Açıkçası bu olay Batının kendi değerlerini, söz gelimi hukuk devleti, demokrasi, çoğulculuk vb temel değerlerin içini nasıl doldurduğu ve bu değerlerinin kapsamını neye göre tayin ettiğine ilişkin önemli ipuçları veriyor. Batı bugün bu kavramlara hangi anlamları atfediyor? Bu soruları cevapladığımızda, özellikle kıta Avrupa’sında gözlemlediğimiz tuhaflıkları anlama, paradoksları anlamlandırma noktasında önemli bir mesafe kat etmiş oluruz. Şimdi bu çerçevede, minare özelinde ortaya çıkan paradokslara ve bu paradoksları nasıl anlamlandırabileceğimize göz atalım.
Minare inşasının referanduma konu edilmesi iki önemli soruna ve paradoksa işaret ediyor: 1-Felsefi sorun, 2- Sosyal sorun. Felsefi bir sorun, çünkü ‘doğal hak’ kapsamında değerlendirilen vicdan ve ifade hürriyetinin (ibadet değil) tartışmaya açılması, bu hakların başkalarının onayına sunulması, kültürel çoğulculuk, özyönetim ilkesi olarak demokrasi ve laiklik gibi ilkelerin çiğnenmesi anlamına geliyor. Hukuk devleti ve çoğulculuk gibi ilkelerin biçimlendirici temel ilke görevi gördüğü bir coğrafyada kültürel hakların tartışmaya açılması kelimenin tam anlamıyla bir paradokstur. Hâlbuki hukuk devleti kavramı doğal hakların hiçbir güce feda edilmemesi ve her türlü tehdide karşı güvence altına alınabilmesi, çoğulculuk ilkesi de farklı değer ve kimliklerin bir arada barışçıl bir biçimde yaşayabilmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri ölçüsünde pratik değer kazanabilir.
Bir kültürel ifade biçimi olan minarenin inşası konusunda sözkonusu iki temel ilkenin devre dışı bırakılması bir zihniyet sorununa işaret ediyor. Bu olay aynı zamanda bir sosyal sorundur; çünkü toplum bu paradoksal anlayışı verdiği reylerle minare inşasını engelleyerek onaylıyor. Bir paradoks olarak ortaya çıkan felsefi ve sosyal sorun, aslında İsviçre’deki minare kriziyle sınırlı değil. Sözgelimi, kısa bir süre önce bir Alman mahkemesi Müslüman bir kadının türbana alternatif olarak kullandığı iddiasıyla, yasak olmamasına rağmen bere takmasını yasaklamış; böylece, hukukun objektifliği ilkesi noktasında çok önemli bir ihlal gerçekleşmiş ve kamuoyu da bu tasarrufu onaylayan bir tepki göstermiştir.
Yine Almanya’da Köln Camisinin inşasına dair iznin resmi ve sosyal engeller nedeniyle, ancak uzun yıllardan sonra alınabilmesi ve camilerin büyük çoğunluğuna minare izni verilmemesi felsefi ve sosyal soruna dair diğer örneklerdendir.
Bu noktada, Batının kendini tanımlarken kullandığı değerler açısından paradoksallığından kuşku duyamayacağımız bu çelişkili tutumların Batılı muhayyilede nasıl kabul görebiliyor olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Bir zihnin bir çelişkiyle karşılaştığında onu kabul etmemesi, ondan kurtulmaya çalışması aklın ilkelerindendir.
Batının kendinden olmayanlar sözkonusu olduğunda takındığı (çelişkili) tutumunu sürdürmesi, bu tutumun onun açısından paradoks olarak algılanmadığı anlamına gelir. Bunun bir diğer anlamı, bizim o kavramlara yüklediğimiz anlam ve işlevle söz konusu muhayyilenin onlara yüklediği anlam ve işlevin farklılığıdır. Esasen, Batının tanımladığı değerler tarihsel (zaman ve mekanla sınırlı) ve pragmatik içerikliyken, onu çelişki olarak algılayan muhayyile bu değerleri ereksel, yani zaman ve mekan üstü değerler olarak görüyor.
Daha somut bir ifadeyle hukukun üstünlüğü, insan hakları, çoğulculuk gibi kavramlar Batılı toplumların kendi tarihsellikleri açısından işlevsel oldukları, bu çerçevede karşılaştıkları sorunları çözdüğü sürece bu toplumlarca kabul görüyor. Dolayısıyla, söz konusu değerlerle kurulan ilişkiyi tanımlayan ana öğe, temel ilkeleri benimsemek ve onlara koşulsuz olarak bağlanmaktan çok, bir tür pragmatizmdir. Batı kendi sorunlarını, kronikleşmiş meselelerini bu değerler marifetiyle hallederken, kendinden görmediği kesimlerle ilişkisinde bu değerleri birden unutabiliyor.
Batılı muhayyilede bu değerlerin evrensellik sıfatıyla kodlandığı da doğrudur. Ne de olsa, bu onlara bir üstünlük, ontolojik farklılık özgüvenini veriyor. Ancak Batı-dışıyla bu tür karşılaşmalar, söz konusu değerlerin evrenselliklerinin aslında bir kurgudan ibaret olduğunu ilan ediyor. Değerler evrensel olabilir, ancak bu değerler araçsal olarak kullanıldığında bu vasıflarını yitirirler. Batının sahiplendiği değerlerin kendi dışında kendisi açısından karşıt sonuçları doğurmuş olması (Batı dışı toplumlarda demokrasinin Batının arzusunun dışında bir sonuç vermesi, demokratik seçimler aracılığıyla Hamas’ın iktidara gelmesine gösterilen olumsuz tepki) onların göz ardı edilmesini doğururken, evrensellik zannını da yırtıyor. Evrensellik balonu minarenin ucuna takılıyor.
(Doç. Dr. Ensar Nişancı, Haliç Ünv. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı)