SDE Başkanı Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Kanal a Genel Yayın Yönetmeni ve SDE Yönetim Kurulu Üyesi Alper Tan, SDE Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Çağıran, SDE Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haydar Çakmak, SDE AB-Balkanlar Masası’ndan Kıdemli Araştırmacı Nail Alkan’ın da hazır bulunduğu toplantıda “Türkiye’nin Dış Politika Ekseninde Kayma Var mı?” sorusuna cevap arandı.
Yuvarlak Masa toplantısında özetle aşağıdaki görüşler ifade edildi:
Mehmet Seyfettin Erol: “İsrail’den çıktı eksen tartışmaları ve aynı İsrail ‘Atatürkçülük elden gidiyor’, ‘Ordu İslamlaşıyor’ gibi söylemleri kullanarak Türk ordusunu göreve de çağırdı. Bu bir anlamda provokasyondu. Bunun normal şartlarda kabul edilebilir bir tarafı yok. Hangi tartışma olursa olsun herhangi bir devletin içişlerine karışılamaz. Bunu biz yeri geldiğinde stratejik ortaklık ilişkisine girdiğimiz İsrail’den hiç duymamalıydık. Dolayısıyla İsrail burada Türkiye’nin kendince bir takım hassas noktalarından hareketle bu süreci önlemeye çalışıyor. Türkiye’nin bölgesiyle başta gönül bağı olmak üzere derin bir ilişkisi vardır. Ve bu gönül bağını koparmak bu tür eksen tartışmaları ile mümkün görünmüyor. Dış politikada hedef batı değil çağdaşlaşmadır. Bugün itibariyle Türkiye, yakın bölgesinde hissettiği tehdit algılamalarından kaynaklanan bir şekilde çok sıkı bir ilişki kurması gerektiğini gördü. Türkiye’nin ilişkilerini yakın çevresi bağlamında desteklemesi gerekmektedir.”
Yaşar Yakış: “Türkiye’nin bölgedeki ülkelere er geç dönmesi gerekirdi. Şimdiye kadar dönmesini zorlaştıran etmenler vardı. Kafkaslar, Balkanlar vs. AK Parti’nin iktidara gelmesi, ‘Stratejik Derinlik’ kitabı ile Davutoğlu’nun iktidara gelmesi tüm bunları açıklar. Ağırlık Davutoğlu’nda değil; süreçtedir. O süreçte de TDP’de değişikliğin olması için bir çaba oluşmuştur. Kıvılcımı AK Parti’nin iktidara gelmesi teşvik etmiştir. Engeller teker teker ortadan kalktıkça işler doğal mecrasına ulaşmıştır. Türkiye Ortadoğu’da, Kafkasya’da Balkanlarda daha fazla ciddiye alınırsa AB de o kadar ciddiye alır. Dolayısıyla birinin güçlü olabilmesi için diğerinin de güçlü olması lazım.”
Ersin Onulduran: “Öncelikle eksen nasıl tayin edilir? Dış Politikaya baktığımızda ufak tefek biçimsel şeyleri bir tarafa bırakırsanız, temel düzenin değişmesine yol açmıyorsa eksen kaymasından söz etmek mümkün değildir. Telaşa kapılan İsraillileri görüp yazı yazan Amerikalıları okuduğumuzda eksen kayması tartışmaları ortaya çıkıyor.”
Yusuf El-Şerif: “Arap âleminden görüldüğü kadarıyla ‘1 Mart Tezkeresi’ ile başlayan süreçte AK Parti’de önemli değişiklikler var. Sonrasında Türkiye demokratikleşiyor mu, İslamlaşıyor mu soruları kafaları karıştırıyor. Yine Arap dünyasından baktığımızda Türkiye bize daha yakın görünüyor. Türkiye AB ile ilişkilerinden dolayı ciddi bir demokratikleşme süreci içerisine girdi. Türkiye, İsrail üzerindeki dokunulmazlığı kaldırdı. İlk defa bir ülke İsrail’i eleştirdi. Bence bu bir eksen kayması değildir. Eksen kayması kelimesine karşıyım. Evet, Türkiye’ de bir değişiklik var; ama bu demokratikleşme yönünde bir değişiklik var. Şuan Arap ülkelerinde çok ciddi bir İran fobisi var. İran Ortadoğu’ da olumsuz bir etki yaratıyor. Türkiye ne kadar güçlü olursa o oranda bir etki yaratıyor ve bunu batının da fark etmesi gerekiyor. Bölgede iki önemli savaş yaşandı. Türkiye Lübnan savaşında çaba gösterdi ancak pek fazla etkisi olamadı. Gazze ile olan savaşta Türkiye yaptıklarıyla kahraman oldu. Yani eksen kayması Arap dünyasında iyi algılanıyor. Türkiye şu anda mantıklı bir dış politika yürütüyor ve bu Türkiye’yi stratejik olarak bölgesel güç yapıyor.”
Bülent Karadeniz: “Eksen bir coğrafyadır. Belki de eksen değişikliği tartışmaları Yavuz Sultan Selim’e kadar gider. Biz nerde hata yapıyoruz noktasında şunlara bakmalıyız: 1) Türkiye, güç ve imkânlarını aşıyor. Daha ekonomik olması lazım. 2) Açılımlar: Açılıma girişmek için güçlü konumda olmak lazım, yoksa açılım size cevap vermez. 3) Eğer yaptırım gücünüz yoksa karşı taraf yükümlülüğünü yerine getirmeyecektir. Türkiye’nin ekseni batıdır. Ve Türkiye’nin son dönemlerde bölgede arabuluculuk yolu ile aktif politika izlemesi gerekmektedir.”