Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un hazırlayıp sunduğu ‘Sınır Ötesi’ programına bu hafta Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanı (TİKA) Musa Kulaklıkaya konuk oldu.
TİKA’nın son yıllarda önemli ataklarla dikkatleri çeken kurumlardan birisi olması ve stratejik derinlik projesinde, ‘sıfır sorun’ komşuluk ilişkilerinde ve Türkiye’nin yıllardır ihmal edilen coğrafyasındaki birçok yeni ilişkilerin oluşturulmasında Türk Dış Politikası’nın ‘yumuşak gücü’ olarak değerlendirildiğinin altını çizen Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol bunda sonraki süreçte de TİKA’ya çok iş düşeceğini ifade etti.
TİKA’nın faaliyetlerinden bahseden ve teknik yardımları küresel düzeyde açıklayan Musa Kulaklıkaya, “Teknik yardımı, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki farkı ortadan kaldırmak amacıyla yapılan, bilgi birikimi ve teknoloji transferi çabalarının toplamı olarak değerlendiriyoruz” dedi. Devletlerin neden teknik yardıma başvurduğunu da örneklerle açıklayan Kulaklıkaya, her ülkenin kendi ekonomik ve politik stratejisini gözönünde bulundurarak sözkonusu yardımlara başvurduğunu ve birçok ülkenin geniş anlamıyla kalkınma yardımlarını, dar anlamıyla teknik yardımlarını ulusal güvenlik sorunu olarak gördüklerini belirtti.
Teknik yardımların ulusal güvenlik sorunu olarak görülme nedenlerini Afganistan ve Pakistan’ daki terör eylemleri ve Somali’deki korsanlık olayları ile örneklendiren Kulaklıkaya, “Siz Somali’deki siyasi problemleri çözerseniz, fakirlik problemiyle mücadele etmeye başlarsanız, insanların veya hükümetlerin meşgul olmak zorunda olduğu problemleri ortadan kaldırırsanız bu tür güvenliği tehdit eden unsurların ortadan kalkacağı var sayılır. Afganistan ve Pakistan’a baktığımız zaman, oralardaki terör eylemi olarak nitelendirilen birtakım hareketlerin ortadan kaldırılması için o bölgelere yardım yapılması gündeme geliyor. Temel yine o ülkelerin ulusal güvenliğidir. Ve 11 Eylül olaylarından sonra bu konsept daha da öne çıktı” diye konuştu.
‘Ortak Kültür Coğrafyası’ Tanımını Kullanıyoruz’
Teknik yardımların fonksiyonunun her ülkenin öncelik verdiği stratejiye göre, değiştiğini tekrar eden Kulaklıkaya, “Türkiye öyle bir coğrafyadaki, tarihi sorumlulukları vardır. Biz bunun için ‘ortak kültür coğrafyası’ tanımını kullanıyoruz. Ya din birliği, ya dil birliği veya aynı coğrafyada tarih sürecinde birlikte yaşadığımız insanlara karşı sorumluluğumuz vardır. Biz kendimizi hangi konuma oturtursak oturtalım, bu coğrafyadaki insanların bizden beklentilerini değiştiremiyoruz” şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un “2007’de MİT müsteşarı Emre Taner’in, ‘Türkiye’nin güvenliği artık Türkiye sınırlarının ötesinde aranması ve oluşturulması’ şeklinde yaptığı bir açıklaması sizin bu ifadelerinizle de örtüşüyor. Bugün ABD ulusal güvenliği açısından teknik yardımlara önem veriyor. Emre Taner’in açıklamasını bu kapsamda nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Bu anlamda biz sınır kavramını, coğrafi sınırlarımızın bittiği noktalar olarak görmüyoruz. Bizim sınırlarımız kültürel coğrafyamız ile ilgili sınırlardır.” şeklinde cevap veren Kulaklıya şöyle devam etti:
“Yani sınırlarımız, coğrafi sınırlarımız değil kültürel sınırlarımızdır. Dolayısıyla, sorumluluklarımız bu kültürel sınırlarımızı da artık aşmıştır. Örneğin Karayipler ve Pasifiklerle tarihte de çok fazla ilişkilerimiz belki olmadı. Ancak son iki-üç yılda, biz oralara kadar ulaştık. Türkiye’nin dost ve yardım elini ulaştırmaya çalıştık ki gönül köprüleri kurulsun. Dünyada ulaşmadığımız insan kalmasın. Bunu tabiî ki TİKA’nın Türk dış politikasındaki aktifliği ve pro-aktifliğiyle, temel felsefesine uygun bir davranış olarak görüyorum.”
Kulaklıkaya, TİKA’nın bir ihtiyaçtan ortaya çıkarak kurulduğunu ancak bölgesel özellikler çerçevesinde, farklılaşan ama genel itibariyle ortak payda olan halklarla ilişkilerin derinleştirilmesi, geliştirilmesi, onların kimlikleriyle ayakta durabilmeleri için ekonomik siyasi ve kültürel olarak güçlendirilmesinin stratejilerinin temelini oluşturduğunu belirtti. Kulaklıkaya şunları ekledi:
“TİKA olarak başta sosyal altyapılar dediğimiz özellikle eğitim, sağlık ve kültür alanlarında çalışmalarımız var. Ekonomik sektörlerin ve üretim sektörlerinin geliştirilmesi amacıyla çeşitli projeler uyguluyoruz. Kültürel işbirliği ve sosyal barışın sağlanmasına yönelik projeler uyguluyoruz.”
“Çeşitli kültürel etkinliklerin desteklenmesi veya organize edilmesi, Türkçe çıkan gazete, dergi ve Türkçe yayın yapan televizyon ve radyoların desteklenmesi, Bu kurumlarda çalışan uzmanların Türkiye’de eğitilmesi, Azerbaycan’da olduğu gibi bir medya merkezinin kurulup Türkiye’deki medya kuruluşlarıyla hem resmi hem sivil ilişkilerin kurulması gibi çok geniş bir yelpazede faaliyetler uyguluyoruz. İnsanı, toplumu ve devleti ilgilendiren her alan bizim ilgi alanımızdır.”
Türkiye’nin Afganistan Stratejisi
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un ABD’nin Afganistan politikası ve Türkiye’nin Afganistan’a yaklaşımı konusundaki soruları yanıtlayan Kulaklıkaya, Türkiye’nin NATO içerisinde bir takım sorumluluklarının olduğunu ve Afganistan özelinde temel problemin istikrar olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Afganistan’ın sorununun çözülmesinin en temel yolu Afganistan halkının içinde yer alacağı bir sürecin oluşturulmasıdır. Bu olmadığı sürece dışarıdan yapılacak askeri, siyasi, ekonomik hangi müdahale olursa olsun fayda getirmeyecektir. Bu tespitten sonra Türkiye, sizin de ifade ettiğiniz gibi muharip güç ile Afganistan’ın stabilizasyonuna destek olmak yerine, yumuşak güç enstrümanlarını kullanmak suretiyle, ama askeri gücün de orada olacağı şekilde, alana çıkıp siyasi kavga vermeden, Afgan halkının acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik, Afgan halkının kalkınmasına hizmet edecek desteklerle Afganistan’ın yanında olduğunu göstermek istiyor.”
(Hazırlayan: Yasemin Küçer)