ABD Başkanı Barack Obama’nın geçtiğimiz Salı günü Afganistan’a 30 bin ek asker sevk etme kararı almasının ardından, ‘terörizmle mücadele’nin doğrudan bölgedeki El-Kaide unsurları ve Afganistan sınırında kabile bölgelerini hedef alacağı netlik kazanmıştır. Tartışmalı konulardan birisi, ABD’nin Afganistan’dan geri çekilmesi bağlamında 2011 takviminin verilmesidir. Söz konusu tarihte ABD unsurlarının geri çekilmeye başlaması kararlaştırılmıştır. ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan çekilmesi halinde; doğacak güç boşluğunun hangi aktörlerce doldurulacağı da merak konusudur. Obama Doktrini’nin bu bağlamda ‘dikkate aldığı’ ve öne sürdüğü aktörlerden biri de Pakistan’dır. ABD’nin Pakistan’a yaklaşımda kullandığı tavır ve üslup, Pakistanlıların algıladığı gibi stratejik işbirliği veya dostluk üzerine değil, ABD’nin yıllardır kullanmaya alışkın olduğu ‘emredici’ ve ‘zorlayıcı’ biçimdedir.
Nitekim Obama’yla başlayan yeni dönemde de bu üslubun tezahürünü görmek mümkündür. Yeni Afganistan Stratejisinin ele alındığı konuşmasında Obama, Pakistan’a dönük suçlayıcı ifadeler kullanmış ve Pakistan topraklarının ‘teröristlerin barınması için bir cennet’ olarak kullanılmasına ABD yönetiminin asla izin vermeyeceğini dile getirmiştir. (Tıkla-1) Uzun bir süredir Pakistan’ın, Afganistan stratejisinde üstlenmesi gereken rol ve bu ülkenin yeni stratejide ne kadar büyük önem (!) taşıdığı, ABD’li stratejistyenler ve danışmanlar tarafından vurgulanmaktadır.
Obama’yla benzer ifadeler kullanan İngiltere Başbakanı Gordon Brown; El Kaide lideri Usama Bin Laden ve yardımcısı Ayman-el Zevahiri’nin yakalanamamasından Pakistan güvenlik güçlerini sorumlu tutmuş ve yeni stratejinin başarıya ulaşması isteniyorsa, Pakistan’ın El-Kaide ile mücadele istekliliğini göstermesi gerektiğini söylemiştir.(Tıkla-2)
Pakistan’a El Kaide ile mücadele etmesi bağlamında yoğun baskılar yapılırken, gözlerden kaçan ufak bir detay, ‘terörle mücadele bahanesi’ üzerinden geri planda jeopolitik ve jeostratejik hesapların işlediğini göstermektedir.
ABD’nin 2001 Eylül’ünün hemen ertesinde Afganistan üzerinden Orta Asya’ya girmesi ve enerji-ticaret-strateji üçgeninde yer alan Belucistan bugün de Güney Asya merkezli ABD-Çin mücadelesinin sürdüğü coğrafya olma niteliğini taşımaktadır. Belucistan’dan geçen rakip iki boru hattından ilki olan IPI (Iran-Pakistan-India) hattı ile TAPI (Turkmenistan-Afghanistan-Pakistan-India) hatları farklı çevrelerin stratejik hesaplarında yer almaktadır. Bu bağlamda IPI hattının daha bölgesel (local) bir nitelik taşıdığı görülürken, TAPI hattının gerçekleşmesinde ABD’nin muazzam baskısı hissedilmektedir.
Hindistan hariç, İran ve Pakistan ile iyi ilişkiler içerisinde olan Çin, Belucistan’ın Gwadar liman bölgesinde, Arap coğrafyasının Dubai’si gibi bir enerji-ticaret merkezi oluşturmayı hedeflemektedir. Gwadar; zengin petrol yataklarının bulunduğu Basra Körfezi-Arap Denizi, yoğun nüfusa sahip Güney Asya coğrafyası ve enerji ihtiyacı günden güne artan Çin-Hindistan güzergahını kontrol eden bir noktada yer almaktadır. Pakistan eski Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in Çin ile izlediği yakınlaşma politikasının somut meyvesi olan Gwadar’ın, 2007 yılında yapımına başlanmış ve liman kısmı 2008 yılında hizmete girmiştir. Çin ve Pakistan’ın milyarlarca dolar harcadığı proje tamamlanırsa, bölgedeki TAPI hattı ve ABD varlığına büyük darbe vurulmuş olacaktır.
Yukarıda belirtilen nedenler bile tek başına, ABD’nin Belucistan’da yaşanan gelişmelere kayıtsız kalamayacağını göstermektedir. ‘Terörizmle mücadele’ üzerinden bölgeye giriş yapan ABD aynı stratejisini sürdürerek etkisini Asya’nın güneyine de yaymayı düşünmektedir. Geçen hafta Beyaz Saray tek taraflı bir kararla, CIA’in yüzlerce sivil Pakistanlı ve Afganistanlının ölümünden sorumlu olan insansız uçak (drone) programının kapsamına, Güney ve Kuzey Veziristan sonra, Belucistan bölgesinin alındığını açıklamıştır. (Tıkla-3) ABD’li stratejisyen ve generallere göre, Taliban ve özellikle El-Kaide’nin üst düzey sorumlulularının bölgede saklandığı iddia edilmektedir. Droneların kapsamının genişletilmesiyle, 1948 yılından beri, özerklik-tam bağımsızlık ekseninde devlete karşı mücadele eden Beluçlarla düşük yoğunluklu çatışmaların yaşandığı Belucistan’daki dengelere yeni bir aktör (ABD) daha müdahil olmuş olacaktır.
Pakistan hükümetinin ABD’nin söz konusu girişiminden duyduğu rahatsızlık, Pakistan basınında sıkça yer edinirken, hükümet de, Belucistan’daki Shamsi hava üssü üzerinden ABD’ye mesajlar vermektedir. ABD personeli tarafından lojistik amaçlarla kullanıldığı söylenen üssün kira bedelinin yetersiz olduğu, Pakistan savunma bakanı tarafından dile getirilmiştir.(Tıkla-4)
Pakistan devlet başkanı Zerdari aynı zamanda Beluç liderlerden oluşan temsil heyetiyle (Belucistan Ulusal Hareketi lideri Dr. Abdülmelik Beluç, Peştunva Milli Avam Partisi lideri Nawab Muhammed Ayaz Han Jogezai, Senatörlerden Abdül Rahim Han Mandokhel ve Akram Şah) bir araya gelmiş ve federasyon sistemi içerisinde her türlü meselenin özgür biçimde ele alınabileceği mesajı taraflara iletilmiştir. (Tıkla-5) Bu toplantının da gösterdiği gibi, Pakistan hükümeti, Beluç meselesini halen kendi iç politikasını ilgilendiren ‘dahili’ bir konu olarak görmektedir.
Belucistan meselesi, gün geçtikçe, Pakistan devlet otoritesi içinde çözülebilecek bir ‘iç olay’ olmaktan çıkmakta, başta Çin ve ABD olmak üzere küresel güçlerin etkinlik gösterdiği bir coğrafya halini almaktadır. Bu bağlamda Belucistan’da Pakistan karşıtı eylemlerin kışkırtılabileceği ve Pakistan iç politikasına da müdahale etmede baskı unsuru olarak kullanılabilecek yeni gelişmelerin yaşanması beklenmektedir.
(Ali Ertan, Asya-Pasifik Masası, Kıdemli Asistan)