Taraflar 21 Mart 2008'de bir arara geldi ve üç ay süren hazırlık aşamasından sonra görüşmelere başlamaya karar verdiler. Eylül 2008'den Temmuz 2009'a kadar geçen bir yıllık sürede ise sırasıyla "Yönetim ve Güç Paylaşımı", "Mülkiyet", "Avrupa Birliği konuları", "Ekonomi" ve "Toprak" başlıklarında görüşmelerini tamamlamışlar, "Güvenlik ve Garantiler" konusunda da görüşmüşlerdir.
Taraflar; yönetim ve güç paylaşımı, Avrupa Birliği ve ekonomik konularda uzlaşıya varmışlar ve ortak metin çalışmalarına başlamışlardır. Mülkiyet, toprak, güvenlik ve garanti konularında ise ortak bir noktada buluşamamış ve dolayısıyla ortak metin çalışmalarını başlatamamışlardır. 6 Ağustos'ta tamamlanan ilk tur görüşmelerinden sonra ikinci tur görüşmelerinin 3 Eylül 2009'da yapılmasına karar verilmiştir ve bu süreçte tarafların anlaşamadıkları konularda uzlaşı sağlamaları hedeflenmektedir.
Yapılan görüşmelerde Hristofyas müzakere sürecinde herhangi bir takvime ya da hakemlik kurumuna bağlı kalmayı istemezken, Türk tarafı müzakerelerin bir takvim doğrultusunda yürütülmesini ve sürecin sonunda iki tarafta da eş zamanlı referanduma gidilmesini talep etmektedir.
Müzakere sürecinde taraflar arasında en çok anlaşmazlık yaşanan konu Yönetim ve Güç Paylaşımı'dır. Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığında da özellikle federal yürütme konusu tarafların kesin çizgilerle ayrıldığı tek konudur. Bu hususta Rumlar, başkan ve başkan yardımcısının tek bir listeden ve ağırlıklı çoğunlukla seçilmesini talep ederlerken Türk tarafı üyelerin senato tarafından seçilmesini ve tek listeden ayrı ayrı çoğunlukla seçilmesini istemektedir.
Türk tarafının müzakereler boyunca savunmaktan vazgeçemediği bir diğer konusu ise; varılacak olan anlaşmanın AB'nin ‘primer’ yani birincil hukuku olması konusundaydı. Türk tarafının bunu istemekteki amacı, çözümün iki kesimli ve siyasi eşitliğe dayalı olan yapısını garanti altına almak ve böylelikle de Rum tarafından herhangi birinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açarak mülk talep etmesini engellemektir. ( Tıkla – 1)
Bunların dışında Ada vatandaşlığı konusunda da taraflar ortak paydada buluşamamaktadır. Türk tarafı Kıbrıs Adası vatandaşlığının yanı sıra kurucu devletlerin de vatandaşlığının verilmesini isterken Rum tarafı bunu reddettiği gibi Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının da Ada'da yaşamaya devam edemeyeceklerini söylüyor.
Görüldüğü üzere Kıbrıs'ta taraflar birbiriyle tamamen zıt taleplerde bulunurlarken çözüm sürecinde de oldukça zorlanıyorlar. AB üyeliği ile gerek ekonomik gerekse sosyal ve kültürel açıdan gittikçe gelişen bir ada olmasına karşın yaşadığı bu iç siyasi karışıklık dolayısıyla hem adadaki taraflar hem de Türkiye ve Yunanistan daha çok karşı karşıya gelecek gibi gözüküyor.
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail ALKAN, Avrupa Birliği – Balkanlar – Ege - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı)