DTP, özgürlük kisvesi altında etnik Kürt politikaları tabanlı siyaset izleyen sol ideoloji odaklı bir partidir. DTP’nin kuruluş aşamasında, haleflerine göre daha az şiddet yanlısı, demokratik çözüm ve arayış isteyen bir parti konumunda olması arzu edilmiştir. Hatta 2007 seçim döneminde arzulanan ve ifade edilen beklenti, etnik kimliğe dayalı şiddetin DTP’nin meclise girmesiyle seçimlerin sonrasında azalmasıydı. Ancak DTP zamanla söylem, yapılanma ve uygulamada demokratik çözüm yolu arayışlarının dışına çıkmış, terör örgütünün siyasi sözcüsü görevini üstlenmiştir. Bu durum yüzlerce mahkeme kararı ile sabitleşmiş, DTP’nin ifade hürriyeti bakımından engel oluşturacağını düşünmediği terör örgütüyle aynı paralelde dile getirilen hak talepleri, kamuoyundan olumsuz tepki almalarına sebep olmuştur. Bu tepkilerin sonucu olarak halkın teveccühüne mazhar olamamışlar ve bir bölge partisi kimliğinin dışına çıkamamışlardır.
İddianamede yer alan;
• DTP üye-yönetici-belediye başkanlarının, terörü, terör örgütünü, teröristleri ve Öcalan’ı övdükleri, askere gitmeme çağrıları yaptıkları,
• “Ateşkes” ifadesiyle güvenlik kuvvetlerinin uygulamasını saf şiddetle eş tuttukları,
• Örgüte yardım açıklamaları, açık şiddet çağrıları,
• Parti binalarının terör örgütüne tahsisleri, örgüt materyalini parti binalarında bulundurmak,
• Terör örgütüne silah-teçhizat ya da malzeme temini-nakli,
• Halkı kin ve düşmanlığa teşvik,
• Terör örgütü talimatını dağıtmak, terör örgütünün propagandasını yapmak
• Şiddet içerikli eylemde bulunmak, bombalamak, esnafı tehdit etmek,
• Örgüte maddi destek vermek,
• Terör örgütüne lojistik destek gibi eylemler de söylemlere eklenince bugün tartıştığımız kapatma davası talebi ile karşılaşmış bulunduk.
Anayasa Mahkemesi şimdi hem hukuki hem de siyasi bir karar vermek durumundadır. Bu karar, Türkiye’nin yakın siyasi geleceğini, uluslararası algısını, demokrasiye inancını, terörle mücadele tavrını baştan sona etkileyecektir.
Kararın iç politika ve uluslararası alanda doğuracağı etkilere çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Kapatılma kararı verildiği takdirde öncelikle temelde demokrasi anlayışımız sorgulanacaktır. Ancak benim kanaatim kapatılma kararının demokrasiyi sekteye uğratmayacağı yönündedir. Çünkü terörle mücadeleye destek verilmesi, bu durumun polis raporları ve mahkeme kararlarıyla tespit edilmesi, demokrasinin mevzu bahis parti tarafından zaten arzu edilmediğinin başlıca kanıtlarıdır. Bir de tersinden düşünürsek; bunca karara ve yasa dışı faaliyetlerin sürdürülmesine rağmen yüce mahkemenin kapatmaya gerek görmemesi halinde ise; süren etnik şiddetin siyasi faaliyetlerce yönlendirilmesine destek çıkılmış olacak, terörle mücadelenin kanuni boyutu açısından gelecekte sorunlar yaşanacaktır.
Uluslararası mecralarda karşılaşılacak en önemli eleştiri; AB ile entegrasyonumuzun zarar görmesi söylemidir. Bir başka değişle; DTP’nin kapatılması, AB sürecini kontrolsüzleştirecek ve AB adaylık süreci ile gündeme gelen ifade özgürlükleri hamlelerini zayıflatacak mıdır? AB bakımından DTP’nin siyasi ederi; bölge halkının düşünce ve siyasi taleplerinin ifade edilmesinden yanadır. Şiddetten uzak her türlü siyasi müzakere rahatlıkla yapılmalıdır. Hiçbir siyasi düşünce baskıyla ortadan kaldırılmamalıdır.
Bu sebeple DTP’nin Türkiye siyasi yelpazesinde yer almasından yana tavır almaktadırlar. Ancak işin içine şiddet girince bu durumu Türkiye karşıtları dışında olumlayan AB ülkesi veya siyasi temsilcisi yoktur. İddianamede, DTP’nin kurulma aşamasında şiddetle arasına mesafe koymaması Hollanda’nın Ankara büyükelçisine atıf yapılarak hatırlatılmaktadır. Bu yolla DTP daha parti kurulurken AB genel yaklaşımına aykırı olduğuna işaret edilmekte, kapatma talebine AB süreci nezdinde meşrulaştırma sağlanmaktadır.
Ancak AB, siyasi parti kapatma konularının meşruiyet kazanması için Venedik kriterlerini baz almaktadır. Venedik kriterlerinde geçen “Siyasal partilerin yasaklanması veya kapatılması, sadece partilerin şiddeti siyasal bir araç olarak kullanmaları veya Anayasa'da güvence altına alınan hak ve özgürlükleri yok etmek ve demokratik Anayasal düzeni yıkmak için şiddet kullanmayı savunmaları durumunda haklı görülebilir.” cümlesi de Yargıtay Başsavcısını desteklemekte ve Anayasa Mahkemesinin karar etkilerinin AB düzeyinde olumsuz etkilerini en aza indirgemektedir.
ABD nezdindeyse DTP, AB düzeyinde olduğu gibi vazgeçilmez değildir. ABD’nin Kürt meselesine yaklaşımı bütün olarak Kürtler üzerine değil her ülkede ayrı siyasi ederi olan grup ya da örgütlenmeler üzerine düzenlenmiştir. Zaten bölgedeki gelişmelere AB kadar ses çıkarmadıklarından konuya bakış açılarının DTP odaklı olmadığını anlıyoruz.
Bunca yasa dışı eylemin odağı olmuş DTP’yi rahmetli Cem Karaca’nın dediği gibi “yasaklamasak da mı saklasak” diye size soruyorum. Sonuç olarak bu davada benim düşüncem; her ne kadar partilerin kapatılmasının çözüm olmadığına inansam da, mevcut kanunlar ve düzenlemeler gereği DTP’nin kapatılmasından yanadır. Bu durum ne demokrasinin sekteye uğraması açısından ne de siyasi istikrarı bozması açısından ülkemizde derin yaralar açmayacaktır. Dava süresince tek anlamadığım nokta DTP’nin en provokatif ismi Emine Ayna için yasaklanma talebinin olmayışıdır. Onu da zamanla öğreniriz diye umuyorum.
İnşallah bir musibetin bin nasihatten daha hayırlı olduğu bu sefer anlaşılır, şiddetten ve parti kapatmalarından uzak, sadece demokratik hak ve özgürlüklerin tartışıldığı siyasi dönemleri yorumlayacağımız günlerle yüzleşebiliriz...
( Bilal Kalyoncu )