Yunanistan şu anda Avrupa’nın ‘hasta adamı’ olarak görülmektedir. Ancak Almanya ve Fransa devleriyle kıyasladığımızda küçük bir taş gibidir. Bu şekilde izah etmek Zorba sendromuna yakalanılmış anlamına gelmemektedir. (Zorba, Yunanlı yazar Nikos Kazancakis'in 1930'larda geçen romanın adı.) Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir.
Bugün yaşanan kriz ilk defa yaşanmamaktadır. 2003 yılında tasfiye edilmeden önce “17 Kasım” adlı gizemli örgüt, Yunanlı gazetecileri, yabancı diplomatları ve siyasileri öldürmüştür. Örgütün üyeleri hapsedildikten sonra da hapishaneden telefon aracılığıyla insanları kendi lehlerinde faaliyetlere yönlendirmiştir. Oysa Yunanistan’da bugünkü siyasi krizin kötü ekonomik durumdan dolayı ortaya çıktığı görülmektedir. En az bir yıldır tüm dünyanın dikkatini çeken bir "sosyal bomba" patlamıştır. Aralık 2008'de bir polis tarafından 15 yaşında olan, Alexis Grigoropulos adlı bir gencin cinayetinden sonra Yunanistan’da çalkantılar iyice artmıştır. Bu olayın yıldönümünde molotof patlamaları, grevler ve anarşist gruplar tekrar Atina’nın gündemini karıştırmıştır.
Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu, Ekim 2009 yılın seçimlerinden sonra Yunanistan’ın borcunun artarak yüzde 112’ye yükseldiğini ve bu durumun ülkenin egemenliğini tehdit ettiğini söylemiştir. Yunanistan’da bu olayın gerçek yüzünü kimse görmek istemiyor. Seçimler sonucunda Papandreu’dan 10 puan eksik alan Kostas Karamanlis döneminden kalan kriz ortamı bugün de yaşanmaktadır.
Ancak Yunanlı analistlere göre, Yunanistan bu kaos durumunu atlatacaktır. Yunanistan’da son yüzyılın tarihi olayları olarak; albay diktatörlükleri, gençlik isyanları, Yunanistan’ın AB’ye ve NATO’ya üyeliği ve 2004 Olimpiyatları başarısını sayabiliriz. Kırk yıl önce Yunanistan nüfusu yoğun bir şekilde Amerika’ya göç etmiştir ama şimdi Afganistan’dan bir milyona yakın nüfus Balkanlar’a ve özellikle Yunanistan’a yaşamaya gelmiştir. Hem Avrupa hem de Balkan ülkesi olarak, hiçbir batılı ülke Yunanistan kadar inişli çıkışlı bir yol izlememiştir. Son yüzyılda Yunanistan iki dünya savaşına da katılmıştır, beş yıl süren ve açlık, yoksulluk karakterini büründüren bir iç savaştan geçmiştir. Bunlara rağmen, istatistiklere baktığımızda, Yunanistan AB üyesi bir devlet olarak, kırmızı et tüketimi ve kişi başına düşen araba oranlarında Avrupa’da ilk sıralarda yer almaktadır.
Yunanistan’da gençler tarafından yaratılan kaos ortamının aslında ekonomik krizle pek alakası yoktur. Bu gençler Atina’nın en zengin ailelerinin çocuklarıdır. Yalnız geleceğe ümitsiz olarak bakmaktadırlar, çünkü model noksanlığı yaşamaktadırlar. Bunu gösteren tablo: tutuklanan gençler arasında oniki yaşında çocukların bile var olmasıdır. Bu gençlerin ilgilerini çeken model ise Yunanistan’ın ‘devrimci hareketleri’dir denilebilir. Aslnda bu krizin gerçek kaynağının, tüm dünyayı etkileyen ekonomik krizden çok, sosyal bir kriz olduğunu söyleyebiliriz. Bu şekilde metaforik olarak, uluslararası aktörleri genelde etkileyen ekonomik krizi bir deprem olarak ele alırsak, depremlerin küçük evlere büyük evlerden daha az zarar vermesi gibi Yunanistan’daki bu ekonomik depremin de küçük bir ülke olarak ona az zarar verdiğini söyleyebiliriz.
(Erjada Progonati, AB-Balkanlar Masası, Kıdemli Asistan)