Türk-Çin İlişkileri: Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Çin Ziyareti Üzerinde Bir Değerlendirme (II)
Çin’in Türkiye Takıntısı
Nisan 1990’da Doğu Türkistan’ın tarihi ve kültürel başkenti Kaşgar’ın Barın kasabasında bir ayaklama olmuş ve Çin’in Doğu Türkistan’da 1982 yılında uygulamaya başladığı “yumuşak politikası” sona ermişti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin yeniden bağımsızlığına kavuşmasıyla Doğu Türkistan’ın durumu da kritikleşmeye başlamıştı. Bu gelişmelere yönelik 1992-1994 yılları arasında Çin Sosyal Bilimler Akademisi ile Xinjiang (Doğu Türkistan) Sosyal Bilimler Akademisi birlikte konu ile ilgili bir projeyi sürdürmüşlerdi. Çin bilim adamlarının tespitine göre, Doğu Türkistan’da cereyan eden bağımsızlık hareketlerin ideolojisi Türkiye’den ihraç edilmişti. Söz konusu Pan-Türkizm ile Pan-İslâmizm ise Osmanlı Devletinin son dönemlerinden itibaren Doğu Türkistan’da yayılmış ve 20. Yüzyıl boyunca Doğu Türkistan’da yaşanan siyasî olaylarında hep Türkiye’den gelen gizemli kimseler bulunmuştu. Halbuki, Doğu Türkistan bağımsızlık hareketi 1884 yılında Doğu Türkistan’ın Xinjiang (yeni sınır bölgesi) adıyla Çin toprağına kattıktan sonra başlamıştı. 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başında Çinli araştırmacılar “Türkistan” adını “Tu-er-qi Si-tan”, yani “Türkiyeistan” olarak çevirmişler ve doğal olarak Doğu Türkistan Türkiye’nin doğu bölgesi olarak okumuşlardı. Üstelik, Türkiye Türklerinin Gök Türklerin soyundan olduğu görüşünde olup Türkiye Türklerin Doğu Türkistan’daki Uygurlarla hiçbir akraba ilişkileri olmadığı sonucuna varmaktaydı. Çünkü tarihte Gök Türkler hep Uygurlarla savaşmış ve neticede Uygurlar Gök Türk devletini yıkmıştı. Bugünlerde Çinli uzmanlar bu görüşü kabul etmektedir ve Türkiye’nin Uygurlar’la akraba ilişkileri olmadığı halde Doğu Türkistan meselesi ile ilgilenmesi Osmanlı devletini tekrar canlandırma peşinde olduğu kanaatindedir. Çin tarafı, Türkiye’nin 5 Temmuz Urumçi olayları üzerindeki tepkisini bu algılama ile karşılık vermeye çalışmıştı.
1995 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Çin ziyareti sırasında Doğu Türkistan meselesi gündeme gelmişti. Bu tarihten sonra Doğu Türkistan meselesi Türk-Çin ilişkilerindeki hassas noktası olmuştu. Ankara, Türkiye’de Çin’i bölecek hiçbir faaliyete izin vermeyeceğini, Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu defalarca ifade etmesine rağmen Pekin’i pek inandıramamıştı. 1998-2002 yılları arasında Türk-Çin ilişkileri bahar dönemini yaşamıştı, ancak sıcak siyasî ikili ilişkileri diğer alanlara ve konulara yansıtamamıştı. Bunun nedeni de ikili ilişkilerinde hassas noktasını oluşturan Doğu Türkistan meselesi dışında Türkiye’nin özel konumunun getirdiği kuşkulardır. Çinlilerin görüşünde, Batılı olan bir Türkiye, Batılıların sayesinde Orta Asya ve dolaysıyla Doğu Türkistan’a müdahale yapabilme potansiyele sahiptir. Türkiye’nin bu özellikleri Çin’in menfaat alanı olan Ortadoğu ve Orta Asya’daki enerji ve diğer hammaddeleri elde etmesini engelleyebileceği gibi Çin’in Orta Asya ve Doğu Türkistan’ın güvenlik çıkarlarını tehdit edebilmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Türkiye’ni sokmamasının sebebi de bundan kaynaklanıyordu. Bu görüşler üzerinde Türkiye ile yakın ilişkilerini geliştirmeye çalışan Pekin, bazen küçük oyunlarla Türkiye’nin Çin üzerindeki potansiyel gücünü kırmaya çalışmıştı.
Mayıs 2002’de Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli Çin ziyareti sırasında bu oyunlar sergilenmeye başlamıştı. 15 Mayıs’ta Doğu Türkistan’daki Xinjiang Üniversitesi’nde Uygurca eğitim kaldırılmıştı; Ardından Kaşgar’da Doğu Türkistan’ın tarihi, dinî ve kültürü ile ilgili on binlerce kitap da yakılmıştı. Devlet Bahçeli’nin Doğu Türkistan ziyareti öncesi Pekin’de ziyaretini devam ederken, 27 Mayıs 2002’de Xinjiang Uygur Bölgesi Komünist Parti Genel Sekreteri Wang Lequan dünyada önde gelen basın temsilcilerini Urumçi’ye davet ederek Doğu Türkistanlı ayrılıkçıları uluslararası terörist olduğu yönünde bir basın toplantısı düzenlenerek uluslar arası gündemi oluşturmayı başarmıştı. 1 Haziran’da Başbakan Yardımcısı Bahçeli Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi ve Turfan şehiirlerini ziyaret ederken Xinjiang Ribao gazetesi Doğu Türkistan’da etnik bölücü teröristlere yönelik “Sert Vuruş” faaliyetlerinin başarılı olduğunu yazmıştı. Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ocak 2003’teki Çin ziyareti sırasındaki bazı ifadeleri de suiistimal edilmişti. Çin basınına göre, Erdoğan, Türkiye’nin terörizmin her çeşidine karşı olduğu ve buna karşı mücadele etmek için Çin’le işbirliği yapmaya istekli olduğu ifadesi kullanılmıştı. Ancak bu ifadeyi Doğu Türkistan meselesine bağlayan China Daily gazetesi “Türkiye’nin Xinjiang’a Yönelik Tutumu Alkışlandı” başlıkla vermişti. People Daily da Çin ve Türkiye birlikte terörizme yani Uygur teröristlere karşı çıkacağını belirtmişti. Erdoğan Çin’den ayrılır ayrılmaz Doğu Türkistan parti genel sekreteri Wang Lequan yine yabancı gazetecileri kabul ederek Doğu Türkistan teröristlerin ülke istikrarına zarar verdiğini ve Çin’in kararlı bir şekilde karşı darbe vurduğunu ifade ederek uluslar arası kamuoyunda gündem oluşturmaya çalışmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 26 Haziran 2009’da Çin’in Guang-zhou eyaletinin Shen-zhen şehrine doğru yola çıkarken, aynı eyaletin diğer bir şehri Shao-guan’da Çin-Uygur etnik kavgalar yaşanmış ve 2 Uygur genç sopa ile öldürülmüştü. Bu olay 5 Temmuz Urumçi Olaylarını tetiklemişti.
Urumçi’daki Diplomasi Skandalın Arkayüzü
Urumçi Havaalanı’nda yaşanan diplomasi skandalının Çinli görevlilerin tecrübesizlikten kaynaklanmadığına göre, Çin yönetimin kastlı olarak Türkiye’ye ders vermeyi amaçlanmış olduğu kanaatini yaratmaktadır. Ancak emrin merkezden mi yoksa yerel Doğu Türkistan Hükümeti’nden mi geldiği sorusu ortaya çıkmaktadır.
Devlet Bakanı Çağlayan’ın Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Çin’e gönderilmesinin kendisi bir iyi niyetli davranış olarak gerginleşen ikili ilişkilerini yumuşatılmasına sebep olmuştur. Çin makamları gerçi Başbakan Erdoğan’ın eleştirmelerine rahatsız olmuşsa da, Devlet Bakanı Çağlayan’ın Çin ziyareti sırasında içini dökmüş rahatlanmış olduğu ifadeleri arasında okunabilir. Türkiye’ye daha fazla yatırım yatırmakla ikili ilişkilerinin boyutunu daha ileri bir noktaya götürmek istekleri de Çin basına yansımıştı. Pekin merkez Çin-Türkiye ilişkilerine önem verdiği diğer bir gelişmeden de anlaşılmaktadır: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Urumçi ziyaretini tamamlandıktan sonra 29 Haziran 2009’da Türkiye’ye dönmüştü. Çin’in Türkiye Büyükelçisi Gong Xiaosheng Urumçi’de kalarak 30 Haziran’da Doğu Türkistan Komünist Parti Genel Sekreteri Wang Lequan ile görüşmüş ve Doğu Türkistan’ın Çin-Türkiye ilişkilerindeki konumunu değerlendirmişlerdi. Bu görüşmede Xinjiang ile Türkiye arasındaki ticaret ve yatırım işbirliği ilişkilerinin çok yönlü götürülmesi ve Türkiye ile olan üst düzey ilişkilerin güçlendirilmesi konusunda görüşlerini karşılıklı aktarmıştı. Şüphesiz Büyükelçi Gong Xiaosheng merkez hükümetinin mesajını yerel hükümetin yetkilisine (Genel Vali Nur Bakri değil) iletmişti. Bu durumda Pekin, iki ülke arasında pürüz yaşanmasını istememekteydi.
O halde Doğu Türkistan yerel hükümeti yaşanan diplomasi skandalın sorumlusu olabilir. Doğu Türkistan’ın siyasî sistemi üçayaktan oluşmaktadır: parti yönetim sistemi, sivil yönetim sistemi ve Bing-tuan denilen askerî gücün sivilleştirilmiş yönetim sistemidir. Ancak parti yönetimi ile Bing-tuan yönetimi merkeze bağlı iken, icra yetkisi ise yerel parti genel sekreterindedir. Yerel sivil yönetimi de bölge parti yönetimin liderliğinde icra yapabilmektedir. Yani Doğu Türkistan’ın gerçek yöneticisi Wang Lequan’dır. Xinjiang’ın kralı lakabı olan Wang Lequan bölgenin en güçlü adamıdır. 64 yaşındaki Wang Lequan, en hızlı yükselen bir parti yöneticisi olarak bilinmekte ve hem Siyasî Politbüro’nun üyesidir hem de Doğu Türkistan yöneticisi, 1949 yılından beri Doğu Türkistan tarihinde bu sıfata sahip olan tek kişidir; Çin’de bir yönetici iki dönemden fazla görev yapamaz yasasını bozan tek yöneticidir. Wang Lequan’ın bu ayrıcalık durumu onun Doğu Türkistan’da yürüttüğü sert politikasına borçludur. Ancak sert politikasının neticesinde 1949 yılından buyana Doğu Türkistan’da en gergin dönemini yaşatmıştı. 1991-2009 tarihleri arasında Doğu Türkistan’da meydana gelen onlarca olayları sert bir şekilde bastırmış ve olayların arkasında hep yurtdışı odaklarını göstermişti. Çin’in eski Devlet Başkanı Jiang Zemin’in adamı olarak bilinen Wang Lequan, güçlü konumundan dolayı mevcut yeni merkez yönetimi üzerinde etkisini sürdürebilmektedir. En son 5 Temmuz Urumqi olaylarını da sert bir şekilde bastırmıştı ve Doğu Türkistan’ın en güçlü adamı olduğunu tekrar kanıtlamıştı. Yurtdışı muhalif Çinlilerin belirttiklerine göre, Wang Lequan, merkezdeki eski Başkan Jiang Zemin ile mevcut Başkan Hu Jintao arasındaki güç mücadelesine karışmış ve Başkan Hu Jintao’yu zor duruma düşürmek için Urumçi Olayları kullanmıştı, yani Urumçi Olayları meydana gelebileceği istihbaratını aldığı halde Çinlilerin yoğun olduğu Shihezi şehrinde doğum gününü kutlamak için Urumçi’den ayrılarak olayların şiddetlenmesine sebep olmuş ve Başkan Hu Jintao’nun 8-10 Temmuz’da İtalya’da düzenlenen G8 toplantısı bırakıp Çin’e dönmesine zorlamıştı.
Merkeze meydan okuyabilen “Xinjiang kralı” Wang Lequan ancak bu skandalın sorumlusu olabilir. Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin ziyareti sonrası Türkiye-Çin yakınlaşması ve bundan dolayı Doğu Türkistan üzerine yansıması Wang Lequan’ın bölgedeki etkisini kırabilirdi; Urumqi Olayları’na karşı en çok tepki Türkiye’den gelmesi Wang Lequan’ı kızdırmış olabilir; Devlet Bakanı Çağlayan’ın gerginleşen ikili ilişkileri yumuşatma ziyareti Wang Lequan’ın Urumçi Olayları bastırmakla güç kazanan konumu zedelenecek endişesi içine girmiş olabilir; En önemlisi Doğu Türkistan’da meydana gelen olayları hep Türkiye ve bazı ülkelere bağlayarak kendi konumunu güçlendirme imkanı ve zemininin yok olacağı endişesi yatıyor olabilir.
( Dr. Erkin Ekrem, 7 Eylül 2009)