ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » Dış PolitikaGeri Dön «

Arabulucu Değil Oyun Kurucu Türkiye

14.12.2009 15:55:09

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SDE Başkanı Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un hazırlayıp sunduğu, Kanal a'da yayınlanan Sınır Ötesi Programında, El Cezire Televizyonu Türkiye Temsilcisi Yusuf El Şerif, Türkiye’nin yeni dönem dış politikasını tarihsel arkaplanı ve Ortadoğu’daki konumunu göz önünde bulundurarak değerlendirdi.

Türkiye Üzerinden Dünya İkiye Ayrılmış Vaziyette 

Mehmet S. Erol: Sayın Şerif, Türkiye bölgenin ve dünyanın gündeminde ve tam merkezde tartışılmaya devam ediliyor. Adeta Türkiye üzerinden dünya ikiye ayrılmış vaziyette. Hatta Doğu ve Batı diyeceğim ancak tam olarak söyleyemiyorum. Çünkü Batı’nın içinde de çok farklı değerlendirmeler var. Bunlardan mesela Fuller ve Friedman’a baktığımızda bunu çok net bir şekilde resmeden iki isim olduğunu görüyoruz. Baktığımızda neredeyse Türkiye’yi gerçek anlamda oynaması gereken mevcut oyunu ile ortaya çıkan, artık küresel güç olma yolunda bir ülke konumuna sokan bir Fuller var. “Türkiye artık Batı’nın ortağı değil, kendi oyununu kuruyor ve buna artık alışacaksınız” diyor. Diğer taraftan da Friedman’a baktığımızda AK Parti Hükümeti’ni ve özellikle Erdoğan’ı sert bir şekilde eleştiriyor. Erdoğan kırmızı çizgiyi aştı diyor. Neyse bu kırmız çizgi? Bir de Türkiye kimlik krizi yaşıyor diyor. Siz neler düşünüyorsunuz?
 
Yusuf El Şerif: Kimlik krizinden başlamak gerekiyor. Çünkü bu artık çok klişe oldu. Eskiden de Türkiye kimlik krizi yaşıyordu. Refah Partisi, Doğru Yol Partisi ile 1996’da ortak koalisyon yaptıklarında, Türkiye artık kimlik mi değiştiriyor söylemleri başladı. Yine 1999’da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylığı kabul edilince Türkiye Avrupalılaşıyor mu diye söylemler çıktı. Kimlik arayışı krizi Batı’da hatta Ortadoğu’da Araplarda kolaya kaçan bir yorum olarak ortaya çıktı.
 
Soğuk Savaş Arkasında Çok Yetim Ülke Bıraktı
 
Mehmet S. Erol: Türkiye’nin normalde kendine seçtiği, benimsediği bir kimlik mi tartışılıyor? Yoksa tarafların kendince Türkiye’nin olması gerektiğini düşündükleri kimlik mi tartışılıyor?
 
Yusuf El Şerif: Bence ikincisi tartışılıyor. Herkes Türkiye’yi farklı bir yerde görmek istediği için ülke kimlik arıyor söylemlerini çıkarıyor. Aslında Türkiye kimlik değil siyasi bir tercih arıyor. Bence orada kimlik kelimesinin kullanılması yanlış. Çünkü sadece Türkiye’de de değil Orta Asya’daki ülkeler de şu anda bir arayış içerisindeler. Soğuk Savaş arkasında çok yetim ülke bıraktı. Eskiden Sovyetler Birliği ülkelere sahip çıkıyordu. Amerika ile NATO bağlamında devam etti. Ancak Soğuk Savaş bittikten sonra ortada bir muamma durumu kaldı. Yetim, ne yapacağını bilmeyen ülkeler kaldı. Rusya bir şey yapamadı. Hem güç boşluğu oluştu hem siyasi bir pusula yoktu.
 
Mehmet S. Erol: Rusya’nın kendisinde bile bu kimlik arayışları sorunu tekrar başlamadı mı? Baktığımızda Batıtılaşma, Asyalaşma, Panislavizm hatta Avrasya olarak ortaya çıktı.
 
Yusuf El Şerif: Doğru ama Ortadoğu’da ve Orta Asya’daki Cumhuriyetlerde daha fazla ortaya çıktı. Eskiden şöyle bir alışkanlık vardı. Dış politikamızı başkaları seçiyor, biz de oynuyoruz. Çizgileri aşmıyoruz. Aşanlar Irak gibi bombalanır, İran gibi ambargo altında kalır. Oyunun dışında kalamazdınız. Soğuk Savaş diye böyle bir oyun vardı ve onun içinde olacaksınız. Oyun bitince herkes artık ne yapalım dedi. Çoğu Arap ülkeleri ve Ortadoğu ülkesi Soğuk Savaş bitmemiş gibi eskisi gibi davranmaya devam etti. Ama Türkiye hatırlarsınız 1990’larda Orta Asya’da Azerbaycan ve Türkmenistan’da arayış içine girdi.  Bir fırsat yakaladı onu denedi. Ondan sonra AB adaylığı çıktı. Şimdi 2000 yılının sonunda Ortadoğu’da daha önemli fırsatlar yakalıyor. Yani Soğuk Savaş dönemi bittikten sonra Türkiye artık doğrusunu yapıyor ve kendine bölgesinde bir siyaset oyunu kuruyor ve onun üzerinde inşa ediyor.
 
Batı için Lehlerine Hareket Ederse, Türkiye Doğru Yoldadır
 
Mehmet S. Erol: Burada bir şey sormak istiyorum. Aslında çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Türkiye Soğuk Savaş sonrası hemen Orta Asya’ya Sovyet sonrası boşalan yere dönük olarak yeni bir politika üretti. Burada politika üretmek fiilini tırnak içinde veriyorum. Benim gördüğüm kadarıyla bu Batı tarafından herhangi bir durum olarak lanse edilmedi. Türkiye sonuçta dış politikasında yine proaktif bir döneme girmişti ve bu bir kimlik krizi olarak ortaya konulmamıştı. Bu yönde bir sapma yoktur aksine ayakları yere daha sağlam basan kendine bir yol haritası çizme çerçevesinde birtakım projeler gerçekleştiriliyor. Bu istikamet İslam dünyası ve Ortadoğu olduğunda ki Türk dünyası da İslam dünyasının bir parçasıdır neden Türkiye kimlik krizine düşmüş oluyor? Ya da Batı’da neden böyle anlaşılıyor?
 
Yusuf El Şerif: Çünkü Türkiye Orta Asya ve Kafkaslara  yöneldiği zaman bu durum Batı’nın işine geliyordu. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı kuruluyor. Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan gibi doğalgaz ve petrol rezervi zengin ülkeleri Sovyetler Birliği’nin arka bahçesinden söküp NATO’ya yaklaştırma çabaları vardı. Bu yüzden Türkiye’nin orda olması aslında Batı için olumlu bir faktördü. Bu yüzden kimse yadırgamadı, eleştirmedi, bir kimlik arayışı olduğunu görmedi. AB’ye adaylığını koymaya çalıştığı zamanda da aynı şekilde orada hatırlarsanız Avrupalılar çıktılar ve Türkiye buraya ait değil dediler. Kimlik tutmuyor kusura bakmayın diyenler çıktı. Ama adaylık kazanıldı. Batı için Türkiye kendi lehine hareket edince Türkiye doğru yoldadır.
 
Mehmet S. Erol: Ki orada hatırlarsanız Türkiye modeli vardı. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne söylemi yanılmıyorsam Paul Henze’e aittir. Yani kendi söylemleri ve politikaları izlendiğinde Batı’nın herhangi bir itirazı yok özellikle ABD’ye baktığımızda ve şuan Fuller’e baktığımızda diyor ki Türkiye artık eski deyişle Batı’nın sadık müttefiki değil ama Batı’nın reçetelerini uygulamasa bile yaptıklarından Batı da faydalanacak. Daha önce Batı’nın birtakım reçetelerinin ve projelerinin uygulanması söz konusu idi Türkiye modelinde ve az önce bahsettiğimiz Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar. Peki benim gördüğüm kadarıyla Batı’nın bir anlamda içerideki eleştirilerine de cevap olacak ama Bush’u da sormadan edemeyeceğim. Eğer Türkiye, siz az önce güzel bir tespitte bulundunuz. Batı Türkiye’nin istediği şekilde hareket ederse Batı Türkiye’yi kimlik krizi ile değil aksine çok güzel bir politika izlemekle itham ediyor.  Türkiye şu an İslam dünyası ve Ortadoğu ile politika izlediğinde Batı bu tepkiyi veriyorsa otomatikman belki de düz mantık denilecektir demek ki Batı ile çelişiyor. Batı’nın burada ortaya koyduğu bir yol haritası yok. O zaman içeride muhalefetin ortaya koyduğu tepkileri nasıl değerlendirmek gerekir? Buradan hareketle devam edelim.
 
Yusuf El Şerif: Sizin de belirttiğiniz üzere Batı artık ikiye bölünmüş durumda. Yani kimilerine göre Türkiye’nin geliştirdiği ilişkiler Irak’la İran’la Suriye ile ilgili olarak bir eksen kayması şeklinde eleştiriliyor. Artık İsrail ile bir kriz oluşturularak İslam ülkelerine daha yakınlaşıyor deniliyor. Kimilerine göre Türkiye hakikaten kendi oyununu çiziyor ve kendi oyununu oynuyor. Bunu aslında Batı dikkatle takip ederse Batı lehine bir şeyler çıkarılabilir. Yani İran ile olan diyalog sonunda İran’ın daha evcilleştirilmesini sağlayabilir. Yani Türkiye’nin İran’a yaklaşması Türkiye’yi İranlaştırmayacak tam tersi İran’ı biraz daha fazla Batı’ya yakınlaştıracak. Suriye ile olan ilişkiler de aynı şekilde. Hazır bir örnek var önümüzde George W. Bush döneminde Suriye rejimi 2004 yılında yıkılmak istendi bunun için  plan hazırdı, istihbaratları hazırdı. Orada muhalefet yaratıldı. Türkiye ‘hayır’ dedi “ben oyunda yokum” dedi ve plan işe yaramadı. Türkiye hep muhalefet etti. Suriye’yi yanımıza çekip diyalog kurmamız gerekiyor. Böylece Suriye’yi Batı’ya daha yakınlaştırabiliriz ve daha olumlu bir yol oynayabilir Ortadoğu’da dedi. Batı buna inanmadı ve karşı çıktılar. Beşşar Esad Fransa’ya gitti. Sarkozy ile tokalaştı. Sarkozy güzel laflar söyledi Suriye ile ilgili diyalog yapmamız lazım dedi. Hatta Amerika da yavaş yavaş bir büyükelçi gönderme kararı aldı Suriye ile konuşmaya başladı.
 
Mehmet S. Erol: Ben şunu sormak istiyorum. Aynı Suriye daha önce Şer Ekseni içerisinde değil miydi? Başarısız Devlet (Failed State) olarak ifade edilmemiş miydi? Irak da başarısız bir devletti Afganistan da. Eğer daha önceki anlayışa bakılsaydı oradaki tek çözüm aynen Irak ve Afganistan’daki gibi olmalıydı. Oysa Türkiye farklı bir model ortaya koydu. Denildi ki eğer bu devletler başarısız, bunları bu şekilde cezalandırmak yerine bunlarla işbirliği yerine bunları sistemin içine çekebilirsiniz. Şimdi kötü mü oldu Suriye’nin durumu?
 
Yusuf El Şerif: Suriye örneği çok güzel bir örnek. Hatırlayalım ABD illa ki ben Irak’ı işgal edeceğim Saddam’ı devireceğim dediği vakit Türkiye hayır yapmayın dedi farklı bir tutumu vardı. Saddam’a da sen oradan ayrıl ABD askerleri Irak’a girmeden bu işi çözelim şeklinde hem Ortadoğu’ya hem Araplara sunduğu teorileri vardı Türkiye’nin ama buna kimse bakmadı dinlemedi ve şimdi netice ortada. Orada Türkiye’ye bir şans tanındı Türkiye-Suriye ilişkileri gelişti.
 
Mehmet S. Erol: Türkiye’ye bir şans mı tanındı yoksa Türkiye bir anlamda Afganistan ve Irak’taki durumu da gözeterek bu ortamda oluşan zamanı daha etkin bir şekilde değerlendirmeye mi çalıştı?
 
Yusuf El Şerif: Hem daha etkin değerlendirdi hem de ABD’nin Afganistan ve Irak’taki hatalarından dolayı Suriye de fazla bir şey yapamadı.
 
Mehmet S. Erol: Hizbullah üzerinden Lübnan’a birtakım tırnak içerisinde İsrail açılımları oldu.
 
Yusuf El Şerif: Öyle oldu. Suriye’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir gecede kalkıp gitti Fransa’ya ve muhalif oldu. İlginç bir şekilde İçişleri Bakanı intihar etti.
 
Mehmet S. Erol: Lübnan’da Hariri ve Şeyh Yasin suikastı…
 
Yusuf El Şerif: Bunların hepsi orada denendi ama yapılamadı. Rejim yıkılamadı ve önemli bir Suriyeli diplomat bana açıkça şunu söyledi: 2004 yılında bir yanımızda Türkiye durmasaydı rejimimiz yıkılacaktı. Türkiye orada önemli bir rol oynadı.
 
Mehmet S. Erol: Amerika ve Batı’nın bu çıkışları bir anlamda aslında Türkiye-Suriye sürecini hızlandırmadı mı? Özellikle Suriye açısından. Çünkü bir tehdit algılaması doğrudan vardı. Hem içeride muhalefet hem İsrail’in baskısı.
 
Yusuf El Şerif: O yüzden Suriye çok önemli ve güzel bir örnek teşkil ediyor. Türkiye burada bazı yazarlara göre neden kafaları karıştırıyor? Çünkü unutmayalım ki İsrail’in bir etkisi var Batı dünyasında. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiler şu anda olumlu ilişkiler değil. Aynı zamanda farklı bir ilişki. Eskiden 1998 yılında Türkiye İsrail’e muhtaçtı. O yüzden askeri anlaşmalar yapıldı ve Türkiye ABD’den alamadığı askeri teknolojiyi İsrail’den transfer edebileceğini düşündü.
 
İsrail ABD için Ortadoğu’da Baş Ağrısı Olmaya Başladı
 
Mehmet S. Erol: Dönemin gelişmelerine bakıldığında ben açıkçası şöyle görüyorum: ABD içindeki lobi adeta Türkiye’yi İsrail ile çok daha yakın ve güçlü bir işbirliğine ABD üzerinden aslında zorladı. Bugün ABD ve içeriden bir kesim bunu yapmaya çalıştığında Türkiye diyor ki hayır.
 
Yusuf El Şerif: Doğru çünkü o dönemde 1997 ‘de ABD’nin bölgeye düşündüğü proje İsrail- ABD-Türkiye-Ürdün Paktı. Öyle bir pakt düşünüldü ilk başta onun üzerinde çalışıldı ama yürümedi, tutmadı. Zaten tutmazdı ama bugünkü ilişkiler farklı. Yani bugünkü Türkiye-İsrail ilişkileri eskisi gibi değil.
 
Mehmet S. Erol: Burada biraz da ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin farklılığı da rol oynuyor olabilir mi? Çünkü İsrail eski oyunun bozulmuş olmasından sanki rahatsız gibi.
 
Yusuf El Şerif: Artık Ortadoğu’da Amerika’nın menfaatlerine olumlu bir katkı yapabilecek İsrail değil Türkiye’dir. İsrail ABD için Ortadoğu’da artık bir baş ağrısı olmaya başladı.
 
Mehmet S. Erol: Bunu ABD ve Batı anlamaya başladı mı sizce?
 
Yusuf El Şerif: Başladılar. Bu yüzden tepki alıyorlar. Unutmayalım; Batı Netenyahu seçimleri kazanmasın diye çok ciddi bir şekilde çalıştı. Barack Obama bile seçimleri kazandıktan sonra öyle bir mesajlar verdi ki İsrail seçimlerini yönlendirmeye çalıştı. Domino Teorisi, barış isteyen bir hükümeti seçin gibi uyarılar yapıldı. Bu yüzden Batı bunun farkında. Sarkozy İsrail Dışişleri Bakanı’nı dinlemeye tahammülüm yok diyor. İsrail şu anda yalnızlaştı.
 
Mehmet S. Erol: Bu yalnızlaşma İsrail’i daha saldırgan bir hale getirebilir mi? Dikkatleri üzerine çekmek destek sağlamak için? Bununla birlikte önümüzdeki dönemde herhangi bir sürpriz olabilir mi daha önceki deneyimlere ve Ortadoğu’nun geçmişine baktığımızda?
 
Yusuf El Şerif: İsrail şu anda izole olmuş durumda ancak çok fazla baskı olursa bu baskıyı bertaraf etmek için barış olmasın diye farklı bir yöne eğilebilir. Tekrar bir mağduriyet psikolojisinden bir maceraya girişebilir. Hatta şimdi ipler Türkiye ile o kadar gergin ki bu bağlamda dün Beşşar Esad’ın Fransa ziyareti çok önemliydi bence. Çünkü Beşşar Esad’dan 48 saat önce Netenyahu Paris’teydi. Ve Paris şunu açıkladı. Netenyahu Beşşar Esad’a verilmek üzere 2 sayfalık bir mektup bıraktı Sarkozy’ye. Mektubun içeriği barış yapalım, sıfırdan, şartsız, kayıtsız, sil baştan başlayalım.
Mehmet S. Erol: Ama Türkiye’yi de devreden çıkartalım.
 
Yusuf El Şerif: Evet. Çıkartalım diyor. Fransa’da yapalım bunu. Beşar Esad’ın dünkü açıklaması neydi? Diyor ki bu zaten samimi bir çağrı değil, samimi iseler Türkiye hazır, bizim kabul ettiğimiz arabulucu Türkiye. Bunların Türkiye ile ilişkileri var. Hemen gidip bu mektubu Türkiye’ye versinler başlayalım.
 
Mehmet S. Erol: Arabuluculuktaki samimiyet, inandırıcılık nedir? Çünkü düne kadar İsrail bölgede Türkiye arabulucu olsun diyordu Suriye ile aramızda. Ne değişti de Türkiye bir anda gayrı samimi oldu? Ve İsrail dürüst bir arabulucu olarak artık Türkiye kabul edilemez diyor.
 
Yusuf El Şerif: İsrail ABD’nin arabuluculuğuna alıştığı için tarafsız tamamen hakkaniyete dayalı bir arabulucu işine yaramıyor. Dolaylı görüşmeler ile biraz işler Suriye ile yürüdü. Türkiye sayesinde İsrail-Suriye arasında önemli adımlar katedildi. İsrail baktı ki bu iş bizi sanki barışa götürecekmiş gibi. Birdenbire o görüşmeleri kesip Gazze’ye saldırdı. Ve her zaman barış baskısı olunca İsrail kaçar ve bir yolunu bulur, saldırı yapar, barış artık başka bir bahara kalır.
 
Mehmet S. Erol: Hatırlarsanız İsrail Suriye’yi bombalamıştı birkaç yıl önce. Bunun üzerine İsrail basını ya da İsrail üzerinden yönlendirmeli bir şekilde  basında yer alan haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Füze parçalarının çok yeni bir hadiseymiş gibi Türkiye’de bulunmasının gündeme getirilmesini?
 
Yusuf El Şerif: İsrail basını Türkiye’yi eleştirmek için her şeyi araştırıyor. Bu konuda elinden geleni yapıyor.
 
Mehmet S. Erol: Sanki suçlu kendi değilmiş gibi. Biz o saldırıyı çok iyi hatırlıyoruz. İsrail jetleri Suriye’yi vurduğunda bir manevra yaparak Türkiye üzerinden bu parçaları bırakır, ardından da sanki Türkiye’den hareket ederek, Türk hava sahasını kullanarak bu operasyonu yapmış gibi bir görüntü oluşturmak istiyordu. Ve Ankara ile Şam’ı bir krizle sokmak istiyordu ancak bu tutmadı. Ama yavuz hırsız hesabı sanki bunu kendileri yapmamış gibi yeniden gündeme getiriyorlar.
 
Yusuf El Şerif: Her şeyi dile getiriyorlar. Bence gelecek Nisan ayı Amerika’da Kongre’de bu Ermeni hikayeleri de dile getirilecek.
 
Mehmet S. Erol: Sizce tutar mı bundan sonra? Çünkü Türkiye yeni bir süreç başlattı.
 
Yusuf El Şerif: Türkiye Kıbrıs’ta yaptığı gibi Ermenistan’da da topu karşı tarafa attı ve artık kendini sağlam tutu. 2004’te Kıbrıs’taki referandumu Türk tarafı kabul edip Rum tarafı hayır deyince Türkiye’ye ve KKTC’ye artık kimsenin söyleyecek bir lafı kalmadı. Ermenistan’da benzer şey var şimdi.
 
Mehmet S. Erol: Buradaki Türkiye’nin dış politikadaki stratejisi dikkatinizi çekiyordur belki. Önce Rum lobisi bitti aslında Annan ile, protokollerle Ermeni lobisi, diasporası bir anlamda büyük zarar gördü. Şimdiye bakıldığında Yahudi lobisi büyük bir darbe alıyor. Türkiye herhalde ABD ile ilişkilerinde öncelikle bu lobileri devreden çıkarmaya çalışıyor sanıyorum. Ya da sizin bu konudaki görüşleriniz nedir? Eskisi gibi Rum, Ermeni ve Yahudi lobisi güçlü mü?
 
Yusuf El Şerif: Doğrudur. Artık Türkiye lobi üzerinden değil kendi ağırlığı üzerinden ABD ile işbirliği yapıyor. Türkiye’nin ağırlığı Türkiye’nin politikaları ile ölçülebilecek bir şeydir. Lobilerle ve aracılarla değil.
 
Mehmet S. Erol: Peki şu an Türkiye’nin ağırlığı dediğimiz şeyden ne kastediyoruz? Özellikle Obama ve ABD açısından?
 
Yusuf El Şerif: Şöyle düşünün Obama’nın en öncelikli politikası nedir? Askerleri Afganistan’dan ve Irak’tan çekmek. Orada yaptığı tahribatları düzeltmek. Peki, o iki bölgede hangi ülkeler daha etkin? Hangi iki ülke bir şeyler yapabilir ve o ateşi söndürebilir, yeniden refaha kavuşturabilir Türkiye’nin dışında? İran düşünülemez, Suudi Arabistan dışarıda, Pakistan kendi sorunlarıyla boğuşuyor, Hindistan mümkün değil. Türkiye’nin hem Afganistan’da hem Irak’ta yatırımları var arkadaşları var diyalogu var etkinliği var. Daha da önemlisi çıkarı ortak çıkar. Tek taraflı bir çıkar değil. İran’ın Afganistan’da bir çıkarı var o da tek taraflı kendi çıkarı. Ama Türkiye’nin çıkarları ortak bir çıkar. Tüm komşu ülkelerin de çıkarı.
 
Mehmet S. Erol: Belki de en çok Batı’nın galiba . Çünkü Fuller de buna dikkat çekiyor. Diyor ki yaptıklarından Batı da faydalanacak ya da faydalanabilir eğer akıllı davranırsa.
 
Yusuf El Şerif: Bununla ilgili bir örnek yaşıyoruz şu anda İran ile ilgili. İran uranyumunun bir yere kadar İran’da zenginleştirilip ondan sonra Türkiye’ye getirilmesi, Türkiye’nin üzerinden Batılı ülkelere gönderilip orada tam zenginleştirilmesi Türkiye üzerinden İran’a geri gönderilmesi şeklinde düşünülüyor.
 
Mehmet S. Erol: Bu basında çok farklı yer alıyor. Üç şık şimdi sizin dediğiniz ile ortaya çıktı. Bir; İran bunu zenginleştirecek, Türkiye’de tutulacak. Ki bu işin esprisine hiç uymuyor ki zaten bir ülke uranyumu zenginleştiriyorsa nükleer gücü elde edebilir. İkincisi; bir başka ülke bunu zenginleştirsin daha önce bu Rusya olarak gündeme gelmişti. Kafa karışıklığını söylüyorum bu konuda. Şimdi son dönemlerde yapılan değerlendirmelerde Türkiye’de bu zenginleştirme yapılsın denildi. Oysa biz biliyoruz ki Türkiye’de bu zenginleştirme teknolojisi yok eğer öyleyse zaten Türkiye’de boy boy nükleer füzeler vardır. Üçüncüsü, sizin dediğinizden net anlaşılıyor. Türkiye üzerinden İran’ın da kabul edebileceği kısmen zenginleştirilmiş uranyuma nihai halinin başka nükleer teknolojiye sahip bir ülkede geliştirilmesi.
 
Yusuf El Şerif: Burada Türkiye bir garantör ülkesi olacak. Hem İran ile Batı arasında. Bazı Batılı diplomatlar ile oturup konuştuğumda böyle bir sitem duyuyorum. Türkiye’deki yetkililer şunu söylüyor biz İran ile Batı arasında bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Türkiye kendisini Batı’nın bir parçası olarak görmüyor mu Allah aşkına diyorlar mesela. Türkiye nerede duruyor? Türkiye Batı’nın bir parçası değil mi? Ben şaşırıyorum bu soruya çünkü Batı istediği zaman Türkiye’yi içinde görüyor istemediği zaman Türkiye’yi bazen Ortadoğu ülkesidir diye tanımlayabiliyor. Türkiye İran ile ilişkileri geliştirdiği için böyle öneriler ortaya konulabiliyor.
 
Mehmet S. Erol: Bu öneri aslında düne kadar yapılan Türkiye eksen mi değiştiriyor tartışmalarına bir nokta anlamına gelmiyor mu? Çünkü burada artık Türkiye’nin aktif politikasının ve İran ile geliştirmek istediği ya da geliştirdiği politikanın ne anlama geldiği ve bir anlamda da Batı tarafından kabulü olarak yorumlanamaz mı?
 
Yusuf El Şerif: Tabiî ki öyle. Ben şu şekilde düşünüyorum Bu eksen kayması propagandası İsrail’in etkisi ile yapılan bir propagandadır. Yani ne Fransa ne ABD ne de Almanya siyasetçileri Türkiye’nin çabalarından rahatsız değiller fakat lobi çalışması gibi İsrail’in baskısıyla, etkisiyle yandaşları medyada Türkiye aleyhine bir propaganda yaratıyorlar.
 
Mehmet S. Erol: İsrail ne kadar Atatürkçü? Şuna geleceğim çünkü İsrail basınına bakıldığında Türkiye’nin, Türk ordusunun Atatürk’ten ve Atatürkçü ilkelerden uzaklaştığı ve bir anlamda ordunun gerekeni yapması gerektiği yönünde çağrılar mevcuttur. Yani bir ülke basını diğer bir ülkenin iç işlerine bu kadar karışabiliyor mu ya da bir ülkenin değerleri ve ideolojisi ile bu kadar ilgilenebiliyor mu? Bu ne kadar doğru ve ahlaki?
 
Yusuf El Şerif: Maalesef İsrail’in bel atından vurma konusunda arşivi dolu.
 
Mehmet S. Erol: Askeri darbelerle Batı ya da İsrail bir anlamda demokrasiye ve demokrasi değerlerine kendileri darbe vurmuş olmuyorlar mı? Ters düşmüyorlar mı? Bir taraftan eksen kayması yaşıyor ordu göreve diyorsunuz tırnak içerisinde. Diğer taraftan demokratikleşme, Büyük Ortadoğu ve benzeri projelerden bahsediyorsunuz.
 
Yusuf El Şerif: Hatırlarsınız 1997 yıllarında 28 Şubat sürecinden çıkmış bir Türkiye ile İsrail Ortadoğu’da demokratik rejimlerdi ve işbirliği yapıyorlardı.
 
Mehmet S. Erol: Şunu da parantez içinde belirtelim İsrail yönetim şekli itibari ile bir şeriat devletidir. Bunu net bir şekilde ifade etmek lazım.
 
Yusuf El Şerif: Evet bu kendince böyle bir şeydir. Bugün o demokrasilerinden vazgeçiyorlar Türkiye için. Diyorlar ki artık bu demokrasi işe yaramadı. Ben şu yoruma katılıyorum. Türkiye demokratikleştikçe Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri zaten gerginleşecek. Çünkü Türk halkı İsrail’in yaptıklarını görüyor.
 
Mehmet S. Erol: Aslında Türkiye demokratikleştikçe, Türk halkı demokratikleştikçe iç ve dış politikası daha doğru ve sağlıklı bir zemine oturmuyor mu?
 
Yusuf El Şerif: Oturuyor. Bu yüzden hem daha fazla kendi tercihlerini ve egemenliğini yansıtabiliyor, hem de İsrail ile ister istemez ilişkileri gerginleşiyor. Çünkü Türkiye halkı Gazze Savaşı’nı izledi gördü. Halkı Müslüman olan böyle bir demokratik ülke İsrail ile ilişkileri nasıl geliştirecek? İsrail’in dönüp kendisine bakması lazım. Ancak İsrail bugüne kadar kendine bakmayı öğrenememiştir ya da yapmamıştır veya istememektedir.
 
Mehmet S. Erol: Ben biraz şeytanın avukatlığını yapayım. Farzedelim ki şu an bütün bu gelişmeler ile Türkiye’de gelinen bu aşamaya ve halkın mevcut durumuna bakıldığında herhangi bir hükümet şu an mevcut hükümetin izlemiş olduğu politikanın dışında İsrail’e evet diyen ABD ile tamamen işbirlikçi bu durma girilebilir mi?
 
Yusuf El Şerif: Ben zannetmiyorum.
 
Mehmet S. Erol: Bunlar halen hükümetin tercihi noktasında mı? Yoksa artık hükümetlerin bir tercihi olmaktan çıktı mı?

Yusuf El Şerif: AK Parti faktörü elbette önemli ancak genel anlamda ben farklı bir şey beklemiyorum. Rahmetli Ecevit’in sözlerini hatırlayalım. İsrail Şeyh Ahmet Yasin’i öldürdüğü zaman orada soykırım kelimesini kullandı. Türkiye’nin politikacılarında böyle bir şey var sadece AK Parti’de değil. Ama tabi ki AK Parti’nin burada bir izi var.  Sayın Başbakan’ın konuşmaları, cümleleri farklı başka bir parti olsaydı tırnak içerisinde açık şeyler söylemezdi.
 
Mehmet S. Erol: Halka rağmen farklı bir politika izleyebilir miydi?
 
Yusuf El Şerif: İsrail’e karşı genel büyük bir politika izlenemezdi. Çünkü bugünün şartları ile İsrail yanlısı, onun dostu, arkadaşı bir ülke tehlikededir. Ortadoğu’da yaşayamaz.
 
Mehmet S. Erol: Ki Batı’nın kendisi ve ABD’nin de kendisi açısından da bu artık riskli bir ilişki tarzı.
 
Yusuf El Şerif: Ahmedinejad ne dedi İstanbul’daki basın toplasında bir ABD’li gazeteci ona bir soru sordu. Dedi ki Barack Obama size el uzattı bu eli havada mı bırakacaksınız? Ahmedinejad çok basit bir şekilde dedi ki bize sağ elini uzattı ama sol eli hala İsrail’in sırtında, hala İsrail’e bomba veriyor, hala İsrail’i kolluyor. Barack Obama’nın iki eli var ama umarız iki eli de aynı yerde olur yoksa biz nasıl uzanan eli tutacağız? Bir elimi Müslümanlara diğer elimi İsrail’e uzatıyorum demekle olmaz. Basit ama hakiki bir kavram. İsrail çok önemli bir faktör olmaya başladı. Eğer İsrail’in dostuysanız, onun politikalarını destekliyorsanız bütün Ortadoğu’daki sıkıntılardan yanasınız. Türkiye böyle bir ilişki istemez herhalde.
 
Mehmet S. Erol: Baktığımız zaman atı alan Üsküdar’ı geçti ama burada İsrail her ne kadar bölgede Türkiye’yi etkin rolünden çıkartmaya yönelik arayışlara girse de ki siz bunda Fransa örneğini verdiniz. Zaman zaman da Mısır örneğini görüyoruz. Mısır’ı bölgede ön plana çıkartmaya çalıştığını görüyoruz. Bu konuda İsrail ne kadar samimi? Yoksa Fransa ve diğer ülkeleri ön plana çıkartarak bir anlamda Türkiye’yi etkisizleştirmek mi istiyor?
 
Yusuf El Şerif: Tabi ki bu konuda bir çabası oldu İsrail’in ancak artık İsrail’e yaklaşan ve ona dost görünen ülkeler hakikaten Ortadoğu’da çok büyük sıkıntılar yaşıyor.
 
Mehmet S. Erol: Mısır buna ne kadar itibar etti örneğin?
 
Yusuf El Şerif: Gazze Savaşı sırasında Mısır refah kapısını kapattı, açmadı. Hamas’ı cezalandırdı. Aslında kendini cezalandırdı. Orada Batı Mısır’ı ödüllendirmeye çalıştı. Savaş bittikten sonra Şarm el Şeyh’te 8-9 tane Batılı bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı basın toplantısı yaptılar. Bu çabalarında dolayı sanki Mısır’a teşekkür ediyorlardı. Bugün ise Mısır hem Arap dünyasında hem Ortadoğu’da tamamen silinmiş durumda. Kimse Mısır ile işbirliği yapmıyor. Kimse Mısır ile herhangi bir şekilde itibar etmiyor Ortadoğu’da. Çünkü İsrail dostu, İsrail yanlısı bir manzara kazandığı için kimse artık Mısır’ı saymıyor.
 
Mehmet S. Erol: İsrail’in bunun üzerine yaptığı çağrılar da işin tuzu biberi oluyor anladığım kadarıyla. Yani tırnak içerisinde söylüyorum halen İsrail’in kendine göre Mısır konusunda birtakım garantileri ve ilişkileri var ve bundan dolayı da rahatlıkla burada Mısır’ı zikredebiliyor isim olarak. Oysa Mısır’ın burada artık bundan sonra daha net bir şekilde bu tür çağrılara karşı cevap vermesi gerekmiyor mu? Yani artık bir anlamda düşün yakamdan şeklinde.
 
Yusuf El Şerif: Mısır’ın maalesef içerisinde birtakım sıkıntılar var. Mısır hala yıllardır olağanüstü hal ile yönetilen bir ülkedir. Güvenlik bütün iç ve dış politikayı yönetiyor. Orada istihbarat şefi dışişleri bakanından daha etkin. Bu yüzden kendisine farklı bir politika üretmesi biraz zor gözüküyor. Son dönemlerde hatta Hamas üzerinde bile etkisi azaldı. Biliyorsunuz Hamas El Fetih Kahire’ye gidip orada bir antlaşma yapmaları gerekiyor. Hamas Mısır’ı takmıyor bile. Kredisi ve itibarı kalmamış.
 
(Hazırlayan: Aydan Özen)



DIŞ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya