Dün (9 Aralık) Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü’ydü. BM Genel Kurulu’nun belirlediği bu tarihin önemi ise BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’nden gelmektedir. Aralık 2005’te yürürlüğe giren Sözleşme, yolsuzlukla mücadelede tüm ülkelerin aynı hassasiyetleri paylaşmasını ve işbirliğine gitmesini istemektedir.
Bu anlayışın öneminin tüm dünyada hissedilmesini sağlamak üzere böyle bir gün belirlenmiştir. Aslında bireysel düzeyde herkesin yeterince farkında olduğu bir kavramdır yolsuzluk. Ama yine de, bu farkındalığın toplumun tüm kesimlerini (yöneten ve yönetilenler) saracak şekilde tescil edilmesinde elbette fayda vardır. Ancak bakıldığında, halkın bu günü referans alıp sokaklara çıkarak hükümeti yolsuzlukla mücadeleye çağırdığı tek yer Endonezya olmuştur. Dünyanın geri kalanında ise BM ve Avrupa Birliği’nden yapılan kısa açıklamalar ile sivil toplum kuruluşlarının sitelerinde bu konuya ayırdıkları bölümler dışında çok fazla bir yankı bulduğunu söylemek mümkün değildir.
Otorite ve yetkinin, özel çıkar elde etmek amacıyla suiistimal edilmesi olarak kabul edebileceğimiz yolsuzluk; rüşvet, görevi kötüye kullanmak, görevi ihmal, zimmet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırmak, dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve karapara aklama gibi birçok farklı biçimde kendini gösterebilmektedir. Toplumun geneline yaptığı sosyo-ekonomik etki ise oldukça sarsıcıdır.
Yozlaşma, güvensizlik, sosyal çürüme, okul, hastane, yol gibi temel ihtiyaçlardan mahrumiyet, vergilerin yüksekliği, işsizlik, fakirlik, demokrasiden uzaklaşma bu olumsuz etkilerin sadece bir kaçıdır. Yolsuzluğun mağduru devlet olabileceği gibi, özel sektör de olabilmektedir. Ancak asıl mağdur, yolsuzluk nedeniyle yaşam kalitesi bir türlü iyileşemeyen toplumdur.
Tekrar Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesine (YMS) dönecek olursak, geçen ay Katar’ın başkenti Doha’da, III. YMS Taraf Devletler Konferansı düzenlendiğini önceki yazılarımızda belirtmiştik. Bu Konferansta, uluslararası toplumun, yolsuzlukla mücadelede adaletin kılıcını keskinleştirmek için güçlü bir adım atmaktan çekindiğini de yazmıştık. Gerçekten de, Konferansın sonunda alınan ‘YMS İzleme Mekanizması’ kararı alkışlanmaktan çok uzaktır. Kabul edilen izleme mekanizmasına göre, her taraf ülke Sözleşmeden doğan sorumluluklarını ne oranda yerine getirdiğine dair 5 yılda bir değerlendirmeye tabii tutulacaktır. 5 yıl bir herhangi bir ülkedeki hükümet için uzun bir süredir. Dolayısıyla, birden çok izleme sürecini görecek hükümetlerin sayısı dünya ölçeğinde fazla değildir.
Yapılacak olan bu 5 yıllık değerlendirmeler de, ‘ülkelerin kendi kendini değerlendirmesine’ ve ‘dışardan yapılacak uzman incelemelerine’ dayandırılacaktır. Birinci usul elbette ki objektiflik anlamında sakattır. İkinci yöntem ise, sivil toplumu dışarıda tutmuş; sadece bu sisteme dâhil olan devletlerce belirlenecek uzmanları kapsamıştır. Ayrıca, hazırlanacak olan ülke değerlendirme raporlarının sadece ve sadece özet kısmı kamuoyuna duyurulabilecektir. Kısaca, yolsuzlukla mücadelenin temel ilkelerinden birisi olan şeffaflık ve hesap verilebilirlik bu sözleşmenin uygulanmasında gözardı edilmiş olacaktır.
Yolsuzlukla mücadele, toplumun tümüne düşen önemli bir sorumluluktur. O yüzden uzun bir yol olsa da, küresel bir sorun olan yolsuzluğa karşı koşmaktan asla vazgeçilmemelidir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)