Kuzeybatı Afrika ülkesi Gine, askeri cunta lideri Musa Dadis Camara’ya karşı düzenlenen suikast girişimi ile dünya basınında dikkatleri üzerine çekmiştir. Suikast girişiminden hafif yara alarak kurtulan Camara’nın, başkentteki karargâhında yapılan ilk tıbbi müdahalenin hemen ardından, tedavi için Fas’a gittiği kaydedilmiştir. İletişim Bakanı Albay İdris Şerif, basına yaptığı açıklamada, Başkent Konakri’de, muhalif bir grup asker tarafından düzenlenen saldırıların arkasında, Camara'nın yardımcısı Aboubacar Diakite olduğunu ifade etmiştir. (Tıkla-1) Bu iddialar ile birlikte, uzun süre önce sinyalleri verilen, cunta içindeki görüş ayrılıkları bir kez daha gündeme gelmiştir.
Camara, Gine ordusunda adı pek duyulmamış bir albayken, 24 yıl boyunca başkanlık koltuğunu koruyan Lansana Conte’nin ölümünün ardından, Aralık 2008’de, askeri darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. Camara, darbeyi izleyen süreçte, Conte hükümeti tarafından sürekli ertelenen seçimlerin Ocak 2010’da yapılacağı ve böylece, ülkede demokrasinin en kısa sürede yeniden tesis edileceği sözünü vermiştir. (Tıkla-2)
Ancak Camara, önce seçimlerin ertelenebileceğini, ardından cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini açıklaması ile iktidarı bırakmaya niyeti olmadığının sinyallerini vermiştir. Zira son dönemlerde, cunta lideri Camara’nın, iktidara gelişinin tesadüf sonucu değil, kişisel nitelikleri ile açıklanması gerektiğini vurgulaması ve orta vadede uygulamayı hedeflediği politikalara yönelik değerlendirmelerde bulunması dikkatlerden kaçmamıştır. (Tıkla-3)
Camara’nın bu yaklaşımı, 24 yıllık baskıcı rejimin ardından “gerçek demokrasi” ile tanışmayı bekleyen Gine halkı için büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Son olarak cunta liderinin başkanlık seçimlerine aday olabileceğini açıklaması üzerine ülkede tepkiler hızla artmış ve 28 Eylül’de, Camara’yı protesto etmek isteyen yaklaşık 50 bin kişi, başkent Konakri'deki stadyumda toplanmıştır. Ancak demokrasi taleplerini dile getiren protestoculara müdahale gecikmemiş, ilk olarak polis, kalabalığı göz yaşartıcı gazla dağıtmak istemiş, ardından askerler sivil halka ateş açmıştır. Yaklaşık 160 kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddet olaylarının kontrolü dışında geliştiği yönündeki ısrarlarına rağmen Camara, uluslararası eleştirilerin odağı olmaktan kurtulamamıştır. Eylül katliamının ardından Batı Afrika Ekonomik Topluluğu(ECOWAS) ve AB’nin askeri yönetime karşı silah ambargosu kararının yanısıra Gine’ye seyahat etme konusunda sınırlandırmalar getirmiştir.
Uluslararası baskılar yoğunlaşmaya devam ederken, Camara yönetiminin iktidardaki konumunu korumaya çalıştığı, muhaliflerin ise ses tonunu biraz daha yükselttiği görülmektedir. Demokratikleşme vaatlerinin söylemlerden öteye geçemediği Gine’de, Camara’ya karşı düzenlenen suikast girişimini, ülkede tansiyonu daha da tırmandıracak bir gelişme olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Başkanlık seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, cunta içindeki ayrışmalar kendini bu tip zararlı faaliyetler ile göstermeye devam ederse, ülkede demokratik bir yapının ve istikrarlı bir siyasi ortamın tesis edilme şansının gittikçe azalacağı öngörülebilir.
(Özgün Arslan, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan)