Fransa Adalet Bakanı Michele Alliot-Marie; ülkesindeki kadınların giyimi konusunda hükümetin kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirterek: “Mesela, Fransız vatandaşlığı talep eden bir göçmenin, vücudunun tamamı örtülü ve bizim değerlerimizi paylaşmayan bir eşi varsa, başvurusu reddedilmeli” diye konuştu. (Tıkla-1)
İngiltere'nin Liverpool kentinde yaşanan bir olay sonucu ise İngiliz yargısı; muhafazakâr Hıristiyan bir ailenin, başörtüsü sebebiyle Müslüman bir kadına “Terörist misin, yoksa katil mi?” diye hakaret etmesini ve Hz. Muhammed'i de Hitler'e ve Saddam’a benzetmesini ifade özgürlüğü olarak yorumladı. 9 ay süren davanın karara bağlanmasının ardından karar; başörtüsünü ‘baskı’ çeşidi olarak gören aileye destek veren Hıristiyan örgütler tarafından memnuniyetle karşılanırken, İngiltere'deki Müslüman toplum tarafında tepki uyandırdı. İslam İnsan Hakları Komisyonu ise kararın kendilerini şoke ettiğini bildirdi. Komisyon Başkanı ise; “Müslümanlar sisteme karşı daha güvensiz hale gelirken bu karar kötü bir örnek olacak.” dedi. (Tıkla-2)
Söylemek durumunda olduğumuz, ifade özgürlüğünün ifade biçimleri arasında olmadığını umduğumuz dine ve inanca saygısızlığın hoşgörüsüzlüğün en hoyrat yorumudur bu uygulama ya da uygulama girişimleri. Avrupa’daki kalıplardan kaçan batılı-aydın kesimin daha geniş kalıpların içine atladığını doğu fark edebilirken, batının kayıtsızlığı şaşırtıcıdır.
Şeklin şekilsizliği midir Avrupa’yı korkutan yoksa onun istediği şekle sokma telaşı mıdır dünyayı? İfade özgürlüğünün bittiği yer neresidir peki, noktanın konduğu, cümlenin daha ileri gidemediği? Avrupa demokrasisinin yetemediği, kendine değil azınlığına yetersiz kaldığı an mıdır, durmamız gereken an? Hoşgörüye hoşgörüyle yaklaşamayan batının aydın kesimi, Avrupa’yı temsil ettiği haliyle yani söylediği ile yaptığı çelişen, istediği önünde, istemediği sırtından ötesini göremeyen ve Avrupa’nın doğan güneşine kendini emanet etmiş, bir kere inanma gafletinde bulunmuş, doğu mu hatalıdır? Kendisini ifade edemeyen halkların karşısında sınırsız ve özgür ifadesini konuşturabilen bir batı varken, terazinin diğer kefesi hangi anlayışı çekebilir; daha ağır, daha masum? Önümüze bakmak zamanıdır belki de, ne batıya dönen yüzler ısınabilmiştir, ne doğudan dönen yüzler tatmin olabilmiştir. Karnımız tok, yüzümüz güler, ifadelerimiz özgür kalır, ütopyalar gerçek olur, batı çıplak kalır, doğu giyinik. Beklemek zamanı mıdır yoksa yol almanın tam sırası mı?
(Elif Altun, Asistan)