Küreselleşme ile dünyayı tehdit eden unsurların önüne geçmek için toplanan Birleşmiş Milletler Dünya İklim Zirvesi 7 Aralık’ta başladı. 18 Aralık’a kadar sürecek olan bu Zirve’de 2012 yılında süresi sona erecek olan Kyoto Protokolü’nün devamı niteliğinde olacak bir antlaşmanın görüşmeleri yapılacaktır.
Dünyadaki zararlı gazların salınımı ile belki de bundan 20 yıl sonra yaşanamaz bir dünyada yaşamak zorunda kalacağız. İşte yaklaşık olarak 190 ülke yaşanamayacak dünyanın nedeni olan, zararlı gazların salınımı ve küresel ısının aşırı derecede artması gibi ciddi konulara birtakım önlemler almak için toplandılar. Zira bu; güçlü, güçsüz; gelişmiş, az gelişmiş; büyük, küçük her devleti her bireyi ilgilendiren bir konudur. Devletler de bundan dolayı bu konuya çok önem vermektedirler.
1992 yılında Rio de Janeiro’da ve 1997 yılında Kyoto’da imzalanan protokollere devletler pek sadık kalmamıştır. Sonuçlarının bu kadar ciddi olacağı belki de o dönemde idrak edilmemiştir. Ancak şimdi özellikle Almanya ve diğer devletler de bu konuda tedbirlerin alınmasını, her devletin katılacağı ya da en azından uygulanmasına çaba harcayacağı bir sözleşmenin yapılmasını istiyorlar.
Peki, Kopenhag’dan da bir çözüme ulaşılamazsa ya da imzalanan antlaşmaya uyulmazsa bizleri neler bekliyor? Küresel ısı giderek artacağı için buzlar eriyecek ve su seviyesinin yükselmesi beraberinde kıyılardaki yerleşim yerlerinin sular altında kalmasına neden olacaktır. Dolayısıyla birçok insan bulundukları yerleşim yerlerinden ayrılmak zorunda kalacaktır.
Aslında burada bir sorun daha karşımıza çıkmaktadır ki o da; güçlü devletlerin işleyen sanayilerinin az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelere oranla daha fazla gaz salınımında bulunmasıdır. Bu açıdan bakıldığında gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkelere karşı bir anlamda borçlu konuma düşmektedir. Zira büyük devletlerin cezasını diğer devletler de çekmek zorunda kalmaktadır. Bu açıdan başı çeken Almanya ve Amerika bu konuda farklı tutumlar sergilemektedirler.
ABD en fazla gaz salınımı yapan ülkelerin başında gelmekte ve bu çerçevede alınan önlemlerin uygulanmasına pek mümkün gözle bakmamaktadır. ABD bu yaklaşımıyla Almanya’dan farklı bir yerde duruyor. Hatta Almanya emisyon miktarını üst sınır olarak belirlenen yüzde 40 düzeyinde azaltma hedefini benimsedi, üstelik bu hedefe ulaşması da gayet gerçekçi gözüküyor.(Tıkla -1)
Hem bireyler hem devletler küresel bir önem taşıyan bu konuda hassas davranmayı bilmeli, öğrenmeli ve bunları uygulamalıdır. Zira eğer şuan bir şey yapılmazsa bir daha asla yapılamaz. Sözkonusu olan iklim, sıcaklık gibi meseleler, dengesi bozulduğu zaman hiçbir şeyin düzeltemeyeceği konulardır. Devletler, sorunun mühim olduğunu anlamış durumda ve Kopenhag’da alınacak kararları herkes iyi kötü uygulayacak gibi gözüküyor ama olumlu sonuç verecek mi bunu ise bize zaman gösterecektir.
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail ALKAN, AB-Balkanlar-Ege-Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı)