Devletlerin çıkarları üzerine şekillenen uluslararası ilişkiler alanında zaman zaman yaşanan çıkar çatışmaları ortak sorunların çözümünü zorlaştırsa da, uluslararası bir örgüt çatısı altında ülkelerin bir araya gelip ortak politikalar oluşturma gayreti başarı için atılan önemli bir adım olarak sayılıyor. Ancak kimi konularda aynı örgüt içerisinde yer alan devletler arasında doğal olarak görüş ayrılıkları da yaşanabiliyor. Bu durum söz konusu örgütün kendi yapısı ve işleyişi kapsamında kısa ya da orta vadede çözülürken zaman zaman dış dünyada örgüt içerisinde çatlakların oluştuğu şeklinde yorumlara neden olabiliyor.
Son dönemlerde Avrupa Birliği içerisinde yaşanan görüş ayrılıkları örgütün genişlemesine paralel olarak üye sayısıyla birlikte sorunların da arttığı şeklinde yorumlanabilir. 7 Aralık’ta gerçekleştirilen Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye konusunda ortak bir tutum geliştirilememesi ve konunun ertesi gün görüşülmesi bu açıdan değerlendirilebilir. Zira toplantı sırasında İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner arasında Türkiye konusunda bir tartışma yaşandığı ortaya çıkmıştır. (Tıkla-1)
Rum Kesimi’nin yapmış olduğu baskılar Dönem Başkanı İsveç’i zor durumda bırakırken Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olarak katılmasını destekleyen ülkeler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Yine Makedonya isminin kullanılması konusunda Yunanistan’ın duymuş olduğu rahatsızlık Avrupa Birliği içerisinde ortak bir davranış sergilenemediğinin belirtilerinden biri olarak sayılabilir.
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısında dikkatleri çeken bir diğer konu Kudüs meselesi olmuştur. Dönem başkanı İsveç’in hazırlamış olduğu ilk taslak raporda ‘Doğu Kudüs’ün gelecekteki Filistin devletinin başkenti olarak tanınması ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’yi kapsaması yönünde açıklamalar mevcuttu. Bu düşüncelere İsrail sert tepki göstermiştir. Hatta İsrailli yetkililer konu ile ilgili olarak Avrupa Birliği’nin Ortadoğu barış görüşmelerini tehlikeye düşürdüğünü belirten açıklamalarda bulunmuştur. Bu durum Avrupa Birliği ülkeleri arasında da görüş ayrılıkları yaşanmasına neden olmuştur.
Tepkiler üzerine Avrupa Birliği söylemlerini yumuşatarak Doğu Kudüs ifadesini kullanmadan iki devletin başkentinin Kudüs olması gerektiğini belirtmiştir. Barış yolunun Kudüs’ün hem İsrail hem Filistinliler için başkent yapılabilmesinden geçtiğini söylemiştir. İsrail üzerinde değişiklik yapılan bildiriden kısmen memnun olduğunu belirtirken, Avrupa Birliği’nin Filistinlilerin müzakere masasına oturmaktan kaçındığını görmezden geldiğini söylemekten geri kalmamıştır. (Tıkla-2)
Avrupa Birliği’nin gerek Türkiye gerekse Kudüs hakkında kararlar alırken yaşadığı aksaklıklar küresel bir güç olarak uluslararası arenada yer alma hedefinde olan Avrupa Birliği için imajını zedeleyen türden hareketler olarak değerlendirilebilir. Üye ülkelerin önemli konular üzerinde ortak bir tutum sergileyemiyor olması genellikle sorun teşkil eden bu konuların çözümünü yavaşlatan bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Avrupa Birliği oluşturulan baskı ortamına göre değil, sorunların herkes tarafından olumlu bir şekilde çözülmesi amacıyla adımlar atmalıdır.
(Aydan ÖZEN, AB-Balkanlar - Ege - Kıbrıs Masası, Asistan)