ENGLISH
05.02.2012
Ana Sayfa » AmerikaGeri Dön «

Obama’nın Uğraşları: Çeşitlenen Cepheler

16.12.2009 18:28:59

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uluslararası arenada öteden beri mevcut uyuşmaz tutumları yumuşatarak bir anlayış birliği yaratmaya yönelik çabaları giderek zorluklara maruz kalan Başkan Obama, seçimler öncesinden bu yana küresel ölçekte yarattığı aşırı beklentilerin bugün sıkıntısını çekmektedir. Adı Barack Obama dahi olsa, bir Amerikan başkanının, dünyadaki tüm sorunları çözüme kavuşturabilecek sihirli değneğe sahip olmadığının ve kamuoylarının sırf arzuları istikametinde düşünerek kapıldıkları aşırı beklentilerin gerçekleri yansıtmadığını iyi görmek gerekmektedir.

Başkan Obama’nın nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik gayretlerinin başında kuşkusuz İran’ın bu alandaki çalışmaları gelmekle beraber, 2010 yılı Nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlemeyi düşündüğü “Küresel Nükleer Güvenlik Zirvesi” hazırlıklarına şimdiden başladığı görülüyor.

Bu bağlamda, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’i ilk davet ettiği devlet adamları listesine almış bulunmaktadır. Nazarbayev’in, bu zirveye katılmasına karşın, 2010 yılı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dönem başkanlığına gelmeyi bekleyen Kazakistan’ın bu başkanlığına destek vaadinde bulunmuştur. Başkan Obama, düzenlenecek zirve konferansının en başarılı şekilde cereyan etmesini arzulamaktadır.

Bu çerçevede, 1 Ekim 2009 tarihinde, Cenevre’de, BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında yapılan toplantının, İran’ın daha sonra takındığı uzlaşmaz tutum yüzünden, orada alınan kararlar uygulanamaz hale gelince, İran’la yeni bir “Altılar” toplantısı düzenleme çabasına giren Amerikan Yönetimi’nin bu çabalarının sonuçsuz kaldığı görülmektedir.

Daha önce yaptığımız değerlendirmelerde, ABD’nin sürekli bir tehdit unsuru olarak kullandığı, İran’a ek yaptırımlar kararı alınmış olsa bile, Çin ve Rusya’nın yaptırımlara yönelik çekinserliği yüzünden, uygulamada büyük zorluklarla karşılaşılacağı, hatta bu uygulamanın imkânsız hale geleceği değerlendirmesi daha şimdiden doğruluğunu ortaya koymuştur. Zira ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin yeniden İran’la bir araya gelmelerine, Çin’in olumsuz tutumu engel teşkil etmektedir. Aslında, 18 Aralık Cuma günü Brüksel’de bir “Altılı” görüşme yapılması planlanmakta iken Çin’in beyan ettiği mazeret dolayısıyla bunun iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Çin ve ABD arasındaki uzlaşmazlık, 17-18 Aralık 2009 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenecek İklim Konferansı bağlamında da ortaya çıkmaktadır. Konferansta imzalanması öngörülen antlaşma metni üzerindeki çalışmalar sırasında, ülkelerin almaları gerekli önlemlere hangi ölçüde uyduklarının uluslararası “izleme” ve “doğrulaması” (Monitoring and Verification) konularında Çin olumsuz bir tutum benimsemiş ve sera gazları emisyonu alanında uluslararası “izlemeyi” kabul etmeyeceğini beyan etmiştir. ABD ise kesin bir uluslararası doğrulama olmadan, antlaşma hükümlerinin herhangibir değerinin kalmayacağı görüşündedir.

Bir diğer büyük zorluk da, gelişmiş ülkelerin sera gazlarının azaltılması için alınacak önlemler ve gelişme yolundaki ülkelere yapacakları mali yardımlar konularında isteksiz davrandıkları için ortaya çıkmaktadır. ABD, sera gazları emisyonu ve yapılacak finansal yardım bağlamlarında başlıca aktör olmanın sıkıntısını çekmektedir. Obama’nın, soruları arzu ettiği istikamette çözüme vardırmasındaki bir diğer zorluk da Türkiye’ye ilişkin olarak kendini göstermiş bulunmaktadır.

Türkiye’nin, savunma sistemindeki dışa bağımlılığını asgari düzeye indirebilmek için uzunca bir süredir gayret gösterdiği, başta NATO çevreleri olmak üzere, uluslararası çevrelerde bilinen bir gerçektir. Medyaya da yansıyan ve yalanlanmayan haberlerden anlaşıldığına göre, Başbakan’ın 7-8 Aralık 2009 tarihlerindeki Washington ziyareti sırasında, Başkan Obama’nın, daha önce Polonya ve Çekoslovakya’ya yerleştirmekten vazgeçtiği füze kalkanı sistemini, “NATO Harekat Alanı Füze Savunma Sistemleri” çerçevesinde gündeme getirerek, Türkiye’nin de bu sistemin bir parçası olmasını istediği anlaşılmaktadır.

İran’a karşı tasarlandığı varsayılan bir füze kalkanı sisteminin, Türkiye, öteden beri, bir parçası olmayacağını ifade etmiş ve bu kez de Başbakan, Obama’yı aynı istikamette cevaplayarak Ankara’nın sadece füze kalkanının kime karşı tasarlandığı konusu ile değil sistemin işleyişiyle de ilgili endişelerini dile getirmiştir. Zira Türkiye, üçüncü bir ülkeden atılan füzenin Türkiye semalarında engellenmesi durumunda bunun nükleer bağlamda zararları da beraberinde getireceğini düşünmekte ve böyle bir riskin alınmasına gerek olmadığına inanmaktadır. Ortadoğu barış süreci yanında, Obama’yı zorlayan konular arasında, Lübnan’da silahlanma faaliyetini sürdüren ve bundan geri adım atmayacağı görülen Hizbullah’ın kontrol altına alınması da vardır.

Obama, son günlerde kabul ettiği devlet ve hükümet başkanları arasında, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman ile bu konuyu ele almıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını da öngören, 1701 sayılı kararının uygulanabilmesi için sarfedilen gayret ve atılan adımları yetersiz gören her iki devlet başkanı arasında, İsrail’e yönelik potansiyel bir tehdit oluşturan büyük sayıda silahın Lübnan’a girmiş olmasından duyulan endişe Obama ve Süleyman açılarından değişiktir. Obama, “silah kaçakçılığı ve buna bağlı konularda BM kararının uygulanmasını” isterken, Süleyman, İsrail’in ülkesine yönelik tehditlerinden yakınmakta ve Obama’dan İsrail üzerinde baskı yapması talebinde bulunmaktadır.

Bu fikir ayrılığını, Başkan Obama, basın önünde de dile getirmiş ve “Cumhurbaşkanı Süleyman ile içinde İsrail’in olduğu her konuda anlaşamayabileceklerini, ancak bu konuları şiddete başvurarak değil, diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye ilişkin taahhüdü paylaştıklarını” ifade etmiştir.

Sonuç olarak, uluslararası arenada öteden beri mevcut uyuşmaz tutumları yumuşatarak bir anlayış birliği yaratmaya yönelik çabaları giderek zorluklara maruz kalan Başkan Obama, seçimler öncesinden bu yana küresel ölçekte yarattığı aşırı beklentilerin bugün sıkıntısını çekmektedir. Adı Barack Obama dahi olsa, bir Amerikan başkanının, dünyadaki tüm sorunları çözüme kavuşturabilecek sihirli değneğe sahip olmadığının ve kamuoylarının sırf arzuları doğrultusunda düşünerek kapıldıkları aşırı beklentilerin gerçekleri yansıtmadığını iyi görmek gerekmektedir.

(Büyükelçi ( E ) Nüzhet Kandemir, ABD Masası)




AMERİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29

SDE'de "Köpükler ve Para Politikası" başlıklı seminer gerçekleştirildi...
17.12.2011 14:55:26


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya