Son on yedi yıllık süre içerisinde zirve toplantıları şeklinde gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi, böylece yeni bir yapılanmaya, daha doğru bir söyleyişle kurumsallaşmaya, doğru gidiyordu.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıklarını ilan eden yeni Türk cumhuriyetlerinin katılımıyla bir zirve toplantısı düzenlenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin girişimiyle başlatılmıştı. İlk olarak 30-31 Ekim 1992 tarihlerinde Ankara’da toplanan Zirve’nin ikincisi 1994 yılında İstanbul’da, üçüncüsü 1995 yılında Bişkek’te, dördüncüsü 1996 yılında Taşkent’te, beşincisi 1998 yılında Astana’da, altıncısı 2000 yılında Bakü’de, yedincisi 2001 yılında İstanbul’da, sekizincisi ise 2006 yılında Antalya’da toplanmıştı.
Dokuzuncu Zirve’nin önce 2008 yılında Bakü’de gerçekleştirilmesi tasarlanmış ancak Azerbaycan seçimleri, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in programı gibi çeşitli nedenlerle Zirve ertelenmek zorunda kalınmıştı. Varılan mutabakat sonucunda Zirve’nin 2-3 Ekim 2009 günlerinde Azerbaycan’ın Nahçıvan şehrinde yapılması kararlaştırılmıştı. Zirve’nin Bakü yerine Nahçıvan’da yapılması son derece anlamlıydı.
Bilindiği gibi Nahçıvan, Azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı merhum Haydar Aliyev’in memleketiydi. Türkiye ile ilişkilerden söz ederken daima “Bir millet iki devlet” sözünü kullanan Haydar Aliyev’in memleketinde bu zirvenin toplanması yalnızca duygusal açıdan değil siyasi açıdan da önem taşımaktaydı.
İşte bu düşüncelerle Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi Azerbaycan’ın Nahçıvan şehrinde toplandı. Zirve’nin gündemindeki konuların görüşülmesinden sonra 3 Ekim 2009 günü atılan tarihî imzalarla Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşması kabul edilmiş bulunmaktaydı.Anlaşma’nın daha ilk satırlarında Türk soylu halklar arasındaki tarihî bağlar, ortak dil, kültür ve gelenekler vurgulanmakta; uluslararası barış ve güvenlik, iyi komşuluk ve dostane ilişkilerin kurulmasının amaçlandığı belirtilmekteydi.
Anlaşma’yla; Türk Dili Konuşan Ülkeler, halkları arasındaki tarihî bağları, ortak dil, kültür ve gelenekleri temel alarak; kapsamlı iş birliğinin daha da derinleştirilmesini arzu ederek; siyasi çok kutupluluk ile ekonomi ve bilginin küreselleşmesi süreçleri çerçevesinde bölgede barışın güçlendirilmesine, güvenlik ve istikrarın teminine ortak katkıda bulunmayı arzu ederek; müşterek bir yapı içerisinde etkileşimin, iyi komşuluk, birlik ve devletler ile halklar arasındaki iş birliği açısından mevcut olan geniş potansiyelin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını göz önünde bulundurarak; karşılıklı güven, ortak çıkar, eşitlik, karşılıklı danışmalar, kültürel farklılıklara saygı ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri’nde tesis edilen müşterek kalkınma isteği ruhundan hareket ederek; Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkeleri ile uluslararası barış ve güvenlik, iyi komşuluk ve dostane ilişkilerin kurulmasını ve devletler arasında iş birliğini hedefleyen egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırların ihlal edilmezliği dâhil olmak üzere, uluslararası hukukun evrensel düzeyde kabul görmüş ilke ve normlarına bağlılıklarını teyit ederek, tarafların Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi adıyla yeni bir uluslararası bir kuruluşu oluşturdukları açıklanmaktaydı. Türk cumhuriyetlerinin bir araya getiren bu yeni kuruluşun kısaltması da TDKÜİK olarak belirlendi.
Elbette bu Anlaşma yalnızca dil, edebiyat, tarih, sanat ve kültür alanlarını kapsamamakta bölgede ve dünya genelinde barışın sağlanması; güvenliğin güçlendirilmesi; dış politika meselelerinde ortak tutum belirlenmeye çalışılması; uluslararası terörizm ve ayrılıkçılık, aşırı akımlar, insan kaçakçılığı, yasa dışı uyuşturucu ticareti ile narkotik ve psikotropik maddelerle uluslararası mücadelede eş güdümün sağlanması; siyasi, ticari ve ekonomik konular ile kanunu uygulama; çevre, kültür, bilimsel-teknik, askerî-teknik, eğitim, enerji, ulaştırma, kredi ve finans alanlarında etkin bölgesel ve ikili iş birliğinin teşvik edilmesi; bilim ve teknoloji, eğitim, sağlık, kültür, spor ve turizm alanlarında etkileşimin genişletilmesi gibi pek çok alana ve konuya yönelik maddeleri içermektedir.
Ancak, bu maddeler içerisinde de ortak kültür ve tarihî mirasımıza göndermede bulunulmakta, Türk halklarının sahip olduğu zengin kültür ve tarihî mirasın değerlendirilmesi, tanıtılması ve yayılmasında Türk Dili Konuşan Ülkelerin basın ve iletişim araçları arasındaki etkileşimin özendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç ve görevleri yerine getirmek üzere Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Aksakallar Konseyi ve Sekretarya’dan oluşan yapılanmaya gidilmesi öngörülmektedir.
Yılda bir kez toplanacak olan Devlet Başkanları Konseyi güncel uluslararası sorunların çözümüne ilişkin olarak taraflar arasındaki etkileşimin değerlendirilmesi, TDKÜİK kapsamında öncelikli iş birliği alanlarının belirlenmesi ve TDKÜİK etkinliklerinin değerlendirilmesi işlerini yürütecektir.
Dışişleri Bakanları Konseyi, TDKÜİK gündemindeki etkinliklerle ilgili değerlendirmeleri yapmak, Dışişleri Bakanları Konseyi toplantılarında ele alınacak uluslararası güncel sorunları belirlemek gibi görevleri üstlenmiştir. Dışişleri Bakanları Konseyi, Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi adına açıklamada bulunabilme yetkisini de taşımaktadır. Aksakallar Konseyi ise, Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyinin himayesinde görev yapacak sürekli bir danışma kurulu olarak kurulmaktadır.
Sekretarya, Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyinin amaç ve görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olacak sürekli bir yürütme organı olarak kurulmaktadır. Sekretarya, Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi ve Kıdemli Memurlar Kurulu toplantıları ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi nezdinde gerçekleştirilecek toplantıların düzenlenebilmesi amacıyla idari, örgütsel vb. önlemlerin alınması; taslak belgelerin hazırlanması, belgelerin tasnifi ve arşivlenmesi gibi görevleri yerine getirecektir.
Sekretaryanın merkezinin İstanbul’da bulunması, Anlaşma’da özel bir hüküm olarak yer almaktadır. Genel Sekreter, üç yıl için atanacak ve dönüşümlü olarak seçilecektir. 3 Ekim 2009 günü imzalanan Anlaşma’nın iç onay süreçlerinin tamamlanmasının ardından yapılacak bildirimi izleyen otuzuncu günün sonunda yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
İmzalanan Nahçıvan Anlaşması ile tarihimizde yeni bir dönem başlıyor artık. Soğuk Savaş yıllarında Türk dünyasına yönelik platonik ilgi Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte duygusal hatta hamasi yaklaşımlarla yürütülen ilişkilere dönüşürken geçen zaman içerisinde yaşanan gelişmelerle Türk cumhuriyetleri arasındaki ilişkiler gerçekçi temellere oturmaya başlamıştı. Kimi zaman farklı görüş ve yaklaşımlar dolayısıyla ülkeler arasında birtakım sorunlar yaşansa da bugün ilişkiler Türk dili temelinde, kökleri tarihten gelen ortak kültür değerleriyle beslenen, her alanda iş birliğine yönelik kurumsal bir yapıya kavuşmuş bulunmaktadır.
Nahçıvan’a gidişinden önce yaptığı açıklamada Türkçe konuşan ülkeler arasındaki ilişkilerin ilk defa kurumsal bir şekle dönüştürüleceği müjdesini veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Avrupa Konseyi nasıl var, Latin Amerika ülkeleri arasında nasıl konseyler var, burada da Türkçe konuşan ülkeler arasında bir kurumsal yapı kurulacaktır.” diyerek iş birliğinin kapsamına, niteliğine ve sürekliliğine dikkat çekmişti. Ülkeye dönüşünde ise Cumhurbaşkanı Nahçıvan’da toplanan Zirve’nin tarihî bir toplantı olduğunu açıkladı.
“Bu zirvenin tarihî Zirve olmasının sebebi de bu Zirve neticesinde Türk Konseyi adı altında bir uluslararası yeni örgüt kurulmuş olmasıdır. Bu örgütün tüzüğü onaylanmış, bütün devlet başkanları tarafından imzalanmış, sekretaryası ve alt birimleri oluşturulmuş ve bu Konsey uluslararası organizasyonlar içerisinde ayrı bir organizasyon olarak yerini almıştır. Bundan tabii büyük bir mutluluk duyuyoruz. Çünkü 1992 yılında başlayan bu Zirveler sadece buluşma şeklinde devam ederken özellikle son iki sene içinde yaptığımız çalışmalar ve görüşmelerin neticesinde bunu kurumsallaştırma ve bir teşkilata dönüştürme fikrinde mutabakata vardık. Bunun ismi de Türk Konseyi oldu. Bunda katkısı geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Şüphesiz ki bu toplantılara daha önce katılan bütün ülkelerdeki eski Cumhurbaşkanlarının bütün çok büyük bir katkısı olmuştur ama 1992 yılında başlayan rüya bugün gerçekleşmiştir.
Türk Konseyi’nin altında çeşitli yapılar vardır. Bunlardan birisi Parlamenterler Asamblesi’dir. Bütün Türk Cumhuriyetlerinin Meclislerini bir araya getiren bir asambledir bu. Yine kültürel faaliyetleri organize eden TÜRKSOY vardır. Ayrıca yeni bir karar da alınmıştır. Bir Türk Akademisi kurulacaktır ve bu da Kazakistan'da olacaktır. Bütün bunlarla ilgili detaylı bütün çalışmalar yapılmıştır. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyorum ve inanıyorum ki bütün Türk dünyası arasında işbirliği, dayanışma çok da ileri düzeye bu şekilde ulaşacaktır.”
Zirve’nin en önemli sonuçlarından biri de bir Türk Akademisi kurulması kararıdır. Türk dünyasında bir bilim akademisi kurulması öteden beri dile getirilen düşünceydi. Nahçıvan’da gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi’nde atılan imzalarla bu düşünce de gerçekleştirilmiş olmaktadır. Böylece Türk cumhuriyetleri arasında ortak bilimsel, kültürel ve teknolojik çalışmalar, araştırmalar, projeler yürütülebilecek; bilgi ve deneyimler paylaşıma açılabilecek, ortak başarılara imza atılabilecektir.
Yeni yapılanmanın, dil konusunda yeni açılımlara imkân vereceğine inanıyoruz. Konseye üye ülkelerde ortak alfabe oluşturulması; terimlerde birliğin sağlanması için ortak çalışmalar yapılması, Türk yazı dillerinin ve lehçelerinin söz varlığının, edebî ürünlerin bilgisayar ortamına aktarılması, dil araştırmaları ve öğretimi için yazılımlar geliştirilmesi öncelikli olarak dile getirmek istediğimiz konulardır. Bu ve benzeri konularda yürütülecek çalışmalar, üye ülkelerdeki ilgili kurumlar arasında sağlanacak iş birliği ile belirlenebilir ve gerçekleştirilebilir. Ancak, kurulması kararlaştırılan Akademinin dil çalışmalarının eş güdümünü sağlaması, ortak projeleri desteklemesi daha yararlı olacaktır.
Tarafsızlık ilkesini gerekçe göstererek Nahçıvan Anlaşması’nı imzalamayan Türkmenistan ile Zirve’ye katılmayan Özbekistan’ın en kısa zamanda Türk Konseyine katılmaları dileğimizdir. Türk dünyasında ortak iletişim dilinin geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkılarda bulunacak olan Türk Konseyinin kuruluşunu gerçekleştiren Cumhurbaşkanlarını ve emeği geçenleri yürekten kutluyoruz.
(Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, TDK Başkanı)