Aslında suç işleyen çocuk yoktur, (birileri tarafından) suça itilen çocuk vardır. Gördüğü sevgisizlik, katı tutum, toplumdan dışlanma, okulda itilme gibi nedenler çocuğu kaçmaya ve toplumdan öç almaya itebilir. Suça itilerek suç işletilen bir çocuk iki kez cezalandırılmaktadır; kendi oluşturmadığı koşulların kurbanı olduğu için zaten yeterince cezalandırılmıştır. Ayrıca suçlu damgası vurulup toplum dışına itildiği için ikinci kez cezalandırılmaktadır.
Sadece Türkiye’de değil, Dünyada da bugün bir çocuk sorunu vardır. Yedi milyarlık dünya nüfusunun yarısını çocuklar teşkil etmektedir. Çocuk kaçakçılığının milyar dolarlık boyutu bilinmektedir. Dünyada yılda “satılan çocuk” sayısının 2,5 milyon olduğu, keza, dünyada sokakta yaşayan çocuk sayısının 90 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Çocuk ticaretinin kaynak mekânlarının Afrika, Balkanlar ve Güneydoğu Asya olduğu görülmektedir. Çocuk hakları hassas gruplar dediğimiz gruptandır. Diğer hassas gruplar; kadınlar, engelliler, azınlıklar, mülteciler/sığınmacılar/göçmenler ve yerlerinden edilenlerdir.
Çocuk haklarının Dünya’da ve Türkiye’de kabulü, modern zamanlarda bir yüzyılı geçmez. 1924 yılında "Milletler Cemiyeti" beş maddelik "Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi'ni" yayımlamış, Bildirge 1928 yılında Türkiye tarafından da imzalanmıştır. 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" yayımlanmıştır. Birleşmiş Milletler 20 Kasım 1959 tarihinde 10 maddelik "Çocuk Hakları Bildirgesi"ni ilan etmiştir. 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ülkelere yükümlülük ve yaptırım getirecek şekilde çocukların medeni, toplumsal ve sosyal haklarını da kapsayan ve 54 maddeden oluşan uluslararası bir yasa niteliğindeki “Çocuk Hakları Sözleşmesi” kabul edilmiştir.
2005 senesinde çıkarılan Çocuk Koruma Kanunu (RG. Sayı, 5395, 15.7.2005; 50 madde), çocuk haklarında en önemli belgelerimizden biridir. Çocuk haklarında 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun da önem taşımaktadır. Bu kanunun (RG 26512/ 4.5.2007 tarihli olup), değişikliği ile aile içi şiddetle mücadele eden yeni bir anlayış getirilmiştir. 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun yönetmeliği de çıkarılmıştır (RG 1.3.2008).
Yine 2005 senesinde çıkarılan Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yön ve Kapsamına Dair Kanun (22.11.2007 tarihli ve 5717 sayılı), 04.12.2007 tarihli ve 2670 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasaya göre, çocuklar, kelepçelenemezler ve hareketleri engellenemez. Bir saldırı sonucunda psikolojik olarak etkilenmiş olan çocuk mağdurların soruşturma esnasında sadece bir kez ve bir uzman nezaretinde şahit olarak dinlenmesi lazımdır. Bu mevzuat gereğince gözetim altındaki çocuk suçlular, asayişi sağlamakla görevli kurumların çocuk suçluları birimlerinde tutuklanacaklardır.
Bu yasaya göre savcılıklarda Çocuk Suçluları Bürosunun kurulması gerekmektedir. 2006 senesinde çıkarılan Kadın ve çocuklara yönelik aile içi şiddetle mücadele amacıyla Başbakanlık Genelgesi (Resmi Gazete, 4 Temmuz 2006/26218; Genelge No. 2006/17) çıkarılmıştır.
Günümüzde art niyetli kişi ve grupların suistimal ettikleri çocuklar için ebeveynlere, okullara, medya servis sağlayıcılara ve kamuya önemli görevler düşmektedir. Halen terörle mücadele yasası kapsamında yargılanan “taş atan çocuklar” sorunu üzerinde durulmaya değer bir konudur ve İnsan Hakları Başkanlığı yaptığım dönemde bu konuda hazırladığımız bir raporu TBMM’ye sunmuştuk. Taş atan çocukların her tür kötülükten, öncelikle de terör ve şiddet örgütlerinden korunması gerekir.
(Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, Akademisyen)