ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » HukukGeri Dön «

Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor?

06.12.2009 11:10:59

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

1997’de 28 Şubat sürecinin devreye girmesinden günümüze kadar uzanan dönemde ülkemizde hukuk adına karar verilip icra edilen hukukun ruhu ve özüyle bağdaşmayan, hatta hukuku katleden birçok uygulamaya şahit olmak artık olağan hale geldi. Ülkemiz tarihinde darbeciler karşısında hizaya geçip selama duran, onların verdikleri brifinglere katılan, hatta meşru zeminde halkın büyük çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş en değerli devlet adamlarını idam sehpasına gönderebilen yargı mensuplarının varlığına şahit olunmuştur.

Kirli ve karanlık ilişkilerin, fitne merkezlerinin, etnik yapı, din, mezhep ve ideoloji üzerinden kutuplaşmalar yaratarak düşmanlıkları ve toplumsal çatışmaları kışkırtıp darbelere zemin hazırlayan çetelerin devlet içerisinde bile bir hayli etkin hale gelebildiği bir ülkede ideal manada hukukun tecelli etmesi zor gözüküyor. Böyle bir ortamda ideolojik-politik yaklaşım ve uygulamalar hukukun, ahlakın ve bütün evrensel değerlerin önüne çıkabiliyor.

Medyaya da yansıdığı şekliyle Danıştay 8. Dairesinin katsayı farkını kaldıran YÖK kararına ilişkin verdiği yürütmeyi durdurma kararı bir hayli problemli gözüküyor. 2005 yılında Erdoğan Teziç YÖK başkanı iken, katsayı düzenlemesinin iptalini isteyen öğrencinin haklı gerekçesini itibara alıp hukukun üstünlüğünden hareketle onun mağduriyetini giderme yönünde karar alması gerekirken,  “Bu YÖK’ün işi” diye cevap veren Danıştay, 2009 yılında aynı konuda daha önceki verdiği karara zıt bir tutum sergilemiştir. Artık siyasallaştığı iyice belirgin hale gelen, Ergenekon’un avukatlığına soyunup darbe kışkırtıcılığı yapacak kadar ideolojik tavırlarıyla öne çıkan İstanbul Barosu’nun müracaatını kabul etmiş,  üniversitelere girişte katsayı eşitliğini getiren YÖK kararı ile ilgili yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir! Katsayı uygulaması konusunda yapılan başvurular üzerine Erdoğan Teziç döneminde aldığı karalarda üniversiteye giriş sisteminin teknik ve bilimsel uzmanlık gerektiren bir konu olduğunu; hukukun (yargının), bilim kuruluşlarının işlerine karışamayacağını belirtmiştir. Ancak son aldığı kararda benzer konuda daha önce aldığı kararlardan tam bir dönüş yaparak mevcut kanunlar çerçevesinde YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın yetkisine verilen alana müdahale etmiş, uzmanlık konusu olsun veya olmasın yargının birtakım şeyleri bahane ederek her an üniversitelere ve akademik alana müdahale edebileceği bir sürecin kapısını açmıştır. Ortaya çıkan durum, Anayasa Mahkemesinin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili 2007 yılında aldığı 367 kararını andırmaktadır.

Söz konusu karar alınırken, medyaya onunla bağlantılı önemli bir haber yansımıştır.(1) Söz konusu habere göre Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı tarafından 21 Ağustos 2009 tarihinde katsayı farkına ilişkin kapsamlı bir çalışma başlatılmıştır. YÖK’ün kararından bir ay sonra başlatıldığı anlaşılan Genelkurmay 2. Başkanına sunulan istihbarat çalışmasında, İstanbul Barosu ve Eğitim-İş Sendikası’nın açtıkları iptal davasına değinilerek, benzer davaların liselerde çocukları okuyan veliler tarafından da açılması istenmiştir. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında, yeni düzenleme ile İmam Hatip Liselerinin önündeki katsayı engelinin kaldırıldığı, bu okullardan mezun öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına girişte avantajlı hale getirildikleri, bu yolla muhafazakâr yaşam tarzını benimseyenlerin kamusal alanda varlıklarının genişletilmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. Çalışmada konunun takip edilmesi ve onunla ilgili Danıştay’dan iptal kararının çıkması için izlenecek yola da yer verilmiş olması, ülkemizde hukuk, siyaset ve eğitimle ilgili kararlar dahil birçok kararın hangi saiklerin etkisi altında alınmış olabileceğine dair açık bir fikir vermektedir. Bazı merkezler bütün olumsuzluklarına rağmen askeri vesayet rejimini devam ettirme, demokrasi ve hukuk alanında gerçekleştirilmek istenen reform niteliği taşıyan değişimleri engelleme, tehdit ve tehlikeli olarak gördükleri toplumsal kesimleri geliştirmeme, ikinci sınıf ilan edip devre dışı bırakma politikasını sürdürmek istemektedir.

Daha önce 2006 tarihinde Danıştay’a yapılan saldırı ve işlenen cinayet sonrasında “zarar gördük” diyerek cinayet davasına müdahil olan Danıştay Başkanlığı’nın, olayın muhafazakâr kesimleri suçlu ilan edip baskı altında tutmak için tamamen ulusalcı kesimler tarafından sahnelenen çirkin bir provokasyon olduğu, başörtüsü ile ilgisinin olmadığı ayan beyan ortaya çıkıp Ergenekon davasıyla birleştirilince, ne hikmetse (!) davaya müdahil olmaktan vazgeçmiş olması da anlamlı! Bu dönüşün gerekçesi konusunda da kamuoyu yeterince aydınlatılmış değil. Katsayının kaldırılması hakkındaki yürütmeyi durdurma kararının açıklanan gerekçesini de hukuki ve vicdani bir zeminine oturtmak mümkün gözükmüyor. Verilen karar, sadece İmam Hatip Lisesi mezunlarını değil, bütün Meslek Lisesi mezunlarını ciddi bir hak kaybıyla, moral yıkımı ile karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır.

Gerekçede YÖK’ün katsayı farkını kaldıran kararının “hukuka uygun  oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve  ilkelere, hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı, dava konusu kararın uygulanmasının  telafisi güç ve imkânsız zararlar oluşacağı” iddia edilirken, Anayasanın eğitimde fırsat eşitliğini getiren kanun maddelerine dayanmak yerine, daha önce yine Danıştay’ın kendisinin aldığı kararlara atıfta bulunulmaktadır. Bu durum, aslında anayasa metninin verdiği hakların sübjektif yorum ve değerlendirmeler üzerinden ilga edilip asıl hukuk metninin devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir. ‘367 kararı’ gibi 28 Şubat etkisiyle alınan birtakım kararların hukuka uygunluğunun istikrar kazanmış olduğunu iddia etmek hukukun felsefesiyle ne derece bağdaştırılabilir? Sonra gerekçede yuvarlak bir şekilde ifade edilen telafisi güç ve imkânsız zararların ne olduğuna dair de bir ayrıntı yoktur. Hukukun evrensel ilkelerini, adaleti, temel hak ve hürriyetleri esas alarak hakları ikame etmek mi, yoksa bir kısım vatandaşları ikinci sınıf ilan edip toplumsal kast sistemleri oluşturmak mı telafisi zor ve imkânsız durumlara neden olabilir? Gerekçede farklı hukuki statükodaki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmelerinin anayasal eşitlik kuralıyla çelişki yaratacağı da vurgulanmıştır. Ortaöğretim okullarından mezun öğrenciler niçin farklı statüde değerlendirilirler? Bunu anlamak mümkün değil. Aynı statü ve seviyedeki okulların mesleki anlamda birbirinden farklı özellikler taşıması oralardan mezun öğrencilerin farklı statüde olmalarını mı gerektiriyor? “Farklı hukuki statü” ifadesinin açılımını nasıl anlamalıyız? Dedeleri Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde şehit olan, çocuklarını vatan savunması için askere gönderen, vergisini veren insanların İ.H.L. veya diğer meslek liselerinden mezun olan çocukları bu ülkenin ikinci sınıf insanları mı? Demek ki hukuksuzluğun hukuk, hukukun da hukuksuzluk kılıfına sokulabilmesi ancak böyle mümkün olabiliyor?

Yine iptal kararının gerekçesinde, üniversiteye girişte farklı katsayı uygulamasının öğrencileri mesleki anlamda ortaöğrenimde seçilen alanlara yönlendirmeyi teşvik edip özendirdiğine dair değerlendirmeler yer almaktadır. Hâlbuki öğrencinin başka alanlara yönelmesini, kendisini geliştirmesini engelleyen, onu zorunlu olarak ailesinin seçtiği alana devam etmeye mecbur bırakan bir uygulama hiçbir hukuk ve demokrasi ilkesiyle bağdaşamaz. Belirli bir alanda öğretim gördükten sonra kendi iradesiyle alan değiştiren nice dâhileri, işadamlarını, bilim, sanat ve devlet adamlarını görmek mümkündür. Yasaklarla, dayatmalarla insanları bir alana teşvik edip özendiremezsiniz. Bu tip uygulamalar Avrupa Birliğine namzet demokratik ülkelerde değil, ancak çöküş yaşayan Demirperde ülkelerinde olabilirdi. İnsanları belirli bir alana özendirip yönlendirmek için temel hak ve hürriyetleri esas alıp korumak kaydıyla yönlendirilmek istenilen alanla ilgili artı bir şeyler konulabilir. Bu herkesin takdir edeceği bir şeydir. Düz lise veya Meslek Lisesi mezunu fark etmez, yüz binlerce genci ümitsizliğe ve işsizliğe mahkûm ederek, devletine küstürerek belirli bir alana ve mesleğe özendiremezsiniz. İ. H.L. ve diğer Meslek Lisesi mezunları için kendi iradeleriyle başka alanlara geçmeleri yasal olarak engellenmeksizin, örneğin din hizmetlerinin kalitesinin yükseltilip o alanda hizmet eden insanların durumlarının iyileştirilmesi; ziraat, hayvancılık, ticaret, sanayi ve teknik alanlarda istihdamın artırılarak imkânların geliştirilmesi, çalışanların haklarının gözetilmesi özendirici olabilir.

Sorunlarımızın büyük çoğunluğu eğitim sistemimizdeki problemlerden kaynaklanmaktadır. İnsanlarımıza kendi değerlerimizi yeterince öğretip özümsetemediğimiz gibi, hukuk, ahlak, felsefe, teoloji gibi alanlarda evrensel tecrübe ve değerleri de kavratamıyoruz. Örneğin hukukun tanımı ve ne olduğuna dair getirilen tanımlara göz attığımızda, onun toplum yaşamını düzenlemek için, uygulanması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar biçimi olduğu(2), toplumsal ilişkileri düzenleyen maddi yaptırımlar ve zorlayıcı niteliği bulunan kurallar bütünü olduğuna (3) dair birtakım tarifler bulabiliriz. Bu tanımlarla ilgili açıklamalarda, insan ve toplumu nesne (edilgen) konumuna indirgeyen; devletin otoritesini, güç kullanımını ve yaptırımlarını sorgulamadan merkeze alan birçok açıklamalar bulmak mümkündür. Açıklamalarda devlet kurumlarında ortaya çıkması ihtimal dahilinde olan bozulmalarla veya hukuk dışı durumlarla ilgili hiçbir yorum ve değerlendirme göze çarpmamaktadır. Felsefi derinliği ve özgünlüğü olmayan, analitik yaklaşım ve yorumlar karşısında son derece yetersiz kalan bu tip basmakalıp tanımlar ve açıklamalar aracılığı ile yetiştirilen nesillerin, Hukuk Fakültesi mezunu olsalar bile hukukun özünü anlamada problemler yaşamaları, her kanun maddesini veya yönetmeliği hukuk zannetmeleri kaçınılmazdır.

Hukuk, batıl olanın zıttı, doğru ve gerçek anlamına gelen Arapça “hak” kelimesinin çoğuludur. Hukukla adalet arasında yakın bir ilişki vardır. Hukuk, her hak sahibine hakkının verilmesi, adaletin ikame edilmesini gerektirir.(4) Adalet ise hakkı yerine koymayı, eşitlik ve dengenin gözetilmesini, doğru hüküm vermeyi gerektirir. Hukukun anlam ve boyutları hakkında birbirinden farklı yaklaşım ve tanımlar getirilse de hukuk, özünde insan fıtratıyla, asli maslahatlarla, temel hak ve hürriyetlerle, evrensel ahlâk değerleriyle köklü bir ilişki içerisindedir. Bu ilişki, hukukun evrensel boyutunu gündeme getirir. Dolayısı ile hukuk ile örf ve kanun aynı şeyler değildir. Hukukun devlet kanunlarının, yönetmeliklerinin ve örfün üzerinde onları aşan bir boyutu vardır. Hukukun ana prensip ve kaideleri hiçbir zaman için değişmez. Bir ülkedeki kanun ve yönetmeliklerin hukukun evrensel ilkeleriyle örtüşmesi söz konusu kanun ve yönetmeliklerin istikrarı için olması gereken ideal durumdur.(5) Eflatun’a göre devlet, büyütülmüş olan insandır, mükemmel bir uzviyettir; adalet ise en yüksek fazilettir. Aristo’ya göre de kanunların muhtevası adalettir. Adalet prensibi müsavattır.(6) Emmanuel Kant da hukuku tarif ederken hürriyet mefhumunu en yüksek ahlaki kıymet olarak teyit etmiştir. Kant’ın hukuk anlayışına göre insan hürriyetine saygı gösterilmeli, insana bir alet veya nesne olarak değil fakat bizatihi gaye olarak bakılıp muamele edilmelidir. Kant’a göre hürriyet doğal, fıtri bir haktır.(7) Bırakın İslam dünyasındaki düşünür ve ilim adamlarını, felsefenin en önde gelen şahsiyetleri hukukun anlam ve mahiyeti üzerinde benzer ve ortak görüşlere sahiptir. Adaletin mülkün temeli olduğunu adliye binalarının duvarlarına yazmak şüphesiz güzel bir şeydir. Ancak adaleti özümseyip içselleştirmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum.


Prof. Dr. Talip ÖZDEŞ


---------
(1)    Bk. Yeni Şafak, 3 Aralık 2009, s. 14.
(2)    Bk. http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=6939
(3)    Bk. http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II3.pdf
(4)    Bk. İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, I-XV, Daru’l-Fikr, Beyrut ty, C. X, s. 49-52.
(5)    Bk. Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, I. Cilt, Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri, Baha Matbaası, İstanbul 1960, s. 10.
(6)    Giorgio Del Vecchio, Hukuk Felsefesi Dersleri, çev. Suat Kemal Yetkin, İstanbul Maarif Matbaası, 1940, s. 24-25; 28-29.
(7)    Bk. A.g.e., s. 88-89.
 




HUKUK KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya