Biz sorunu sadece Türkiye’nin uluslararası ilişkileri açısından değerlendireceğiz. Anayasa Mahkemesi 1990’dan bu tarafa Kürt milliyetçilerinin kurduğu beşinci partiyi kapatmış (HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP ve DTP) oldu. Ayrıca Kürt milliyetçisi iki parti de (ÖZEP ve DEHAP) kapatılmaktan kurtulmak için önceden kendisini feshetti. Dolaysıyla Anayasa Mahkemesi ve Kürt milliyetçileri için parti kapatma rutin bir iş haline gelmiştir. Avrupalı muhataplarımız için de bu davranışımız görülmedik bir iş değildir, onların da verecekleri demeçler için tecrübeli olduklarından şüphemiz yoktur. Zira daha önce dört demeçlerinin olduğunu biliyoruz.
Avrupa Birliği’nin temel kuruluşlarından biri olan AB Komisyonu mahkeme kararını duyunca AB’nin resmi görüşünü yansıtacağından biraz bekleyip gerekli bilgi ve tavsiyeleri alıp işin siyasi yönünü de inceledikten sonra resmi görüşünü kamuoyu ile paylaşacaktır. Hafta sonunu da bahane ederek zaman kazanmak istemişlerdir. Aslında onların da kasalarında daha öce kapatılan partilerden sonra yayınladıkları bildirilerin örnekleri vardır, ancak siyasi ve ekonomik konjonktürü de dikkate alarak üslup değişikliği yapabilirler ama daha öncekilerden çok farklı olmayacaktır.
DTP’nin hukuki olarak kapatılması gerekiyordu, kapatmışlardır. Bunun başka türlü izahı Anayasa Mahkemesini sorgulama anlamı taşır. Partinin kapatılmasını siyasi olarak doğru bulmayanları anlamak mümkündür. Ancak Anayasa ihlali bu kişiler için daha az önemli ise siyasi sonuçlarını öne çıkartarak Türkiye’yi eleştirebilirler. Batı ülkeleri hiç bir parti ya da örgüte Anayasa ihlali hakkını vermez ve mutlaka gerekeni yapar.
Türk Anayasasını anti Demokratik bulabilirler ama Anayasa Mahkemesinin kararına aynı eleştiriyi yapamazlar zira hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Dolayısıyla Batı ülkelerinin kritikleri bu paralelde olması gerekir. 2008’de AB üyesi İspanya da Bask milliyetçi Partisi Batasuna İspanyol mahkemeleri tarafından benzer gerekçelerle kapatılmış ve İspanya için olumsuz bir sonuç doğurmamıştır, hatta Avrupa insan Hakları Mahkemesi kararın doğru olduğunu onaylamıştır.
Kendi devletinin ve onlarca ülkenin terör örgütü olarak kabul ettiği ve binlerce insanın ölümüne neden olan yargılanıp hüküm giyen birisini terörist saymazsan bir hukuk devletinin bağımsız mahkemelerinin aldığı karara razı olmak zorundasınız. Hiçbir etnik grup veya siyasi yapılanmanın hukukun üstünde olma imtiyazı yoktur. Bunu en iyi batılıların takdir etmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin almış olduğu karar, Avrupa Birliği'nin 1999’da Avrupa'da parti kapatmayla ilgili bir grup hukukçuya hazırlattığı ve Avrupa ülkelerinin uydukları Venedik Kriterlerine uygundur.
Avrupa Birliği'nden dönem başkanı İsveç yönetimi ile Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Hollandalı Ria Omen-Ruijten endişelerini makul bir ölçüde bildirmiş ancak daha az sorumlu ve daha siyasi olan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flaautre, kararı demokratik açılımı sabote etmek olarak nitelendirmiştir. Bu kararı Alman Anayasa Mahkemesi verseydi muhtemelen Hukukun Üstünlüğü İlkesi paralelinde bir açıklaması olacaktı. Ancak Avrupa Komisyonun resmi açıklamasının daha makul olmasını, Türk hukukuna ve mahkemelerine daha saygılı olmasını bekliyor veya umuyoruz. Aksi takdirde Türk makamlarının bağımsız yargı kararlarını eleştiren veya saygısız davranan Avrupalı muhataplara haklı bir cevabının olması gerekir.
(Prof. Dr. Haydar Çakmak, SDE Yönetim Kurulu Üyesi)