ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » AmerikaGeri Dön «

ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları

15.12.2009 13:36:51

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Başbakan Erdoğan kritik bir dönemde ABD başkentini ziyaret etti. Soğuk Savaşın başlangıcından bu yana, Türkiye’de siyasetçiler ABD ile ilişkileri iyi tutmanın ülkenin çıkarlarını korumak kadar, kendi siyasi kariyerleri açısından da elzem olduğuna inanırlar. Erdoğan da yedi yıllık iktidarı döneminde yolunu altı kez Washington’a düşürdü. Geçmişteki ziyaretler hem Erdoğan’ın siyasi kaderi hem de Türk-Amerikan ilişkileri açısından son derece önemli sonuçlar doğurdu. Bu ziyaretin de kuşkusuz iç ve dış politikada önemli sonuçları olacaktır.

Erdoğan’ın ilk ziyareti 3 Kasım seçimlerinin hemen ertesinde gerçekleşmişti. Washington’da neo-con’lar güçlerinin zirvesindeydi ve Bush yönetimi Irak’ı işgal etmeye hazırlanıyordu. Bu nedenle Türkiye’nin desteğine ihtiyacı vardı. Erdoğan ise iç siyasette yaşadığı engellemeleri ve meşruiyet sorunlarını aşabilmek için, başta ABD olmak üzere batılı başkentlerde ‘Türkiye’nin gerçek siyasi lideri’ sıfatıyla destek arıyordu. Bush yönetimi Erdoğan’ı Beyaz Saraya davet ederek Ankara’ya gerekli siyasi mesajları gecikmeden verdi. Bunun karşılığında Irak işgali öncesinde Türkiye’den destek istedi. Ancak TBMM tezkereyi reddedince AK Parti-ABD ilişkileri yol kazasına uğradı; Türkiye-ABD ilişkileri ise dibe vurdu.

Türkiye-ABD arasındaki en gergin ilişkiler 2003-2007 arasında yaşandı. Süleymaniye olayı, PKK saldırılarının başlaması ve Ergenekon Davası’nın konusunu oluşturan ve kamuoyunca sonradan öğrenilen bir dizi darbe girişimleri, gerginleşen Türk-ABD ilişkilerinin iç ve dış siyasetimize yansıyan önemli olayları olarak okunabilir. İç siyasette AK Parti’nin yaşadığı en önemli dönüm noktalarından biri sayılan ‘Cumhurbaşkanlığı krizi’ ve ‘27 Nisan e-bildirisi’ sırasında ABD, AK Parti ve ordu arasındaki ilişkilerde son derece ihtiyatlı ve mesafeli bir tutum takındı. AB ülkelerinin tersine, Washington’un Türkiye’nin demokratik istikrarı konusundaki bu ikircikli tutumu AK Parti liderliğince dikkatle not edildi.

Türkiye Demokrasiden Yana Tavır Koydu

22 Temmuz 2007 seçimlerinde Türk halkının yüzde 47 gibi bir çoğunlukla demokrasiden yana tavır koyması Washington’un AK Parti’ye ve Türkiye’ye bakışını değiştirdi. Bu arada 2008 başkanlık seçimleri öncesinde Irak’tan çekilme stratejisini açıklayan Bush, Türkiye’nin önemini yeniden fark etti. İşte Kasım 2007’de gerçekleşen Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti tam da böyle bir siyasi atmosferde gerçekleşti.

Seçimlerden zaferle çıkan ve iç siyasetteki darbe girişimlerini bertaraf eden Erdoğan, Başkan Bush’la başarılı bir siyasi pazarlık yaptı. Pazarlığın esası şuydu: Türkiye ABD’nin Irak’ta kurduğu yeni anayasal sisteme destek verecek; kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetimini tanıyacaktı. Buna karşın ABD’de PKK ile mücadelede aktif destek verecekti. Üzerinde açıkça konuşulmayan ancak zımnen mutabık kalınan bir konuysa, ABD Türkiye’deki demokrasiyi destekleyecekti. Öyle de oldu. Erdoğan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) da tavsiyesiyle Türkiye’nin Irak politikasını değiştirdi. 2008 Haziranında Bağdat’a yaptığı ziyaretle ‘Stratejik İşbirliği Anlaşması’ imzalandı. Kuzey Irak liderliği ile resmi temaslar gerçekleştirildi. İçeride ise sivil anayasa çalışmaları başlatıldı. Komşu ülke Ermenistan’la tarihsel adımlar atıldı. Bu adımların sonucu olarak, AK Parti hükümeti kendisi aleyhine açılan kapatma davasına karşı, ABD yönetiminin ve uluslararası toplumun desteğini sağlamada pek zorlanmadı. Ergenekon Davası konusunda ise ABD hukuki sürece sessizce destek verdi.

Obama Yönetiminin Türkiye Algısı

2008’de iş başına gelen Obama ve Beyaz Saray ekibinin dünyaya ve Türkiye’ye bakışı Bush yönetimine göre çok daha olumludur. Obama, Bush’tan farklı olarak adaylığından itibaren küresel sistemde diyalog ve işbirliğine vurgu yaptı ve senatoda Irak Savaşı’na karşı şiddetle muhalefet etti. Öte yandan Obama yönetimi, değişen uluslararası güç dengelerini ve Türkiye’nin yükselen bölgesel gücünü de iyi kavramış görünüyor. Amerikan başkanlık seçimlerinde Türkiye ilk kez seçim bildirgesinde yer aldı ve Obama, Türkiye ile bozulan stratejik ilişkilerin yeniden düzeltilmesini kendi dış politika öncelikleri arasında saydı. Phil Gordon gibi Türkiye uzmanı birisini dışişleri bakanlığının üç numaralı postuna getirdi. Görevi devraldıktan yetmiş beş gün sonra Türkiye’yi resmen ziyaret etti. İşte Erdoğan’ın ziyareti bir anlamda hem iade-i ziyaret, hem de Obama’nın tanımıyla iki ülke arasında kurulmaya çalışılan  ‘model ortaklık’ kavramının içinin nasıl doldurulacağı konusunda bir keşif gezisi olarak görülebilir.

Erdoğan’ın Washington ziyaretinde en dikkat çekici yönler ve muhtemel sonuçları ise şu şekilde özetlenebilir. Öncelikle eski dönemlere göre, liderlerin görüşme gündeminde ikili ilişkilerden çok bölgesel ve küresel sorunlar daha fazla yer tutuyor. İran’ın nükleer faaliyetleri gibi tüm uluslararası toplumu yakından ilgilendiren bir kriz konusunda liderler baş başa uzun bir görüşme yapıyorlar. Afganistan’a asker gönderilmesi, terörle mücadele ve Kafkaslarda istikrar arayışları ile Irak’ın geleceğinde iki ülkenin işbirliği imkânları konuşuluyor. Obama, ABD’nin uluslararası sistemdeki hegemonik konumunu neo-con’lar gibi Amerika’nın devasa savaş gücünü kullanarak değil, bölgesel ortaklıkları geliştirerek yeni yöntemlerle sürdürmek istiyor. Bu nedenle, güvenlik kaygıları ve tehdit algılamasına dayalı bir ‘stratejik ortaklık’ kavramı yerine, karşılıklı çıkarları her düzeyde senkronize etmeyi amaçlayan ‘model ortaklık’ yöntemini kullanmayı deniyor. Bu yaklaşım, Obama’nın dış politikada dayatmacı değil, müzakereye ve iknaya dayalı bir strateji benimsediğini de gösteriyor.

Erdoğan-Obama görüşmesinin bir diğer sürpriz sonucu ise iki ülke arasında yüksek düzeyli bir stratejik çalışma grubunun kurulmasıydı. Bakanlar düzeyindeki bu komitenin öncelikle bilim, teknoloji ile ekonomi ve ticaret konularında çalışacağı açıklandı. Washington Türkiye’nin dış politikasının son yıllarda giderek ekonomik önceliklere göre biçimlendiğini fark etmiş görünüyor. Yarım asırlık ittifak ilişkisine rağmen Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacmi 2009’da ancak  10 milyar doları buluyor. Oysa bu rakam Türkiye’nin Almanya, Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerle olan ticaretinin gerisine düşüyor. Sovyet işgali gibi ciddi bir tehdidin ortadan kalktığı bir dönemde, güçlü ekonomik bağlar olmadan istikrarlı siyasi ilişkilerin sürdürülmesi kolay değil. Özal döneminden bu yana Türkiye’nin dile getirdiği bu gerçeği, ABD şimdi ve ancak derin bir ekonomik krizle karşılaşınca anlıyor.

Erdoğan’ın Washington ziyareti şüphesiz yalnızca ikili ilişkileri ilgilendirmiyor. Türkiye’nin son yıllarda dış politikada attığı adımlar tüm dünyada olduğu gibi Washington’daki etkili stratejik düşünce kuruluşları, medya ve akademik çevrelerce de ilgiyle izleniyor. ABD’de yıllık olarak düzenlenen Ortadoğu Çalışmaları Konferansı (MESA) ve diğer uluslararası ilişkiler toplantılarında (ISA ve APSA gibi) Türkiye en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Bazı gözlemciler kasıtlı veya kasıtsız Türkiye’nin giderek batıdan uzaklaştığını ve eksen değiştirerek doğuya (İslam dünyasına) kaydığını iddia ediyorlar. Erdoğan’ın İsrail’le restleşmesi ve son İran ziyareti bu iddialara somut içerik de kazandırıyor. Başbakan’ın ABD ziyaretinde önemli bazı TV kanallarına mülakat vermesi ve Think-Tank kuruluşlarında konuşması, Türkiye aleyhine son aylarda giderek artan bu tür eleştirilere birinci elden cevap verme imkânı da sundu.

Son olarak, bu ziyaret Türkiye’nin iç politikasındaki tartışmalar ve geleceğe ilişkin spekülasyonlar için de önem taşıyor. Obama’nın, iki ülkenin güvenlik alanında var olan işbirliği ve taahhütlerinin devam edeceğinin altını çizmesi, PKK’nın tasfiyesi konusunda ABD’nin  ve dolayısıyla Irak’ın işbirliği ve desteğinin artacağının işareti sayılabilir. Açılım sürecinin dış ayağı böylece garanti altına alınmış oluyor. Obama’nın Başkan olarak önünde en az üç yılı var. Erdoğan ise bir yıl sonra yeni bir seçime girecek. Muhtemelen kafasında 2012 Çankaya senaryosu da var. Şimdiye kadar içeride önemli demokratik reformlar gerçekleştirdi. Şimdi Kürt sorununa demokratik çözüm bulmak için cesaretli, ama riskli adımlar atıyor.

Washington’la ilişkileri güçlendirdikten sonra önümüzdeki bir yıl boyunca Erdoğan tüm enerjisini ve zamanını iç politikaya harcayacaktır. İktidarının sekizinci yılına girerken, dışarıdan bakıldığında Erdoğan ve partisi hala batı dünyası için de işbirliği yapılabilecek en güçlü (ve hatta tek ciddi) seçenek olarak görünüyor.

(Prof. Dr. Birol Akgün, Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi)




AMERİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya