Fransa Türkiye'yi Referans Gösteriyor
TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Fransa'da bir haftalık inceleme sonucu, Fransa'daki Türk toplumunun durumu kakkında bir rapor hazırladı. Raporda, Avrupa Birliği'nin sekülerliği değil laikliği, üstelik de olabildiğince katı bir biçimde uygulayan ülkesi Fransa'da, bazı dini yasaklar için Türkiye'nin örnek gösterildiği ortaya çıktı. Raporda: "Burada yaşayan Türk toplumu genel olarak ‘Alevi-Kürt-başörtüsü’ gibi meselelerin kimi durumlarda önlerine çıkarıldığını, bir okulda başörtüsü sorunu olduğunda kendilerine Türkiye'deki durumun örnek olarak gösterildiğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla Türkiye'nin kendi vatandaşlarına tavır ve davranışları, Fransa'daki resmi makamları da etkilemekte, Fransa'da ayrımcı uygulamalara zemin ve gerekçe hazırlamaktadır." denildi. Raporda özellikle yabancılara karşı ayrımcılık konusundaki tutumu nedeniyle Fransa'ya sert eleştiriler yöneltildi. Ayrıca raporda; Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bu ülkedeki Türkleri doğrudan etkilediğine dikkat çekilerek, Fransa'da ayrımcılığın yasalarla yasaklandığı halde uygulamada özellikle yabancılara yönelik ayrımcılığın hissedilir biçimde var olduğundan bahsedildi. (Tıkla-1)
Bilindiği üzere, Avrupa anayasaları içinde de doğrudan doğruya devletin “laik” olduğunu belirten tek anayasa Fransız Anayasasıdır. 1905’ten beri Fransa’da (1918’de yeniden Fransa’ya katılan doğu bölgesi, yani Elsas Lothringen, hariç) din ve devlet ayrımı modeli uygulanıyor. Yani Fransa Anayasasında herhangi bir dinî ibare ve kavrama rastlanmamaktadır. Fransız Anayasası 2. maddesinde devleti açıkça "laik" olarak nitelemekte ve onun "bütün inançlara saygılı" olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda Fransa’da uygulanan laikliğin de daha çok pozitif tarafsızlık biçiminde olduğunu söyleyebiliriz. Fransa’da uygulamalar bir yana, inanç özgürlüğü anayasal olarak güvence altına alınmıştır. Nitekim, Fransızların yüzde 51'i kendilerini Hıristiyanlığın Katolik mezhebi ile ilişkilendirmiş, yüzde 31'i Agnostik ya da Ateist olduğunu belirtmiş, yüzde 10’u başka dinlere inandığını dile getirmiş, yüzde 4'ü İslam inancına mensup olduğunu, yüzde 3'ü Protestan mezhebinden geldiğini, yüzde 1'i Yahudi, yüzde 1'i de Budist olduğunu söylemiştir.
Bu durumda, çoğu seküler olan Avrupa’dan ayrılarak din-devlet ilişki modellerinden laikliği seçip, ortak bir paydada buluşan Fransa ve Türkiye’nin uygulamada da birbirlerini takip etmeleri doğaldır. Ancak; din ve inanç özgürlüğü tartışmaları çerçevesinde uygulamalarda çözüme yönelik, gerek Türkiye’de, gerekse Fransa’da belki de öncelikli olarak dağılmış olan Puzzle’ın parçalarını bir araya getirmek asıl yapılması gerekendir. Her iki ülke açısından da bakıldığında az veya çok, büyük veya küçük; ‘dini ayrımcılık, dinde zorlama, dini cemaat ve cemiyetlerin durumu, din eğitim ve öğretimi hakkı, kamuda dinin durumu, dini yeminler, dini azınlıkların durumu, vicdani red, proselitizm ve dinsel nefrete tahrik’ konuları bu Puzzle'ın parçaları olabilir mi?
(Elif ALTUN, Avrupa Masası, Asistan, 06.11.2009)