Başkan Obama’nın, Afganistan’a 30 bin ilave asker gönderme kararının sür’atle uygulamaya konduğu görülmektedir. Genel Kurmay Başkanı Amiral Mike Mullen’ın, önümüzdeki haftadan itibaren, muharip piyade güçleri ile teknik ve lojistik bilgi ve beceri isteyen konulara yönlendirilecek elemanlardan kurulu birliklerin, bin 500 deniz piyadesi ile beraber, Afganistan’a intikal edeceklerini açıklamıştır.
Bu açıklama ile eşzamanlı olarak, Amiral Mullen, Başkan Obama’nın kararının uygulanmasında “aciliyet unsurunun” Pentagon tarafından ön planda tutulacağını teyid etmiştir. Mullen, gönderilecek ilave birliklerin tümünün önümüzdeki 6 ay zarfında yerlerine konuşlanmış olacaklarını bildirmiştir. Bu birlikler içinde yer alacak özel kuvvetlerin ise, El Kaide ve Taliban liderlerine yönelik operasyonlarda görev alacaklarını ve böylece teröre karşı mücadeleye odaklanma durumunun mevcut olduğunu ifade etmiştir.
Uygulamadaki bu hareketlilik yanında, Nobel Barış Ödülü’nü almak üzere Oslo’ya hareketinden önce, Başkan Obama, Temmuz 2011’den itibaren, Afganistan’dan kuvvet geri çekiminin aceleye getirilmeyeceğini ve 2011 yılından sonra da, Amerikan güçlerinin, eğitim amaçlı olarak, Afganistan’daki görevlerini sürdürmek üzere orada kalacaklarını açıklamıştır.
Kabil’e bir ziyarette bulunan Savunma Bakanı Robert Gates ise, 10 Aralık Perşembe günü Afgan Başkenti’nden ayrılmadan önce, Washington’un Afganistan’a yönelik yükümlülüklerini yerine getireceğinin bir kez daha altını çizerek, “kanla perçinlenen” Amerikan-Afgan ilişkilerinin sağlam karakterini dile getirmiştir.
Perşembe günü Gates’in Kabil’den ayrılması öncesi, İngiltere Savunma Bakanı Bob Ainsworth Afganistan’a gelerek temaslarına başlamıştır. Görülen odur ki, uzun bir çalışmadan sonra, Başkan Obama’nın Afganistan bağlamında aldığı ve aleyhinde pek çok spekülasyona yol açan kararının uygulamada başarılı bir sonuca vardırılabilmesi için Yönetimin tüm katmanlarında hararetli bir çalışmanın sürmesine büyük önem verilmektedir.
Amerikan Yönetiminin, diğer ülkelerin sahip olduğu ya da olmaya çalıştığı nükleer gücü, olanaklar ölçüsünde kontrol altına almak ya da buna engel olmak amacı ile gayretleri de sürmektedir. Kuzey Kore nezdinde, eski başkanlardan Clinton’un gayrı resmi ziyareti sonrası çeşitli kademelerde yürütülen temaslar, en son, özel temsilci Stephen Bosworth’un ziyareti sonrası, Kuzey Kore Hükümeti’nin müzakere masasına oturmaya karar vermesi ile olumlu sayılabilecek bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır.
Buna mukabil, İran konusundaki çalışmalar, Obama Yönetiminin arzuları çerçevesinde bir gelişme göstermemektedir. ABD, İran’ın, BM Güvenlik Konseyi ile, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(UAEA) ve, 1 Ekim 2009’da yapılan, Altılar Toplantısı kararlarına uymasını istemekte oysa İran, Altılar Toplantısı’nda kabul ettiği şekilde, zenginleştirilmiş uranyumunu dışarıya göndererek, sadece bilimsel araştırmalarında kullanabileceği tarzda, zenginleştirilmiş olarak geri almaya yanaşmamaktadır.
ABD, bunun karşılığında, İran’a ilave yaptırımlardan sözetmekte, oysa Rusya sabırlı, sakin ve duygusallıktan uzak hareket etmek gereğini vurgulamaktadır. Çin ise, daha fazla zaman ve sabır gösterilmesi görüşünü dile getirmektedir. Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi arasında mevcut olan bu görüş ve tutum ayrılıkları dolayısıyla, ABD’nin, İran’ın nükleer programı konusunda, sonu şimdiden kestirilemeyecek bir bekleyiş içinde olması, ya da ilave yaptırımlar üzerinde ısrar ettiği takdirde, zorlama yoluyla böyle bir yaptırım kararını Güvenlik Konseyi’nden çıkartabilmiş olsa dahi, bu kararın uygulanmasının hiç de kolay olmayacağı değerlendirilmektedir.
(Büyükelçi (E) Nüzhet Kandemir, ABD Masası)