Yaklaşık bir aydır Irak’ın korkulu rüyası haline gelen seçim yasası ve tarihi konularında, nihayet zoraki sebeplerle de olsa, Iraklı taraflar arasında (Şiiler, Sünniler ve Kürtler) uzlaşma sağlandı. Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El-Haşimi tarafından iki kez veto edilen yasa, değiştirilmesinin ardından kabul edildi. Iraklı yetkililer seçim derdiyle ilgilenirken, Bağdat başta olmak üzere, diğer bölgelerde de ardı ardına patlamalar meydana gelmektedir.
Ülkede bu tür olayların yaşanmasına rağmen, Iraklı yöneticiler seçim yasasındaki bazı maddelerin düzeltilmesinden dolayı adeta zafer ilan etmiş durumdalar. Ülkenin güvenliğini sağlamakla yükümlü Bağdat Hükümeti, son aylarda Irak’ta sık sık meydana gelen saldırı ve olayları görmezden gelmekle yetinmektedir. Başbakan Maliki’nin, güvenlik ortamının seçim öncesinde daha da kötüleşmesine dikkat çekmesi, Irak konusundaki kaygıları da artırmaktadır.
Bu bağlamda, 16 Ocak 2010 tarihinde yapılacak Irak genel seçimleri ile ilgili seçim yasasının ilk halinin, Irak Cumhurbaşkanı Tarık El Haşimi tarafından veto edilmesi, yasanın ertelenmesine sebep oldu. Yasa, üzerinde yapılan düzenlemelerden sonra 6 Aralık’ta parlamentoda kabul edildi. Ardından da, 8 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin Özel Kalem Müdürü Nasır El Ani, genel seçimlerin ilk önce 6 Mart’ta yapılacağını belirtti. Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’den gelen itiraz üzerine de seçimin bir gün ertelenerek 7 Mart’ta yapılacağı açıklandı. Barzani, bu tarihin, 6 Mart 1975’te İran-Irak arasında Kürtler aleyhine imzalanan Cezayir Anlaşmasının yıl dönümü olması sebebiyle tepki gösterdiğini açıklamıştır. (Tıkla-1)
Barzani’nin, bu tutumu Irak Cumhurbaşkanlığı’nın yetkisine müdahale olarak da nitelendirilebilir. İlginçtir, 2003 yılından beri 1 milyon’a yakın insanın hayatını kaybetmesine rağmen, Iraklı yetkililerden hiç kimse çıkıp “Irak’ta akan kanlar durdurulmadan seçim yapılmasın” demedi. Seçim tarihinin bu kadar ileriye alınmasının sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür;
- Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’a hakim olan Şiiler ve din adamları (Mercaiye), dini günlerini törenlerle kutlamaktadır. Irak’ta bu tür törenler siyasi gelişmelerden üstün tutulmaktadır. Bu nedenle daha önce 16 Ocak 2010’da yapılacak Irak genel seçimleri, taraflar arasında uzlaşı sağlandıktan sonra bir ay ertelemeyle yapılabilirdi. Ancak Şiilerin kutsal ayı olarak bilinen Aşure (El-Arbain) ayının araya girmesi, seçimlerin 7 Mart’a ertelenmesine sebep oldu.
- Seçim yasasının parlamentoda onaylanmasının ardından Kürtler, Kürt yönetiminin kontrolü altındaki bölgelere (Süleymaniye, Erbil ve Duhok) dağıtılan sandalye sayısına itiraz ederken, Sünniler de yurt dışındaki Sünni Arap mültecilere ayrılan sandalye sayısının adil olmamasına tepki gösterdi. Yasaya yönelik tepkiler, ister istemez Irak’ta yapılacak genel seçimlerin önünün tıkanmasına yol açmaktaydı. Bu durumun Irak’ta yaşanması sırasında, ABD’den Iraklı yetililere gelen baskıların sonucunda seçim kararı alındığı söylenebilir.
- Seçim yasası aracılığıyla Şiiler ve Kürtler arasında kapalı kapılar ardından gizli pazarlıkların yapıldığını ve özellikle Bağdat-Erbil hattında uzun bir süredir yaşanan sorunlara çözüm arandığını görmekteyiz. Hatta Kürt yönetimi Başbakanı Berham Salih’in Bağdat ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda dikkat çekmektedir. Maliki ve Talabani görüşmesinde nelerin konuşulduğunu kestirmek zor olsa da, seçimlerden sonra ciddi bir Şii-Kürt ittifakı beklenebilir. Bu sebeple genel seçimler yapılsa da, Irak’taki tabloda gerek siyasi, gerek güvenlik açısından çok da önemli değişim ve gelişme beklenmemektedir.
Patlamalar Obama’nın, “Yeni Afganistan Stratejisi”nin bilançosu mu?
Bir taraftan, Iraklı yetkililer arasında seçim yasasıyla ilgili tartışma ve parlamentoda görüşmeler sürerken, diğer taraftan da Amerika ve dünya kamuoyu tarafında ilgiyle beklenen Obama’nın “Yeni Afganistan Stratejisi” nihayet açıklandı. Obama yönetimi, Yeni Afganistan Stratejisinde Afganistan’a 30 bin takviye askerin gönderilmesini kapsayan kararı, gerek Amerikan kamuoyunda, gerek dünyada hayal kırıklığına yol açtı. Çünkü Amerika’da Başkanlık seçimini kazanan Obama’dan, özellikle Afganistan ve Irak’tan asker çekmesi beklenirken, kendisi tam tersi bir tutum sergiledi. Günlerdir tüm dikkatleri üzerine çeken Obama, bu dikkatleri üzerinden dağıtmak için çare aramaktadır. Bu nedenle, Bağdat’ta eş zamanlı ardı ardına gelen patlamalar dikkat çekicidir. 8 Aralık’ta İlk olarak, bir intihar eylemcisi, bomba yüklü aracını, çoğunlukla Sünnilerin yaşadığı Dora Mahallesi'nde devriye gezen polislerin üzerine sürdü.
Dora'da ölen 15 kişinin 12'si, öğrenci olduğu belirtilmektedir. Bu saldırıdan yaklaşık 15 dakika sonra, yerel saatle 10.25 sularında Bağdat'ın merkezinde en az dört araca yerleştirilen bombalar, birkaç dakika arayla patladı. İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı; yakınlarında bomba yüklü araçların infilak ettiği hükümet binaları oldu. Saldırılardan biri de bir ceza mahkemesini hedef aldığı bildiriliyor. Iraklı kaynaklara göre, bu saldırılarda yaklaşık 150 kişi hayatını kaybettiği ve 500 kişinin de yaralandığı açıklandı. (Tıkla-2) Kasım ayını sakin geçiren Bağdat sokaklarının birden kan gölüne dönüştürülmesi oldukça manidardır.
Irak’ta yaşanan güvenlik sorununa baktığımızda, yaklaşık bir senedir Bağdat ve Irak’ın diğer bölgelerinde şiddet ve saldırı olayları mümkün mertebe azalmıştı. Ancak Ağustos ayından bu yana özellikle Bağdat’ta baş gösteren koas ortamı kaygı vericidir. Bunun iki önemli sebebi vardır;
Birincisi, Obama’nın Yeni Afganistan Stratejisi’nin faturasının Irak halkına kesildiği izlenimi verilmektedir. Bu, Afganistan’da El-Kaide’ye karşı yeniden sıcak çatışmaya girmeyi planlayan Obama’yı, Irak’ta zor duruma bırakmaya yönelik bir eylemdir.
Bir diğeri ise Amerikan yönetiminin hem Irak’ta hem Afganistan’da terörle mücadele konusunda gücünün azaldığını göstermektedir. Zaten geçtiğimiz Aylarda Irak'taki Amerikan güçlerinin komutanı General Ray Odierno, Obama’ya Irak’taki tehlikeye dikkat etmesi için telkinlerde bulunmuştu. Ancak Obama, Irak’taki komutanının tüm çağrılarına kulağını tıkadı ve Afganistan stratejisiyle ilgilendi. Bu durum, önümüzdeki süreçte Obama’nın Yeni Afganistan Stratejisi yüzünden kuvvet komutanlarıyla anlaşmazlık yaşamasına neden olabilir.
Obama, Irak’taki tehlikeyi dikkate alıp, yeni Irak stratejisini ortaya koymalıdır. Uzun süren bir müzakereden sonra 18 Kasım 2008 tarihinde ABD ile Irak arasında imzalanan “Güvenlik Anlaşması” ile Amerikan güçlerinin kademeli olarak 2011’de Irak’tan çekilmesi bekleniyor. Fakat şimdiye kadar ABD’nin Irak’tan asker çekecek mi, çekmeyecek mi tartışmaları devam etmektedir. Aslında Afganistan stratejisinin açıklamasının ardından Amerikan yönetiminin Irak’ta işinin daha da zorlaşacağı ifade edilmelidir. Afganistan’da asker sayısının artırılması demek, terörün Irak’a kayması demek olduğunu iyi okumak gerekir. Bu nedenle Obama’nın, Kabil ve Bağdat politikasında dengeli bir strateji izlemediği müddetçe başarılı olmasının zor olacağını söyleyebiliriz.
Sonuçta Irak’taki tüm olayları değerlendirmek gerekirse, Irak genel seçimlerinin 7 Mart’ta yapılsa da, şiddet ve terör olaylarının artması beklenmektedir. Bağdat’ta meydan gelen son saldırılarla ilgili Irak’lı yetkililerin bu kez hangi komşu ülkeyi suçlayacakları merak konusudur. Maliki Hükümetinin, Irak’taki kaos ve tehlikeyi fark edip Irak’ın güvenliğiyle ilgili çözüm üretmesi gerekmektedir. Aksi halde, Irak’ı hiç de parlak bir gelecek beklemediği düşünülebilir. Bu bağlamda Bağdat’ta yaşanan son patlamalar, Yeni Afganistan Stratejisinin bilançosu olarak değerlendirilebilir.
(Ali Semin, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan)