İsviçre Federal makamları, ABD Gelir İdaresinin ABD’de ikamet eden ve İsviçre bankası UBS’de hesapları olan kişiler hakkında kendilerine yönelttiği bilgi taleplerinin karşılanma durumu hakkında ilerleme raporu yayınladı. İsviçre resmi gazetesinde yayınlanan raporda, ABD’nin, vergi kaçakçılığıyla mücadele kapsamında İsviçre makamlarına ilettiği 500 bilgi talebinin cevaplandırıldığı kaydedilmektedir. Bu aslında 19 Ağustos 2009 tarihinde ABD ve İsviçre arasında imzalanan bilgi paylaşım anlaşmasının bir gereğidir. Anlaşmaya göre, İsveç 90 gün içinde ilk 500 bilgi talebini cevaplandırmak zorundadır. Diğer bilgi taleplerini ise 360 gün içinde cevap vermekle yükümlüdür. Bu bilgi talepleri, USB bankasında hesabı bulunan ve vergi kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen ABD vergi mükelleflerini kapsamaktadır. (tıkla-1)
İsviçre’yi böyle bir Antlaşmayı imzalamaya zorlayan sürece baktığımızda ise İsviçre’nin birinci, Avrupa’nın ise ikinci en büyük bankası olan ve başta ABD ve İsviçre olmak üzere 50’den fazla ülkede faaliyet gösteren İsviçre/Zürih merkezli USB Bankın, ABD’yi dolandırdığı iddiası bu Antlaşmaya giden yolu açmıştır. ABD mahkemelerine taşınan iddiayı destekleyici pek çok delil toplayan ABD makamları, daha çok yatırım bankacılığı ve portföy yönetiminde uzmanlaşan USB Bank görevlilerinin ABD’deki zengin müşteri kitlesine ulaşarak, normalde ödemeleri gereken vergi yükünden kaçabilmelerine imkân verecek hukuk dışı formüller üzerinde gizli görüşmelerde bulunduğunu belirtmektedir. Bu gelişmelerin ardından, ABD topraklarında ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalan USB Bankası Şubat 2009’da ABD savcılarıyla ‘soruşturmanın tehiri’ anlaşmasını imzalayarak toplam 780 milyon dolar para cezası ödemeye razı olmuş ve bankada hesapları olan bazı ABD’li müşterileri hakkında ABD Gelir İdaresine bilgi vermeyi kabul etmiştir. Sayı olarak baktığımızda ise İsveç bu kapsamda toplam 4450 bilgi talebini karşılamayı taahhüt etmiştir. (tıkla-2)
Dünya üzerinde kayıt dışı paranın izini sürdüğümüzde, bu paranın nerelere sevk edildiğini bulabilmemiz çok zor değildir. Ülkesinde vergi vermemek ya da suçtan elde edilen kazançları gizlemek ve aklamak amacıyla kullanılan bu yerlerin, bol miktarda parayla gelen zengin müşterilerine, banka sırrı kavramıyla özel bir finansal mahremiyet ve dokunulmazlık sağladığı bilinmektedir. Vergi cennetleri olarak tabir edilen bu yerler, aslında vergiden kaçanların sığındığı kara deliklerdir. İsviçre, geçen aylarda açıklanan ve bu alanda en kapsamlı araştırmalardan birisi olan ‘Fay Hatlarını Haritalandırmak’ Raporuna göre dünya üzerindeki 60 vergi cenneti arasında üçüncü sıradadır. (tıkla-3)
Vergi ve ceza soruşturmasından kaçırılan fonlar için bir cazibe merkezi olan İsviçre, sadece ABD’lilerin değil aslına bakacak olursak daha çok Afrika’nın kaynaklarını büyük çaplı yolsuzluklarla iç eden ve kendi kişisel hesaplarına kaydıran Afrikalı bazı diktatörlerin ve üst düzey devlet görevlilerinin ilgi alanındadır. Afrika Birliği’nin tahminine göre, Afrika kıtasının ürettiği gelirin yaklaşık yüzde 25’i (150 milyar Dolar) her yıl yozlaşmış idarecilerin cebine gitmektedir (tıkla-4). Bu paranın da büyük bir kısmı ülke dışına çıkarılmakta ve paranın izinin sürülemeyeceği finans merkezlerine yönlendirilmektedir. İsviçre’de bu anlamda iş gören finans merkezlerinin başında gelmektedir. Ancak ABD ile Afrika’nın farkı burada ortaya çıkmaktadır. Dünyanın süper gücü kabul edilen ABD uyguladığı baskıyla İsviçre’yi ilerleme raporları sunmaya mecbur edebilirken, Afrika ülkeleri, kendilerine ait paranın izini sürmede ve İsviçre’den geri almada aynı kolaylığı görememektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)