İçinde bulunduğumuz haftanın, kuşkusuz, en çok tartışılan konusu, ABD Başkanı Barack Obama’nın Afganistan’a ilave muharip asker gönderme kararını uzun bir bekleyiş sonunda açıklamış olmasıdır. Üzerinde, 3 aydan fazla tartışılan ve tüm ayrıntılarıyla düşünülüp değerlendirilen kararla birlikte gözler, tekrar, sekiz yıldır süren Afganistan savaşına çevrildi.
Obama’nın 30 bin ilave asker gönderme kararını açıkladığı konuşmasında, özellikle, 2011 yılında Afganistan’dan çekilme planlarını da dile getirmesi, çeşitli spekülasyonlara yol açmıştır. Burada kastedilen geri çekilmenin, ne boyutta bir geri çekilme olduğu açık değildir. Amerika, her ne kadar ilave askeri güç göndermek zorunda kalmışsa da, Irak’ta uyguladığı strateji ile Afganistan’da başarılı olamayacağını anlamıştır. Bu nedenle bölgedeki varlığını sürdürebilmek için, zorunlu olarak, asker sayısını artırma yoluna gitmektedir.
2011 yılında, geri çekilmeye başlasa dahi, kendisi ve bölge için kilit noktalarda belli sayıda güçlerini bırakacak şekilde bir plan uygulaması beklenir. ABD’nin asıl amacının bölgede şu ya da bu şekilde varlığını sürdürmek olduğunu söylemek herhalde yanlış bir varsayım olmayacaktır.
ABD’nin bu davranışlarının altında pek çok neden yatmaktadır. Bu nedenlerin başında, ekonomik ve ticari faaliyetlerin yanı sıra özellikle enerji konusu vardır. Bu bağlamda, Afganistan, hem jeopolitik hem de jeostratejik açılardan çok önemli bir konumdadır. Orta Asya ile Güneydoğu Asya’nın önemli stratejik geçiş noktasında bulunan Afganistan’ın orta ve kuzey kesimlerini kuşatan sıradağlar ülkeyi batıdan doğuya adeta bir set gibi ikiye böler ve stratejik önemi olan bir geçit oluşturmaktadır. Afganistan bir yandan Orta Asya’daki merkezi konumu ve bir yandan da SSCB’den bağımsızlığını henüz kazanan Türk Cumhuriyetlerini Umman Denizi, Pakistan ve Hindistan’a ulaştıran karayollarının geçtiği bir güzergahtır. Dolayısıyla (Tıkla1) Afganistan, bulunduğu coğrafyanın doğusu ile batısını birleştiren bir köprü durumundadır.
Bu geçit, hem İran’ın doğuya açılması bakımından hem de Çin ve Hindistan gibi parlayan yıldızların batıya kayması açısından oldukça önemlidir. Böyle bir geçidi sürekli karmaşalarla kontrol altında tutmaya çalışmak, stratejik ve ekonomik açıdan bakıldığında, anlaşılabilir bir davranış olarak değerlendirilebilir. Bölgede, neredeyse 20 yıldır gerçekleştirilmesi planlanan 2 adet doğalgaz boru hattı projesi vardır. Bunlardan biri IPI boru hattı projesidir. Bu proje ile İran doğalgazının Pakistan üzerinden Hindistan’a kadar ulaştırılması amaçlanmaktadır.
Hindistan ve Çin’in güçlü bir doğalgaz talebi vardır ve bu talep İran tarafından karşılandığı takdirde İran’ın konumu siyasi ve ekonomik açılardan güçlenecektir. Ancak bu proje yıllardır hayata geçirilememektedir. Projenin hayata geçirilmesi önündeki engellerden birinin ABD olduğu iddiaları vardır. (Tıkla 2) ABD’nin bölgede İran’ın güçlenmesini istemediği bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda, Hindistan’a da baskı uygulamaktadır. (Tıkla 3)
Bölgedeki bir diğer doğalgaz boru hattı projesi ise, Amerika tarafından da desteklenen TAPI projesidir. Bu proje ile de amaç Türkmenistan doğalgazının Afganistan ve Pakistan üzerinden Hindistan’a ulaştırılmasıdır. Böylece hem İran fazlasıyla güç kazanmamış olacak hem de Afganistan kilit bir konuma kavuşacaktır. Amerika’nın bölge genelinde kontrolü elinde tutma çabaları ve bu doğrultuda “Afganistan’dan 2011’de çekilmeyi amaçlıyoruz” şeklindeki beyanları, şimdilik kamuoylarını oyalama taktiği olarak görülebilir. Ayrıca ABD’nin bu yöndeki söylem ve operasyonlarını, dünyanın kabul edebileceği bir durum yaratarak enerji güzergâhlarını kontrol etme çabalarına da bağlamak yanlış sayılmaz.
Bu arada, Avrasya’nın her geçen gün daha da önem kazanması, özelikle Çin ve Hindistan’ın ekonomik ve ticari açıdan önemlerinin artması, neredeyse küresel çapta üretimin büyük bölümünün bu ülkelerden gelmesi ve bölgede bakir pazarların mevcut olması gibi nedenlerle, ABD, Afganistan’da kalıcı olmaya çalışarak tüm bu kaynaklara yakın olmayı deneyecektir. Özellikle küresel kriz ile değişen dünya düzeninde, gelişmiş ülkeler artık Hindistan ve Çin gibi ülkelerin gücünü ve sağlayabilecekleri üstünlüğü daha iyi algılamaya başlamıştır. Bunun da en çarpıcı örnekleri arasında, daha önceleri G-3 veya G-8 zirveleri gibi toplantılarda görüşülen dünya meselelerinin günümüzde Hindistan ve Çin’in de aralarında bulunduğu G-20 zirvesinde görüşülmeye başlanması ve böylece bu ülkelere de küresel çapta söz hakkı verilmesi sayılabilir.
Bu savlara dayanarak, Afganistan’daki Taliban ve El-Kaide kuvvetleri ile mücadele çabası içinde görünen; Afganistan-Pakistan Bölgesine demokrasi, insan hakları ve özgürlük getirme amacını öne sürerek bölgede mücadele veren ABD’nin, bölgedeki varlığına yol açan nedenlerin başında ekonomi ve enerjiye ilişkili beklentilerin yattığı iddiaları giderek güç kazanmaktadır
(H. Gülin Koçak, Ekonomi, Enerji, Çevre Masası, Asistan)