ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » Asya - PasifikGeri Dön «

ABD - Japonya İlişkileri: Cennete Bir Diken

12.12.2009 16:43:58

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hatoyama İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem boyunca devam etmiş, kısaca “ABD çizgisini takip etmek” olarak tanımlanabilecek (bunun üzerine de eklenecek çok da fazla bir şey olmayan) artık gelenekselleşmiş Japon dış politikasını değiştirmeye niyetli. İkinci Dünya Savaşından sonra bir anlamda içine kapanan Japonya sadece ABD çizgisinin dışına çıkmayı aklına bile getiremeyen bir ülke olmakla kalmamış, 1990-91 Körfez Savaşında olduğu gibi, baskı sonucu ABD’nin dış politikasının finansörlüğünü yapmak zorunda kalan bir ülke durumunda bile kendini bulmuştu.

ABD Başkanı Barak Obama geçen ay içinde Asya’ya yaptığı ziyarette bölgedeki en önemli müttefiki Japonya’ya da uğradı. Japonya dış politikası artık geçen yaz sonunda yarım yüzyıllık LDP iktidarını deviren Yukio Hatoyama başbakanlığı altında şekilleniyor. Görünüşe bakılacak olursa Hatoyama İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem boyunca devam etmiş, kısaca “ABD çizgisini takip etmek” olarak tanımlanabilecek (bunun üzerine de eklenecek çok da fazla bir şey olmayan) artık gelenekselleşmiş Japon dış politikasını değiştirmeye niyetli. İkinci Dünya Savaşından sonra bir anlamda içine kapanan Japonya sadece ABD çizgisinin dışına çıkmayı aklına bile getiremeyen bir ülke olmakla kalmamış, 1990-91 Körfez Savaşında olduğu gibi, baskı sonucu ABD’nin dış politikasının finansörlüğünü yapmak zorunda kalan bir ülke durumunda bile kendini bulmuştu.

Daha önceki yazımızda Hatoyama’nın dış politikayı değiştirme niyetinden, ABD’den daha bağımsız, daha fazla Asya’ya yönelik bir politika inşa etme arzusundan bahsetmiştik. Hatoyama’nın söyledikleri gerçekleşecek mi, yoksa retorikten ibaret mi kalacak henüz bilinmez ama ABD ile ilk görüş ayrılığı Okinawa’daki ABD üslerinin konumu ve geleceği konusunda kendisini gösterdi. Bu sorunu anlamak için Okinawa adasının stratejik öneminden, kısa tarihinden ve oradaki ABD üsleri konusunun neden bu kadar dikenli bir konu olduğunu anlatmak gerekmektedir.

Okinawa Adası Japonya’nın güneyinden Tayvan adasına kadar uzanan inci taneleri gibi dizilmiş bir dizi adanın içinde en büyüğüdür. Okinawa üzerinden Çin’in bütün Güneydoğu kıyılarına uzanılabilir ve Pasifik Okyanusu’ndan Güney Çin Denizine uzanan bir hat kontrol edilebilir. Bunun anlamı şudur; Okinawa üzerinden Çin’in açık denizlere (Pasifik Okyanusuna) çıkışı baskı altına alınabilir. Kuzey Kore’de ulaşım mesafesindedir. Bugün ABD’nin Asya’da Güney Kore ve Japonya’daki üslerinin dışında bir üssü bulunmamaktadır ve Okinawa’daki Kadena hava üssü ABD’nin Asya’daki en büyük hava üssüdür. Çin’in yükseldiği, gittikçe daha fazla silahlandığı, Kuzey Kore’nin tehditkâr bir ülke olarak ortaya çıktığı bu zamanlarda Okinawa üslerinin stratejik önemi daha da artmıştır.

Öte yandan, Okinawa üslerinin stratejik önemi siyasi askeri masalarda tartışıla dursun, Okinawalılar için bu pek bir anlam ifade etmemektedir. Gerçek şu iki bu üsler Okinawa için bir yüktür. ABD’nin Japonya’daki askeri varlığının yaklaşık yüzde 75’i Okinawa’da bulunmaktadır. Üsler adanın yüzde 18’ini kaplamaktadırlar ve 25-30 bin civarında da ABD askeri personeli bu üslerde çalışmaktadır. Bu küçük bir ada için ciddi bir yüktür (yüzölçümü KKTC’nin 2/3’ü kadar). ABD askeri varlığının yarattığı sorun sadece arazi kaplaması veya adanın turizm potansiyeline darbe vurması gibi ekonomik yönlü problemlerle sınırlı değildir (Okinawa Japonya’nın kişi başına milli geliri en düşük vilayetidir). 1995 yılında 12 yaşındaki bir kız çocuğunun üç ABD askeri tarafından kaçırılıp tecavüz edilmesi gibi olaylar suç olayları zaman zaman oluşmakta ve halkın büyük tepkisine yol açmaktadır.

Okinawa adasının rahatsızlıklarına ve tepkilerine karşı bazı ABD’li yetkililerin zaman zaman takındıkları umursamaz ve hatta aşağılayıcı tavırların sorunların çözümüne katkıda bulunmadığı da aşikârdır. ABD’nin bakış açısına göre ise bu üsler, sonuçta, Japonya’nın savunmasına hizmet etmektedir. Bu görevi de ABD neredeyse tek başına yapmaktadır. Dolayısı ile Japonya’nın bundan dolayı müteşekkir olması ve fedakârlıklara katlanması gerekmektedir.

Her ne kadar Japonya ana adalarında ve devlette de bu genel görüşe sahip kişilerin belirli düzeyde bir hâkimiyeti varsa bile, tarihi arka plan bu sorunun neden bu kadar büyük olduğu ve Okinawalıların neden üsleri bu derecede istemediklerini açıklar. Okinawa İkinci Dünya Savaşında en şiddetli çatışmaların yaşandığı yerdir. Okinawa muharebelerinde ABD 50 bin Japon ordusu da 100 bin kişinin üzerinde kayıp vermiştir. Savaşın şiddetini en çok hisseden ise siviller olmuş, tahminlere göre 100 bin ila 150 bin arasında sivil savaşta hayatını kaybetmiştir. Bunların bir kısmı ABD askerlerinin eline düşmemek için, bir kısmı da Japon ordusunun emri ile kitlesel intihar yolunu seçmişlerdir. Savaştan sonra Okinawa adası 1972 yılına kadar ABD toprağı olarak kalmış ancak bu tarihten sonra Japonya’ya geri teslim edilmiştir. Bu tarihe kadar Okinawalılar ABD kanunları ve yönetimi altında yaşamıştır.

Bugün Okinawa adası aslında Hindistan cevizlerinin gölgesinde, uzun plajların türkuaz şeffaf bir denize doğru uzandığı sakin bir tropik cennet halindedir. Fakat bu kartpostallık resim ABD üslerinden kalkan savaş uçaklarının kesintisiz küremeleri, adaya domine eden askeri üniformalar ve araçlar ile zedelenmekte, çoğu Okinawalıya savaşın sanki hala devam ettiği hissini vermektedir.  Artık Okinawalılar bu acılı tarihi kapatma arzusundadırlar. Bunun yolu olarak da ABD üslerinin adayı tamamı ile terk etmelerini talep etmektedirler.

Bu sorunları hafifletmek için adadaki üslerin konumlarının yeniden planlanması ve ABD personelinin bir kısmının Gam’a transferi kararlaştırılmıştır. Adadaki ABD üslerinin ağırlığını azaltmak ve bir kısım toprağı daha halka açabilmek için denizin ortasına bir helikopter pisti (heliport) inşası da dâhil çeşitli projeler üzerinde durulmuştur.  Bunlardan bir tanesi de adadaki Futenma isimli üssün nüfus yoğunluğun daha az olduğu başka bir üs ile birleştirilmesidir. Heliport inşasının yapımının masrafını Japonya hükümetinin üslenmesine karar verilmiştir ama yıllar sonra bile proje hala gerçekleşmiş durumda değildir. Bu arada inşa edilecek yerin mercan kayalıkları olması ve bunun yarattığı çevre sorunları da dâhil birçok hukuki-siyasi sorun ile uğraşılması gerekmiştir.

Futenma üssünün taşınması ise politika engeline takılmıştır. 2009 Ağustos’unda DP’nin iktidara gelmesi, başbakan Hatoyama’nın seçim sözleri durumu daha da karmaşık bir hale getirmiştir. Okinawa halkının gönlünü almaya çalışan Hatoyama eğer seçimi kazanırsa adadaki bütün ABD üslerini kapayacağını söylemiştir. Şimdi iktidarda iken bu sözünü tutması çok zor gözükmektedir. Yıllardır heliportun yapılmasını bekleyen, Futenma üssün taşınması konusunda çoktan üzerinde anlaşılmış olarak gören ABD problemin hala sürüncemede kalmasına öfke göstermekte, Japonya hükümetine ciddi baskı yapmaktadır.

Hükümet ise bir yandan uluslararası siyasetin gerçekleri ve önceden yapılmış uluslararası anlaşmalara uyma zorunluluğu, bir yandan da yıllar sonra gelen iktidarının daha en başında sözünden dönerek halkın güvenini yitirme seçenekleri arasında sıkışmış durumdadır. İktidar partisi ayrıca kanunları geçirebilmek için senato da Sosyalist Parti ile anlaşmak zorundadır ki sosyalistler başından beri Japonya’daki ABD varlığına karşı çıkmaktadırlar. Bu konuda da taviz verme ihtimalleri de pek fazla gözükmemektedir. Ancak Haziran ayındaki seçimlerde iktidar partisi senatoda da çoğunluğu ele geçirirse sosyalistlerin engeli aşılabilir.

Bu yazının yazıldığı sıralarda Japonya hükümeti Futenma üssü ile ilgili kararı ertelediğini açıklamıştır. Bu, Japonya’nın çetrefilli sorunlara karşı sıklıkla uyguladığı ipe un serme politikasıdır ve ABD tarafından iyi bilinir.  Her ne kadar yılsonuna kadar üsler konusunda bir kararın çıkacağı söylenmekte ise bile üst düzey siyasete yakın kaynaklar bunun imkânsız olduğunu belirtmektedirler. Şimdiden ABD şimşekleri Japonya üzerine yöneltiş durumdadır ve baskıyı daha da artıracaktır.
Düğüm haline gelmiş bu sorunun nasıl çözüleceğini hep beraber göreceğiz.

(Dr. Bahadır Pehlivantürk)




ASYA - PASİFİK KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya