iddia edilmiştir. Şubat 2008’de dönemin İngiltere Adalet Bakanı Jack Straw, İskoç Başbakanına yazdığı bir mektupta Libya ile ilişkilerin bozulmasına gerek olmadığı görüşünü ileterek, “Libya’yla ilişkileri geliştirmek ve onun uluslararası topluluğa katılmasına yardımcı olmak, İngiltere’nin de işine gelecektir. Bir zamanlar terör saldırılarını desteklemiş olan bu ülke, artık terörle mücadelede önemli bir ortak durumundadır” ifadesine yer vermiştir. Bu görüşlerin İngiltere ile Libya arasında imzalanan 15 milyar Sterlinlik petrol anlaşmasıyla ilgili olduğuna dair yorumlar yapılmıştır. (Tıkla-3) Migrahi’nin İskoçya’da serbest bırakılması, bu ülkenin Birleşik Krallık içindeki pozisyonuyla da alakalıdır. Dış işlerinde İngiltere’ye bağlı olan İskoçya, uluslararası etkileri olan böyle bir kararı vererek bu bağlılığın ne kadar güçlü olduğunun sorgulanmasına vesile olmuştur.
Yaptığı bombalama eylemi yüzünden müebbet hapse mahkum olan, ancak ağır hastalığı sebebiyle serbest kalıp ülkesine dönmesine izin verilen Migrahi’nin ortadan kaybolmasının basit bir asayiş olayı mı, yoksa daha farklı bir planın sonucu mu olduğu henüz netlik kazanmamıştır. Fakat bu durumun en çok eylemde hayatını kaybeden yolcuların yakınlarına zarar verdiği tartışmasızdır. Ancak gerçek ne olursa olsun, üzerindeki terörist ülke imajını temizlemeye çalışan Kaddafi Libyası’nın eline geçen şeffaflık şansını iyi değerlendiremediği ortadadır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)