Uzun bir süredir Yemen’de Husiler ile Hükümet arasında yaşanan çatışmaların, İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin gerilmesine sebep olduğu gözlenmektedir. Tahran yönetiminin Husilere silah ve mühimmat yardımları, iki ülkeyi karşı karşıya gelme noktasına taşımaktadır. Özellikle Körfez’de, bölgesel güç mücadelesine giren Suudi Arabistan ve İran’ın birbirlerine karşı, bölgedeki terör örgütlerine destek vermekten kaçınmamaları dikkat çekmektedir. Her iki yönetimin, karşılıklı olarak yıllardan beri devam eden rekabetine bu kez nükleer uzman krizi de eklenmiştir.
Geçtiğimiz 8 Aralık’ta İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ramin Mihmanperest'in sözlerini aktaran Mehr İran Haber ajansı, Suudi makamlarının Mayıs ayında umre sırasında kaybolan Şehram Amiri adlı nükleer bilim adamını ABD'ye teslim ettiğini belirtti. Amiri'nin kaybolduğu Suudi basını tarafından bildirilmiş ve İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki tarafından Ekim ayında teyit edilmişti. Mutteki, Amiri'nin kayboluşundan ABD'yi sorumlu tutmuştu. Suudi Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, İran Büyükelçiliğinin nükleer bilimci Şehram Amiri'ye yönelik araştırmalarının sonuçlarını kendilerine sunduğunu, ancak Suudi tarafının araştırmaya resmi bir yanıt vermediğini doğruladı. (Tıkla-1)
İran’ın, Mayıs ayından bu yana kayıp durumda olan nükleer bilim adamı ile ilgili olarak, aradan yaklaşık altı ay geçtikten sonra Suudi Arabistan’a yönelik suçlamalarda bulunması zamanlama bakımından arkasındaki nedenleri sorgulama ihtiyacını hissettirmektedir. Tahran yönetiminin son zamanlarda Batı ile ilişkilerini bitirdiğine dair söylemlere yönelmesi ve 10 yeni nükleer tesis inşa edeceğini açıklaması, İran’la ilgili hem Ortadoğu Bölgesi’nde hem de Batı dünyasında kaygıları artırmaktadır.
Bu bağlamda İran’ın, Suudi Arabistan’la arasındaki Amiri krizi konusunda neyi hedeflediği, gerçekten kendi bilim adamının akıbetini mi araştırdığı yoksa “kiminle olursa olsun, yeni bir gerilim yaratmaya” mı ihtiyaç duyduğu yönde kuşkular uyandırmaktadır. Bütün bu soruları göz önünde bulundurduğumuzda, İran’ın neyi amaçladığı ve ne istediğinin tablosu çizilebilir ve şu şekilde de sıralanabilir;
- İran’ın, Amiri’nin ortadan kaybolması ile ilgili araştırmayı ilettikten sonra Suudi Arabistan’a tanıdığı zaman bittiği andan itibaren sessiz kalmaması gerekirdi ancak Tahran yönetiminin zamanlaması, konuyu Batı’nın tepkisine karşı son dakika krizi olarak sakladığı izlenimi uyandırmaktadır.
- Ayrıca Suudi Arabistan’ın, ABD ile ilişkilerinin iyi olduğunu bilen İran, ülkesine karşı buradan gelen tehditleri önlemeye çalışmaktadır. Aynı zamanda 10 yeni nükleer tesisi kurmayı planlayan Tahran yönetiminin, bunların birkaçını Basra Körfezi’nde inşa etmesi muhtemeldir. Bu açıdan bakıldığında Tahran yönetimi, Körfez’de S. Arabistan’ın gücünü kırmaya çalışarak, kendi planlarını uygulamayı hedeflemektedir. Peki, İran’ın Basra Körfezi’nde Irak’lı Şiilerin yoğun olduğu bu bölgede nükleer tesisi inşa etmesi mümkün müdür? Mümkün olduğu söylenemez. Çünkü orada ABD ve S.Arabistan’ın buna göz yumması çok zordur.
Netice itibariyle İran’ın, S.Arabistan’ı bir taraftan Yemen sınırındaki Husilerle girdiği çatışmalar, diğer taraftan da bilim adamı Şehram Amiri'yi ABD’ye teslim ettiği suçlamalarıyla bu ülkenin Körfez’deki etkisini kırmaya çalıştığı söylenebilir. Bu nedenle Tahran yönetiminin, Suudi Arabistan ile girdiği kayıp bilim adamı polemiği, Körfez’de yeni çatışmalar yaratabilir.
Bağdat’ta meydana gelen son saldırılardan Irak Hükümetinin de Suudi Arabistan’ı suçlaması bu krizin göstergesidir. Bu çerçevede, İran’ın yıllardır Riyad yönetimi ile yaşadığı inişli-çıkışlı ilişkilerinin çatışma noktasına geldiği görülmektedir. Ancak Tahran’ın, Batılı ülkelerle gerilen ilişkilerindeki dikkatleri S.Arabistan ile yarattığı gerilime çekmeye çalıştığı değerlendirilebilir. Bu sebeple önümüzdeki süreçte İran-S.Arabistan arasındaki Amiri krizinin gündemi daha da meşgul etmesi beklenebilir.
(Ali Semin, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan)