Nükleer araştırmalar alanında, İran’ın giderek belirginleşen uyuşmaz tutumu karşısında, Amerikan Yönetiminin başvuracağını ileri sürdüğü ilave yaptırımlar konusunda, amacına varabileceğini öne sürmek, günümüzde ortaya çıkan, gerek uluslararası gelişmeler gerek bölgesel ve bölgelerarası dengeler dikkate alındığında, çok zorlaşmaktadır. Kararın alındığı varsayılsa bile, bu yaptırımları Rusya ve Çin’in ciddi bir şekilde uygulamaları beklenemez. Ayrıca, Batı yanlısı geçinen ılımlı Arap ülkeleri arasındaki birlikteliğin de giderek zayıflamakta olduğu bir süreçten geçilmektedir.
Batı ile birlikte hareket eden ABD ve Avrupa yandaşı diyebileceğimiz ülkelerden Mısır, karşılaştığı ekonomik zorluklar ve yönetimde ortaya çıkacak bir el değişiminin ülkeyi hangi ufuklara doğru götürebileceği hususundaki belirsizlik yüzünden Afrika Kıt’ası genelinde ve ılımlı Arap ülkeleri özelinde zemin kaybetmektedir. Böylece, ötedenberi Amerikan dış politikasının merkezinde yer alan bu ülkeler, elde mevcut zayıf ve güvenilmesi zor kozlar olarak belirmektedir.
Bu durumda Amerika ve Avrupa’nın siyasi denklemlerinde bugüne kadar ikinci planda tuttukları Ortadoğu’nun Kuzeyindeki ülkelere daha fazla sarılmaları ve özellikle Ortadoğu Bölgesinde, giderek kendini gösteren gerçekleri daha iyi görmeye çalışmaları zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin bu bağlamda oynayacağı rol, bölgesinde sahnelenen büyük oyunlar çerçevesinde, önem kazanmaktadır.
Türk dış politikasının, son zamanlarda, bilhassa komşu ülkeler bağlamındaki etkinliği göz önüne alındığında, -bu politikaya takılmaya çalışılan sıfatlar ne olursa olsun-, yine de bu büyük oyunların rejisörlerini harekete geçirmeye ve Türkiye’ye karşı daha dikkatli bir davranış sergilemeye mecbur edecektir.
Türkiye’nin Irak, İran ve Suriye ile son aylarda imzaladığı ekonomik ve siyasi içerikli anlaşmalar dolayısıyla, başını çektiği ortak ekonomik çıkarlara dayalı oluşumlardaki etkinliği de artmaktadır. Bahis konusu ülkelerin, Orta Avrupa ülkelerinin doğal gaz gereksinimlerini karşılamada, başlıca sağlayıcı rolü oynadığı dikkate alındığında ve bu rolün Nabucco boru hattının tamamlanması ile daha da artacağı düşünüldüğünde, sadece Amerika ve Avrupa ülkeleri değil, Rusya’nın da ilgi alanının bu yöne kayması kaçınılmaz olacaktır.
Türkiye ile Irak, İran, Suriye gibi komşu ülkeler arasında bir “stratejik ortaklıktan” söz edilmesi mümkün olmasa bile, yukarıda anılan anlaşmalar yolu ile bu ülkeler arasında “özel bir Ekonomik Stratejik Ortaklığın” gelişmekte olduğu açıkça görülmektedir. Ermenistan’la gergin ilişkileri yumuşatma gayretleri de kuşkusuz Batı ülkeleri nezdinde bu çerçevede değerlendirilecektir.
Sonuç itibariyle, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, Rusya ve Çin gibi ülkelerin de, Türkiye’nin kazanmakta olduğu belirgin rolü ciddiye almaları kaçınılmaz olacaktır. Ancak Türkiye’nin rol arkadaşları arasında, Sovyetler Birliğinin çökmesi ve Irak’ta Sünni hakimiyetinin Amerikan işgali ile bitirilmesi olaylarından sonra öneminin giderek arttığı görülen İran’ın da bulunduğunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir.
Nükleer araştırmalara ilişkin ağırlaştırılmış yaptırımlar konusunda ABD’nin işinin çok zor olacağı doğrultusunda yukarıdaki değerlendirme yapılırken, tüm bu faktörler de hesaba katılmıştır.
(Büyükelçi (E ) Nüzhet Kandemir, ABD Masası)