ABD’nin Afrika’da barış ve güvenliği sağlamak üzere kurduğu AFRICOM’un (ABD Afrika Komutanlığı), Obama döneminde de aktif olarak operasyonlarına devam edeceği düşünülmektedir. 2010 yılı bütçe kanunlarının görüşüldüğü dönemde, AFRICOM için Obama tarafından da onay verilen özel fonun genişletilmesi planları, ABD’nin bundan sonra da Afrika’da askeri varlığını sürdüreceğinin bir işareti olarak yorumlanmaktadır.
Göreve geldiği günden itibaren Amerika’nın daha az militarist bir politika izleyeceğinin düşünülmesine rağmen Afrika’ya yönelik bu teşebbüsler yakın gelecekte bu ülkenin kıtaya yönelik geniş yelpazeli bir yaklaşım içinde olacağını düşündürmektedir. Bu askeri yaklaşımın sebepleri, kıtanın dünya politikası için arz ettiği önemle birlikte düşünüldüğünde daha iyi anlaşılacaktır.
AFRICOM Ocak 2007 tarihinde ABD’nin Afrika’daki askeri operasyonlarının koordine edilmesi amacıyla kurulan ve 2008 Ocak ayında aktif göreve başlatılan bir bölgesel komutanlıktır. Mısır haricindeki bütün Afrika ülkelerinde yaşanan bölgesel ve uluslararası güvenlik sorunlarına yerinde müdahale etmek üzere Avrupa Komutanlığının alt birimi biçiminde organize edilmiştir.
Birimin esas kuruluş amaçları 2007 yılında Amerikan Donanma Okulu tarafından uluslararası terörizmle mücadele, Amerika’nın Afrika’dan karşılamayı düşündüğü petrol ihtiyacının garanti altına alınması ve son dönemlerde gelişen Çin-Afrika ilişkilerine karşı politika geliştirme olarak ifade edilmiştir. (Tıkla-1) Ancak bir Amerikan kuruluşu olan Afrika Petrolü Girişim Grubunun 2000’li yılların başından itibaren Batı Afrika petrolünün kontrol edilmesi amacıyla tavsiye ettiği böyle birimin kurulması, 2015 yılına kadar petrol ihtiyacının yüzde 25’ini bu kıtadan karşılamayı planlayan ABD yönetimi için acil bir gereklilik sayılmıştır.
Bununla ilgili olarak 2004 yılında ABD Savunma Bakanlığı 500 milyon Dolarlık bir bütçeyi, Kuzey Afrika ülkelerini El-Kaide örgütüyle mücadelelerinde desteklemek üzere Trans-Sahra Terörizmle Mücadele Girişimi’ni oluşturarak kullanmıştır. (Tıkla-2)
AFRICOM’un bu yıl 2009’un Mayıs ayı boyunca devam eden Yurt Dışı Askeri Finansman programı görüşmeleri çerçevesinde AFRICOM için ciddi meblağlar ayrılmıştır. 2009’da 8,2 milyon Dolar olan programın bütçesi 2010 için 3 kat arttırılarak 25,5 milyon Dolara çıkarılmıştır. Bu programın ana hedefleri arasında Komutanlık aracılığıyla Afrika ülkelerine silah ve silah teknolojisinin aktarımı ve kıta ülkelerindeki askeri personelin eğitimi yer almaktadır. Aynı şekilde ABD’nin Uluslararası Askeri Eğitim Programı içerisinde Afrika ülkelerine ayrılan bütçe miktarı yüzde 17’ye ulaşmıştır.
Bütün bu oranlar yakın gelecekte ABD’nin askeri operasyonlarda Afrika’ya ağırlık verme hedefleri bakımından açıklayıcı niteliktedir. Özellikle Kuzey Afrika’da yoğun olarak yaşanan el-Kaide eylemlerinin önlenmesi amacıyla gerektiğinde AFRICOM’un gerektiğinde ise ilgili Afrika ülkelerinin askeri tedbirler alması amacıyla silah temini ve personel eğitimi öncelikle başvurulan seçenekler arasındadır. Son aylarda Somali’de yaşanan şiddet olaylarının ardında El-Kaide’nin bulunduğuna yönelik şüphe ve iddialar dolayısıyla bu ülke için özel tedbirlerin uygulanması gündeme gelmiştir.
Somali’de yönetimi elinde bulunduran geçici Mogadişu hükümetinin El-Kaide bağlantılı olduğu düşünülen El-Şebab örgütünün eylemlerine karşı korunması başlıca amaç sayılmaktadır. Doğu Afrika’nın bütünüyle yasadışı terör eylemlerine karşı savunulması için Cibuti’ye AFRICOM birimleri konuşlandırılmıştır. Bu noktada ABD’nin Afrika genelinde terörle mücadelesinde Somali ana harekat noktası olarak belirlenmiştir. Somali’de El-Şebab ve korsanlık sorunları halen uluslararası terörizmin en güncel örneklerini teşkil etmekte ve burada yaşanan hadiselerin ciddiyeti neredeyse bütün dünya devletleri tarafından taktir edilmektedir. Dolayısıyla AFRICOM’un bu bölgede faaliyet göstermesinin temelindeki bütün gerekçeler sağlanmış olmaktadır.
Geçtiğimiz Ağustos ayında El-Şebab örgütünün lider kadrosunda yer alan Salih Ali Nabhan’ın AFRICOM bünyesindeki askerlerce öldürülmesi, bu meselenin güncel örneklerinden birini oluşturmuştur.
Obama döneminde de, selefleri olan Clinton ve Bush dönemlerinde olduğu gibi Afrika ile ilişkiler bir yanda petrol nakliyatının garantiye alınması, diğer yandan da terörle mücadelenin aksatılmaması zeminine oturtulmaktadır. Petrol rezervlerinin bulunduğu ülkelerdeki yönetimlerin AFRICOM unsurlarının ülkelerinde bulunmasına karşı çıkmamaları için yeterli bir sebep olarak, bu rejimlerin demokratik ajandalarının bir takım terörist gruplarca yok edilerek baskıcı rejim kurma çabaları gösterilebilir. Böylece ABD kıtadaki varlığını enerji kaynaklarına ulaşma amacıyla sürekli kılarken, buna imkan sağlayan Afrika devletleri anti-demokratik saldırılara karşı rejimlerini koruyabilmektedir.
Diğer bir mesele AFRICOM’un kıtaya istikrar getirme idealinin hangi ölçüde somut araçlarla uygulanabileceğiyle ilgilidir. Kuruluşunu takip eden günlerde Komutanlığın aktif olarak çatışmalara katılmayacağı ifade edilmiştir. Bu durumda Afrika’da yaşana çeşitli şiddet olaylarının ve terör eylemlerinin sona erdirilmesinde Amerikan askerlerinin katkısı olmayacaksa ve bu sorunlara birebir müdahalede bulunulmayacaksa AFRICOM’un niçin askeri bir birim olarak kurulduğu sorusu akıllara gelmektedir. Birimin kuruluşunda dile getirilen Çin’in etkisi, petrol kaynaklarının güvenliği ve terörle mücadelede AFRICOM güçlerinin nasıl rol oynayacağı cevabı henüz netleşmeyen sorular arasındadır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)