Nil Nehri Sorununda Çözüme Doğru
Doğu Afrika’nın en önemli su kaynağı olan Nil Nehrinin kullanımının hukuki zeminini oluşturan Nihai Sözleşme, taraf ülkeler arasında imzalanmasına rağmen Mısır’ın bir takım çekinceleri sebebiyle yürürlüğe girememektedir. Nehire kıyıdaş ülkeler arasında çeşitli dönemlerde yaşanan suyu kullanım sorunu daha çok, nehrin doğduğu, geçtiği ve denize döküldüğü ülkeler arasında faklı hukuki statülerin var olmasından kaynaklanmıştır. Nil Havzası Girişiminin onuncu yılının kutlandığı Aralık ayında taraf ülkelerin çözümü öngören bir hukuki metne imza atmaları olumlu bir gelişmedir.
15.12.2009
haber başlık

Nil Nehrinin sularının paylaşımı konusunda kıyıdaş ülkelerin yaşadığı sorun çözüm aşamasına yaklaşmaktadır. Konunun uygun bir düzenlemeye kavuşturulması adına 10 yıl önce kurulan Nil Havzası Girişimi (NBI), kıyıdaş ülkelerin nehirden hakça yararlanmalarını öngören bölgesel bir sistem ortaya koymaktadır. Bugün gelinen çözüm noktasına, 1929 yılından beri devam eden hukuki uyuşmazlığın Girişim sayesinde ulaşıldığına dair düşünceler mevcuttur. Nil Nehrinin geçtiği ülkelerin taraf olduğu “Nil Nehrinin Kullanımına Dair Nihai Sözleşme”, şu ana kadar ilgili ülkeler arasında imzalanacak ilk uluslararası anlaşma özelliğini taşımaktadır.  Ancak taraf devletlerden bir olan Mısır’ın çözümü hızlandırması beklenen Sözleşmeyi imzalamakta ayak diremesi sonucun ertelenmesine yol açmaktadır. (Tıkla-1)

Nil Nehri Havzasının büyüklüğü sebebiyle 9 ülkeyi ilgilendirmesi ve sorunun uzun bir geçmişe sahip bulunması taraf devletlerin hukuki zeminde bir uzlaşıya varmalarını engellemiştir. Nil, Afrika’nın en uzun nehridir (6,700 km) ve Doğu Afrika’da Mısır, Sudan, Demokratik Kongo, Kenya, Uganda, Ruanda, Etiyopya, Eritre ve Butundi’nin topraklarından geçmektedir. Nehrin en uzun hattına sahip ilk iki ülke olan Sudan ve Mısır ise Nil’in kullanımında tarihi hakları ellerinde bulundurduklarını öne sürmektedirler. Bu iki devlet, Nihai Sözleşme’de yer alan “Taraflar, bir diğerinin nehir güvenliğini olumsuz biçimde etkilememeyi kabul ederler” ibaresini “Güvenliğini ve haklarını” şeklinde yorumlamakta, ancak bu tutumları diğer devletler tarafından kabul görmemektedir. Bu ifadeler diğer kıyıdaş ülkelerin tarım amaçlı su kullanımını azaltacağı gerekçesiyle reddedilmektedir. Özellikle Mısırlılar, hukuken mansap ülke pozisyonunda olmalarına rağmen, nehirle ilgili var olan tarihi tecrübelerinin bu hakkı kendilerine verdiğini ileri sürmektedirler. (Tıkla-2)

Ülkelerin su kullanımı konusundaki bu türden iddiaları, yakın tarih boyunca çatışma potansiyeli içermiştir. Hatta Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte önem kazanan Nil taşımacılığı konusu, sonraki yıllarda sömürge mirasçısı yerli topluluklara da bir anlaşmazlık olarak sirayet etmiştir. Önceleri dönemin sömürge güçleri olan İngiltere, Fransa ve İtalya arasındaki anlaşmalar imzalanmış, sonrasında Mısır ve Sudan arasında nehir sularından faydalanma ve sınır çizgisinin belirlenmesi için 1959’da başka bir anlaşma hazırlanmıştır. (Tıkla-3) Fakat aynı yıllarda kıtada bağımsızlık hareketlerinin hız kazanmasıyla Nil Nehri’nin akış güzergahında yeni ülkeler oluşmaya başlamıştır. Dolayısıyla soruna taraf olan devletler de çoğalmıştır.

En son 1999 yılında Nil’e kıyıdaş ülkeler arasında tesis edilen Nil Havzası Girişimi, nehirden sosyoekonomik olarak faydalanma ve nehir havzasında barışın korunması amacını taşımaktadır. Girişime adı geçen 9 ülkenin su konularıyla ilgili bakanlar katılmış ve sözkonusu amaca yönelik olarak bir araya gelen “Nil Bakanlar Konseyi” aracılığıyla 10 yıllık süreç boyunca Nihai Sözleşme'nin altyapısını hazırlamışlardır. Sözleşmeye Mısır’ın ve bir ölçüde Sudan’ın tereddütlü yaklaşımları giderildiği takdirde, Nil Nehrinin kısa sürede kaynak ve ulaşım aracı olarak kullanımının menba ve mansap ülkeler tasnifine göre hukuken düzenlenmesi mümkün olacaktır. Bu ise neredeyse bütün Doğu Afrika coğrafyasında yaşanan su sorununun ülkeler arasında çözüme ulaşmasına katkı sağlayacaktır.

(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)



Fotoğraf - Video
İlgili Haberler

Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Tasarım ve Uygulama: OMEDYA