ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » AvrupaGeri Dön «

Minareden Görünen Batı

07.12.2009 19:50:25

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsviçre’de ilgili otoritelerin minare inşasına müsaade edip etmeyeceklerine ilişkin kararı referanduma götürmeleri bu meselenin yalnızca bir mimari mesele olmaktan çıkıp çok daha farklı ve derin bir boyut kazanmasına neden oldu. Olay hem Avrupa kamuoyunda hem de Müslüman toplumlar nezdinde Batı ile Doğu arasındaki yüzleşmeyi yeniden gündeme getiren bir içerik kazandı. Batıyla Batının dışı olarak haritalaştırılan Doğu arasındaki kadim ontolojik ayrılığı işaretleyen yeni bir sınır çizgisi daha böylelikle kendini gösterdi.Burada önemli nokta minarenin, Batı dışındaki bir dünyayı sembolleştiren bir içerikle yeniden tanımlanıyor olmasıdır. Bu tanımın ima ettiği diğer bir husus ise Doğu ve Doğunun temsiliyetini üstlenen İslam’ın Batıdan sadece ontolojik farklılığıyla ayrılıyor olması değil, aynı zamanda bu ayrılığın bir ‘üstünlük-aşağılık’ ekseninde tanımlanıyor olmasıdır: Batı temsil ettiği değerleriyle ötekisi konumundaki Doğunun moral üstünüdür. Ama burada asıl can alıcı nokta Batının Doğuyla yeniden yüzleşmesinden öte, bizatihi kendisiyle ve kendi değerleriyle imtihanıdır.

Açıkçası bu olay Batının kendi değerlerini, söz gelimi hukuk devleti, demokrasi, çoğulculuk vb temel değerlerin içini nasıl doldurduğu ve bu değerlerinin kapsamını neye göre tayin ettiğine ilişkin önemli ipuçları veriyor. Batı bugün bu kavramlara hangi anlamları atfediyor? Bu soruları cevapladığımızda, özellikle kıta Avrupa’sında gözlemlediğimiz tuhaflıkları anlama, paradoksları anlamlandırma noktasında önemli bir mesafe kat etmiş oluruz. Şimdi bu çerçevede, minare özelinde ortaya çıkan paradokslara ve bu paradoksları nasıl anlamlandırabileceğimize göz atalım.

Minare inşasının referanduma konu edilmesi iki önemli soruna ve paradoksa işaret ediyor: 1-Felsefi sorun, 2- Sosyal sorun. Felsefi bir sorun, çünkü ‘doğal hak’ kapsamında değerlendirilen vicdan ve ifade hürriyetinin (ibadet değil) tartışmaya açılması, bu hakların başkalarının onayına sunulması, kültürel çoğulculuk, özyönetim ilkesi olarak demokrasi ve laiklik gibi ilkelerin çiğnenmesi anlamına geliyor. Hukuk devleti ve çoğulculuk gibi ilkelerin biçimlendirici temel ilke görevi gördüğü bir coğrafyada kültürel hakların tartışmaya açılması kelimenin tam anlamıyla bir paradokstur. Hâlbuki hukuk devleti kavramı doğal hakların hiçbir güce feda edilmemesi ve her türlü tehdide karşı güvence altına alınabilmesi, çoğulculuk ilkesi de farklı değer ve kimliklerin bir arada barışçıl bir biçimde yaşayabilmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri ölçüsünde pratik değer kazanabilir.

Bir kültürel ifade biçimi olan minarenin inşası konusunda sözkonusu iki temel ilkenin devre dışı bırakılması bir zihniyet sorununa işaret ediyor. Bu olay aynı zamanda bir sosyal sorundur; çünkü toplum bu paradoksal anlayışı verdiği reylerle minare inşasını engelleyerek onaylıyor. Bir paradoks olarak ortaya çıkan felsefi ve sosyal sorun, aslında İsviçre’deki minare kriziyle sınırlı değil. Sözgelimi, kısa bir süre önce bir Alman mahkemesi Müslüman bir kadının türbana alternatif olarak kullandığı iddiasıyla, yasak olmamasına rağmen bere takmasını yasaklamış; böylece, hukukun objektifliği ilkesi noktasında çok önemli bir ihlal gerçekleşmiş ve kamuoyu da bu tasarrufu onaylayan bir tepki göstermiştir.

Yine Almanya’da Köln Camisinin inşasına dair iznin resmi ve sosyal engeller nedeniyle, ancak uzun yıllardan sonra alınabilmesi ve camilerin büyük çoğunluğuna minare izni verilmemesi felsefi ve sosyal soruna dair diğer örneklerdendir.
Bu noktada, Batının kendini tanımlarken kullandığı değerler açısından paradoksallığından kuşku duyamayacağımız bu çelişkili tutumların Batılı muhayyilede nasıl kabul görebiliyor olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Bir zihnin bir çelişkiyle karşılaştığında onu kabul etmemesi, ondan kurtulmaya çalışması aklın ilkelerindendir.

Batının kendinden olmayanlar sözkonusu olduğunda takındığı (çelişkili) tutumunu sürdürmesi, bu tutumun onun açısından paradoks olarak algılanmadığı anlamına gelir. Bunun bir diğer anlamı, bizim o kavramlara yüklediğimiz anlam ve işlevle söz konusu muhayyilenin onlara yüklediği anlam ve işlevin farklılığıdır. Esasen, Batının tanımladığı değerler tarihsel (zaman ve mekanla sınırlı) ve pragmatik içerikliyken, onu çelişki olarak algılayan muhayyile bu değerleri ereksel, yani zaman ve mekan üstü değerler olarak görüyor.

Daha somut bir ifadeyle hukukun üstünlüğü, insan hakları, çoğulculuk gibi kavramlar Batılı toplumların kendi tarihsellikleri açısından işlevsel oldukları, bu çerçevede karşılaştıkları sorunları çözdüğü sürece bu toplumlarca kabul görüyor. Dolayısıyla, söz konusu değerlerle kurulan ilişkiyi tanımlayan ana öğe, temel ilkeleri benimsemek ve onlara koşulsuz olarak bağlanmaktan çok, bir tür pragmatizmdir. Batı kendi sorunlarını, kronikleşmiş meselelerini bu değerler marifetiyle hallederken, kendinden görmediği kesimlerle ilişkisinde bu değerleri birden unutabiliyor.

Batılı muhayyilede bu değerlerin evrensellik sıfatıyla kodlandığı da doğrudur. Ne de olsa, bu onlara bir üstünlük, ontolojik farklılık özgüvenini veriyor. Ancak Batı-dışıyla bu tür karşılaşmalar, söz konusu değerlerin evrenselliklerinin aslında bir kurgudan ibaret olduğunu ilan ediyor. Değerler evrensel olabilir, ancak bu değerler araçsal olarak kullanıldığında bu vasıflarını yitirirler. Batının sahiplendiği değerlerin kendi dışında kendisi açısından karşıt sonuçları doğurmuş olması (Batı dışı toplumlarda demokrasinin Batının arzusunun dışında bir sonuç vermesi, demokratik seçimler aracılığıyla Hamas’ın iktidara gelmesine gösterilen olumsuz tepki) onların göz ardı edilmesini doğururken, evrensellik zannını da yırtıyor.  Evrensellik balonu minarenin ucuna takılıyor.

(Doç. Dr. Ensar Nişancı, Haliç Ünv. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı)




AVRUPA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya