Bunlardan ilki, daha fazla çağlayan baraj ve hidroelektrik santrali kurulmasıdır. Böylece yaza kadar suyun başını tutan barajlardaki su rezerviyle yeterli su alamayan ülkelerin barajlarında kışın elektrik üretilebilecektir. İkinci öneri ise yazın serinlemek için klimaya ihtiyacı olan Güney Asya ülkelerine yüksek gerilim hatlarıyla elektrik satılmasıdır. Bu sayede su ihtiyacı olan dağlık ülkeler yazın su masrafını karşılamak için büyük ölçüde para kazanmış olacaklardır. Bu durum suya yakın ülkeleri de mutlu edecektir.
Bana göre konunun ana noktalarına işaret eden bu önerilerden, Tacikistan ve Kırgızistan dağlarının yüksek kesimlerinde yapımı düşülen hidroelektrik kurulumların büyük önem arz ettiğini düşünüyorum. Bölgenin beş ülkesine yaptığımız Eylül ve Ekim aylarındaki ziyarette, ben ve Tacik asıllı Özbek meslektaşım Tacikistan’ın, Kazak meslektaşım Aigerim Duimagambetova ile de Kazakistan’ın yüksek kesimlerine birkaç haftalık keşif gezilerinde bulunup konuya genel bir bakış oluşturduk.
Tacikistan yolculuğu bizi, Tacik- Afganistan sınır hattını çizerek sularını Amu Derya Nehri’ne akıtan Vahş Nehri havzası boyunca uzanmış barajların çağlayanına götürdü. Devasa su rezervine sahip, dünyanın 315 m. de en uzun barajı olan Nurek’in en büyük bu çağlayanı üzerinde altı tane baraj bulunmaktadır. Fakat su yoksunu ülkelerin bir diğer projesi ise Rogun Barajı projesidir. Sovyetler Birliği zamanında planlanıp inşası başlatılan Rogun Barajı’nın projesi şimdi bitirilmiş olsaydı, 350 m. uzunluğunda, dört nükleer santrali gücüne denk 4000 megavatlık enerji üreten bir baraj olacaktı. İnşasının son zamanlarda durdurulmasının sebebi birkaç milyar dolar bütçe eksikliği ve su çaldığı iddiasıyla Özbekistan arasındaki siyasi çekişme olmuştur.
Rus alüminyum kralı olarak bilinen Oleg Deripaska, 2008 yılında baraj alanını satın almak istemişti, fakat Taciklerle yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı. Şu an için proje yalnızca Tacik bütçesiyle ağır adımlarla ilerlemeye çalışıyor. Yine de baraj alanı binlerce çalışanıyla, yüzden fazla işleyen kamyon ve kepçesiyle oldukça etkileyici görünüyor. Alanın vadi kısımlarının bir hayli dik olası sebebiyle oluşturulacak rezerv, geniş ekili alanları ve orda yaşayan insanları rahatsız etmeyecektir. Buna rağmen, gerekli bütçeye para akışını sağlayacak uluslararası bir anlaşma olmazsa projenin bitimi önümüzdeki 15 yılı daha alacağı öngörülüyor. Tacik hükümeti, proje için uluslararası ortaklığa açık olduğunu ve doğru bir finansal işleyiş için örneğin Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) projeye katılımının oldukça iyi bir fikir olacağını söylüyor.
Yolculuğumuzun Rogun kısmında arabamız bozulunca zor anlar yaşadık. Motorun tamiri için saatler alan çabalar sonuçsuz kalınca vazgeçip, şimdiye kadar sorunsuz 300.000 km. yapmış eski bir Mersedes’e sahip girişken bir genç bulduk. Yolumuz Tacikistan’ın kırsal kesimlerinde devam ederken göze çarpan bir diğer unsur da, benzin istasyonlarında gaz pompasının olmayışıydı. Bu durum ilk bakışta bize çok şaşırtıcı gelmişti, fakat daha sonra sistemin nasıl işlediğini anladık. Şöyle ki; bir plastik varilin içine bir miktar benzin konulmuş, bir plastik kova da varilin içine daldırılmış ve yanına da arabaya benzin koymada yardımcı olacak bir de plastik bir huni bırakılmıştı. Bu sayede biz de etrafı aleve vermeden depomuzu doldurup yolumuza koyulabildik.
Nurek Barajı’nı ziyareti edebilmek için Dışişleri Bakanlığı’ndan izin almak gerekiyordu, fakat bunun için yeterince vaktimiz kalmamıştı. Ancak, girişken şoförümüzün baraj’da çalışan bir kuzeninin olduğunu keşfettik. Sonrasında o da bize katılarak barajın kontrol noktalarını görmemizde yardımcı oldu. Rezervdeki su seviyesini merak edenler için barajın yoğun yağışlar sayesinde tamamen dolu olduğunu rapor edebiliriz. Rus İnter RAO EES enerji holdinginin yatırımıyla tamamlanan Sangtuda II de Nurek’in kaynağına yakın bir bölgede yer alıyor.
Çok geçmeden Semerkant, Taşkent, Aşkabat, İstanbul, Astana ve Almatı üzerinden Kırgızistan’a ulaştık. Buradaki hedefimiz Toktogul ve Karambata baraj projeleriydi. Yolumuz Bişkek’in güneyindeki yüksek dağlara sınır çizen 100 km. lik şahane bir ovadan geçiyordu. Sonra 3500 m. yükseğe çıkıp karla kaplı dağları aşarak, dağların diğer tarafında uzanan yeşil düzlüklere indik. Yılın bu zamanı Kırgız çoban ve atlılarının güttüğü koyun, keçi, sığır ve at sürülerinin kışın alçak düzlüklere inmesiyle bir mevsimsel hareketlilik yaşanıyordu. Burası gerçek bir Moğol tarzı göçebe bölgesiydi. Durup oradaki bir aileyle “yurt” dedikleri geleneksel göçebe çadırın önünde sohbet ettik. Romantik göçebe imgesini yıkan aile reisi bu çadırın onların ikinci mesken yeri olduğunu vurguladı, asıl oturdukları ev vadinin aşağısındaydı. Bu noktada yeşil ovalar, her yanı 4000 m.ye kadar yükselen karlı dağlarla çevrili bu düzlük arazide bir koridor görevi görüyor.
İlerde başka bir yüksek dağ geçidi daha bulduk ve geçidi aşınca sularının Kara Kol şehrindeki baraj tarafından tutulduğu Toktogul Gölü’nün tam aşağımızda uzandığını gördük. Bu kez rezervdeki su seviyesi doluluk oranından çok uzaktı, hatta ortalama su seviyesinin 30 m. altındaydı. Fakat bu bile 2008’de ulaştığı, neredeyse suyun tükenme noktasına geldiği seviyeden sonra oldukça önemli bir iyileşme olduğu açıktı. Toktogul’u besleyen su halen yapım aşamasında olan Karambata II baraj projesi alanı içerisine giriyor. Ekim ve Kasım aylarında mühendisler barajın yapımı için gereken büyük miktarlarda taş ve toprak için arazinin dağlık kısımlarını dinamitle patlatacaklar.
Proje, 2009 ortalarında Moskova’dan bir milyar doların üzerinde bütçeye katkı sözü aldı. Bu sözün birkaç gün sonrasında da Kırgızistan hükümeti kararınca Afganistan’daki ordularına destek veren ABD güçlerinin Bişkek yakınındaki Manas havaalanından üslerini geri çekmelerini istendi. Bir süre sonra görüşmeler yapıldı ve ABD, üssünün oradaki varlığı için daha yüksek bir kira vermeyi kabul etti. Düşünüldüğünde tüm bunlar Kırgız bütçesini oluşturmada hiç de fena yöntemler değildi.
Karambata II’ nin yanındaki bir zayıf su akıntısı üzerine yapımı planlanan bir de Karambata I projesi vardır, fakat burada ilginç olan nokta, birinci projenin hala kağıt üzerinde; ikincisinin ise yapım aşamasında olmasıdır. Aynı çağlayan baraj düşüncesi, Sir Derya Nehri’ne dökülen ve güneyde Amu Derya Nehriyle birleşerek Aral Gölü’ne ana kaynak oluşturan Narin havzası için de geliştirilmektedir.
Maalesef Aral Gölü’ne gitmek için vaktimiz olmadı, ancak Aşkabat-İstanbul uçuşumuzda yaklaşık 3000 m. den kendisini görme imkânı bulduk. Gölün kuş bakışı görüntüsü bize Özbek bölümünden çok Kazak bölümündeki sularda artış olduğunu gösteriyordu. Tacikistan ve Kırgızistan dağlarından Aral Gölü’ne kadar dayanmış bölgesel su sorununun tüm ayrıntılarıyla incelenmesi ve üzerinde çalışmalar yapılması için beş ülkenin oluşturduğu uluslararası bir örgüt olan Uluslararası Aral Gölü'nü Kurtarma Fonu (UAKF) şimdilerde biraz ümitlendirici haberler veriyor. Esasen şu ana kadar her üç yılda bir sekretaryasını bir başkentten diğerine taşıyarak bölgede göçebe bir varlık sürdüren UAKF işlevsiz bir örgüt olması sebebiyle kötü bir üne sahiptir. Ancak bu Ocak ayında Almatı’ya taşınmasıyla su bilimi ve mühendisliği üzerine uzman yeni bir genel müdür atandı.
Bu durumda eğer bölgenin su sorunlarının giderilmesinde büyük ilerlemeler kaydedilirse, UAKF’ nin politik ve teknik konulardaki anlaşmalarda uzlaşma noktası olması beklenmektedir. Öyle ki, biz Aral Gölü’ne “Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Aral Gölü’nü ziyaret eden her araştırmacı, müşavir ya da uluslararası gözlemci yanlarında bir kova da su getirseydi, sorun çoktan çözülmüş olurdu,” yerel esprisini duymak için gitmiyoruz.
(Michael Emerson, Avrupa Politikaları Çalışma Merkezi Direktörü, Brüksel)
(Çeviren: Gamzegül Akça)
Kaynak: EUCAM WATCH, Sayı 6, Kasım 2009, sf. 2-3.