Kopenhag’da, hâlâ somut bir sonuç alınamayan Dünya İklim Zirvesi, tartışmalar ve protestolar ile devam etmektedir. 7 Aralık’ta başlayan ve 192 BM üyesi ülkenin temsilcilerinin katılımı ile süren zirve, 18 Aralık tarihinde sona erecektir. Ancak özellikle sera etkisine karşı alınacak önlemler konusunda yapılması planlanan anlaşma metni üzerinde henüz bir görüş birliğine varılmış değildir. Ülkelerin bundan böyle, dünyayı nasıl ve ne ölçüde kirletebileceğini belirleyecek olan yeni kararların alınması amacı ile pek çok dünya liderinin de zirvenin son iki gününde Kopenhag’a gitmesi beklenmektedir. Gözlemcilere göre Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gerçekleştirilen en yüksek katılımlı organizasyonlardan biri olmuştur. (Tıkla1)
Zirveyi asıl gündeme taşıyan ise kritik konular üzerinde hala bir uzlaşıya varılamamış olması ve müzakereler sırasında ciddi gerginlikler yaşanarak tıkanma noktasına gelinmiş olmasıdır. Bunlardan biri, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin finansmanı aşamasında çıkan fikir çatışmalarıdır. Sanayileşmiş ülkeler bu konuda, kendilerinden çok para çıkmasını istememektedir. Ancak fakir ülkeler de sanayileşmiş ülkeleri iklim değişikliğinden sorumlu tutarak onlardan daha fazla miktarda maddi destek talep etmektedir. Fakir ülkeler için son derece önemli olan bu yardımların kesilmesi ya da işe yaramayacak kadar az miktarda olması bu ülkelerin ciddi anlamda sıkıntı çekmesine sebep olacaktır. Büyük ülkelerin istekleri ise alınacak kararlar üzerinde bir an önce anlaşmaya varılması ve yapılacak maddi yardımların daha sonradan belirlenmesidir. Fakat fakir ülkeler, sanayileşmiş ülkelerin yardımı olmadan bu konuda herhangi bir çözüme varılamayacağının çok iyi farkındadır. Ancak dünya dengelerinin ve iplerinin büyük ülkelerin ellerinde olduğu bir ortamda, onların istedikleri yönde bir anlaşma çıkması ihtimali de azdır. Büyük ülkeler ise iklim sorununun çözüme kavuşturulmasını elbette istemekle beraber, bu konuda diğer ülkelerin külfetlerini karşılamaktan da kaçınmaktadır.
Üzerinde tartışılan bir diğer kritik konu ise Kyoto Anlaşmasının gelişmekte olan ülkelerce hala istenmesine karşın, sanayileşmiş ülkeler tarafından daha başka bir anlaşmanın oluşturulması çabasıdır. Kyoto Protokolü, sanayileşmiş ülkelere pek çok bağlayıcı hüküm getirerek karbon emülsiyonlarını kısıtlamalarını zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple, gelişmekte olan ülkeler 2012’de süresi dolacak Kyoto Protokolü’nün genişletilerek, geçerlilik süresinin uzatılmasını talep etmektedir. Gelişmiş ülkeler ise Amerika Birleşik Devletleri’nin taraf olmadığı bu protokol yerine, ABD’nin de desteğini alarak, yeni bir anlaşma imzalamak istemektedir.(Tıkla2)
Gelişmiş ülkelere, karbon salımını azaltmaları için bağlayıcı hedefler koyarken, gelişmekte olan ülkelere koymayan Kyoto Protokolü, aynı zamanda dünya finans sisteminde yeni bir borsa oluşturmuştur. Protokole göre, karbon salımı onlara verilen kotadan daha az olan ülkeler, artan kotalarını karbon salımı fazla olanlara satabilme imkânına sahiptir. Bu sayede pek çok ülkenin kendine ayrılan fazla kotayı satıp para kazanması ile karbon salımının azalmasının teşvik edilmesi amaçlanmakta idi.
Günümüzde birçok ülkenin bu uygulamayı gerçekleştirdiği görülmektedir. Sonuç olarak da fazla karbon alım satımlarının yapıldığı son derece karlı bir borsa ortaya çıkmıştır. Bir taraftan bazı ülkeleri teşvik ederek karbon salımlarını azaltmalarını sağlayan bu uygulamanın, diğer taraftan başka ülkelere para karşılığı daha fazla karbon salımı imkânı vermesi, ekonomik açıdan bakıldığında, özellikle, kurulan bu borsa ile çok kazançlı görünse de sera etkisi sebebiyle git gide iklimi ve doğal dengesi değişen dünya için ne kadar yararlıdır? Bu soru gerçekten düşündürücüdür. Atmosfere bıraktığı karbon miktarını azaltmak yerine çoğu ülke bu uygulamadan yararlanarak, kota satın alma yoluna gidebilir. Bunun sonucu da alınmaya çalışılan tüm önlemlere rağmen iklimin ve dengenin değişmesine yol açabilir.
İklim Zirvesi’nde, yapılan zorlu müzakereler sonucunda Kopenhag’da alınması beklenen kararlarla dünyanın geleceği belirlenecektir. Ancak iklimden ve doğal hayattan daha çok, ekonomilerini ve önlemlerin maliyetleri ile kendi edinecekleri karları düşünen firmalarla dolu ülkelerin ve bu ülkelerden gelecek yardımlarla kalkınmalarına katkı sağlamayı planlayan yoksul ülkelerin alacakları ya da almaya çalışacakları kararların, dünya için ne ölçüde güzel bir gelecek vaat ettiğini kestirmek şu an için hiç de kolay değildir.
(H. Gülin Koçak, Ekonomi Enerji Çevre Masası, Asistan)