Sudan’da yaklaşan başkanlık seçimleri ve Güney Sudan referandumu dolayısıyla artan siyasi tansiyon, merkezi hükümet ile muhalif gruplar arasında cereyan eden çatışma ortamını körüklemektedir. 2011’deki referandum ve 2010’da yapılması planlanan başkanlık seçimleri konusunda seçim kanunun değiştirilmesi için güneyden gelen baskılar gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır. En son 6 Aralık’ta Güney Sudanlı muhalif cephe olan SPLM Partisinin organize ettiği sokak gösterileri sırasında Güney Sudan kökenli bazı hükümetin bazı üst düzey yöneticilerinin tutuklanması, dikkatleri yeniden bu bölgeye çekmiştir. (Tıkla-1)
SPLM Genel Sekreteri Pagan Amum, Genel Sekreter Yardımcısı Yasir Arman ve Devlet Bakanı Abbas Gumma gözaltına alınan isimler arasında sayılmıştır. Fakat adı geçen isimler kısa süre içinde tekrar serbest bırakılmışlardır. (Tıkla-2) Güney Sudan Eyaleti Başkanı Salva Kiir, merkezi hükümete bağlı emniyet güçlerinin bu denli sert müdahalede bulunmasını kınayarak Kapsayıcı Barış Anlaşması’nın artık geçerliliğini yitirdiğini ifade etmiştir.
Başkanlık ve parlamento seçimleri yasasının değiştirilmesi amacıyla el-Beşir’in partisi olan Milli Kongre Partisi ve SPLM arasında yapılan müzakerelerden sonuç çıkmaması üzerine Güneyli muhalefetin el-Beşir yönetimine karşı dile getirdiği dikta suçlamaları ve özgürlük talepleri artış göstermiştir. SPLM’nin başlattığı sokak gösterilerine 20 civarında muhalefet grubunun da katılım göstermesi sokaklardaki tansiyonu yükseltmiş ve yaşanan olaylar çok sayıda göstericinin gözaltına alınmasıyla son bulmuştur. (Tıkla-3)
Bütün bu gelişmeler el-Beşir’in uluslararası kamuoyunda kazandığı olumsuz imajın ülke üzerinde baskıya dönüşmesiyle eş zamanlı olaylardır. El-Beşir’in başında bulunduğu Hartum yönetimi, ülkenin güneyinde yaşayan siyahi ve Hıristiyan Afrikalı nüfus üzerinde kurduğu baskı yüzünden Batı ülkelerince eleştirilmekte ve uluslararası camiadan tecrit edilmektedir. Ancak Güney cephesinden her geçen gün yükselen bağımsızlık sesleri dünya basınına aksettikçe El-Beşir’in haklılık iddiaları ve meşruiyeti hem ülkede hem dış kamuoyunda biraz daha azalmaktadır.
2011 yılında yapılacak bağımsızlık referandumunda Güney Sudanlı yöneticiler, bağımsızlık kararının çıkacağından emin gözükmektedirler. Salva Kiir ve diğer güneyli siyasetçilerin bu noktada öne sürdükleri en önemli tez, Güney sorununun hem etnik hem de dini yönünün bulunması sebebiyle Güney halkını Darfur’a bağlayan hiçbir bağın bulunmamasıdır. SPLM’nin şimdiye kadar hükümetle yürüttüğü görüşmelerde bu iddiayı öne sürerek bağımsızlığa kesin gözüyle baktığı, ancak bunun hangi şartlar altında olacağının netlik kazanmadığı görülmektedir.
El-Beşir açısından Güney’in ayrılma taleplerinin kabul edilir bir yanının olmamasının yanında, bölgenin sahip olduğu petrolün gelecekte vaat ettiği zenginlik farklı bir anlam taşımaktadır. Diğer Afrika ülkelerinin aksine tarım verimliliğinin ve diğer yeraltı zenginliklerinin fazla olmadığı Sudan’da petrol vazgeçilmez bir kaynak durumundadır. Kendisine insan hakları ihlalleri bağlamında baskı uygulayan Batı ülkelerinin, gelecekte Güney sorununu El-Beşir karşısında bir diplomatik kart olarak kullanması kaçınılmaz görünmektedir. Ülkenin Çin ile olan ilişkileri halihazırda şüpheleri üzerine çekerken, Darfur yönetiminin zengin Güney eyaletini kaybetmesi Batı için önemli bir kazanım olacaktır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)